Hazine nakit dengesi daha ocak ayında alarm verdi

Hatırlanacağı üzere, krizli 2020 yılında kötü yönetimle Merkez Bankası’nın swaptan arındırılmış net döviz rezervleri eksi 50 milyar dolara düşünce, Merkez Bankası Başkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı geçen yılın kasım ayında yenilenmişti.  Yeni Banka Başkanı Ağbal ve yeni Hazine-Maliye Bakanı Elvan görevlerini devraldıktan hemen sonra enflasyonu düşürmek üzere koordineli çalışma sözü vermişlerdi.

Ağbal kendi mecrasında yol aldı. Mecbur kalınan faiz artırımı yanında uygulamaya soktuğu ortodoks para politikasına bir de elinden geldiği kadar şeffaf bir söylem ekleyince, enflasyonda henüz yavaşlama başlamasa da TL önemli ölçüde değer kazandı. Fakat hem ekonomi teorisi hem de daha hafızlarda taze olan 2019-2020 yılı mali politika uygulama alanındaki hatalar, Ağbal’ın tek başına para politikasını sıkılaştırarak bir yere varamayacağını anlatıyor.  Para politikası sıkılaştığı zaman, maliye politikasının da sıkılaştırılması gerekiyor ki yüksek enflasyon artış hızında bir kazanım elde edilsin ve düşürülsün.

2019’da ve 2020 yılında farklı nedenlerle de olsa, Türkiye’nin maiye politikası aşırı gevşek taraftaydı.

2018 Ağustos kur krizinden çıkışta merkez bankasının faiz artırımları ile %25’e yönelen TÜFE enflasyonunu yeniden tek haneye yakınsamışsa da oluşan ekonomik daralma ortamının aşılması için 2019 boyunca destekleyici maliye politikası izlendi. Zaten 2019 Temmuz ayında parasal gevşemeyi başlatması için göreve getirilen kukla merkez bankası başkanı Uysal da, faiz indirimlerini 1200 puana yükselterek geçen seneki inanılmaz kötü ekonomik performansın mimarları arasında yerini aldı. Bugün varılan sonuç herkesin malumu: %15 TÜFE enflasyonu, yok olmuş döviz rezervleri, GSMH’nin %5’i kadar bir bütçe açığı ve tabi %6’ya varmış bir cari işlemler açığı.

Sorumlular ortada olmasa da, hatalar ekonomik zorluklar şeklinde elle tutulur haldeyken, şimdi yeni Başkan Ağbal’ın yaptığı doğru başlangıcı devam ettirmesi için Hazine-Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın vereceğini taahhüt ettiği desteğine ihtiyacı var.     

O zaman hemen Hazine’nin geçen cuma açıkladığı nakit bütçe verilerini mercek altına almak gerek.

1

Hazine nakit dengesi 2021 Ocak ayında TL26 milyar açık verdi.  Bu geçen senenin ocak ayında TL22,7 milyar fazla veren nakit bütçe açısından TL48.7 milyarlık bir savrulma anlamına geliyor. Grafikten de izlenebileceği gibi, Ocak 2021 verisiyle beraber 12-aylık toplam nakit bütçe açığı Aralık ayındaki yüksek TL181,9 milyarın da önemli ölçüde üzerine çıkarak TL230,7 milyara genişledi.  Söz konusu seviye herkesi rahatsız etmesi gereken büyük bir açık.

Diğer ana kalemler içinde ocak ayında faiz dışı dengenin TL4,9 milyar açık kaydetmesiyle 12-aylık toplam faiz dışı nakit bütçe açığı da önemli ölçüde büyüyerek Aralık’taki TL65,6 milyardan TL100,8 milyara sıçradı.

Çünkü Hazine’nin gelirleri TL91,6 milyar ile yıllık %23,6 düşerken, Ocak 2020’de TL97,2 milyar olan harcamalar ise bu yılın ilk ayında %21 arttı ve TL117,7 milyara oldu. Gelirlerdeki büyük daralma ile harcamalardaki büyük artışın detaylarına da bakmak gerekli.

Geçen seneki para ve maliye politika uygulamalarının tüm yanlışlığı içinde atılan yanlış adımlardan bir tanesi de kamu harcamalarına kaynak yaratmak için TCMB’nin nisan aylarında yaptığı Genel Kurulu’nu ocak ayına çekmek ve elde ettiği net TL44,7 milyar karı da hızla Hazine’ye aktarmaktı.  Dolayısıyla, Ocak ayında Hazine nakit gelirlerindeki daralmanın temel nedeni, bu sene yeni Bakan Elvan’ın benzer bir şark kurnazlığını tercih etmemesi temelde.  Bunun doğru yönetim için yapılan bir tercih olup olmadığı net değil henüz. Merkez bankası net karının 2020’de kur artarken net döviz pozisyonunu eksiye dönmesi nedeniyle TL20 milyarın altında kalması, Bakan’ı beklentilere zarar verecek bir adım atarak karı erken almaya motive edecek bir rakam değil.

2021’in devamında maliye politikası yönetiminde atacağı adımlar, Bakan Elvan’ın niyetini netleştirecek.

Geçen yılın ocak ayına göre %21,1 artan harcamaların dağılımında TL96,6 milyarın faiz dışı harcamalara, TL21 milyarın ise faiz ödemelerine yönlendirildiği açıklanmış.  Faiz dışı harcamalardaki artışın yıllık %8 ile enflasyonun neredeyse yarısı kadar, faiz harcamalarının ise geçen yıla göre %179 ile muazzam bir sıçrama kaydettiği rakamlarla ortada.  Bunun alamı da ilk bakışta savruk bir harcama politikası izleniyor gibi dursa da, harcamalardaki %21,1’lik büyümenin temel nedeni faiz artışları ve tabi geçen yıl mecbur kalınan yüksek iç borçlanma.

Bu verilerle bakınca Bakan Elvan’a hakkını vermek önemli keza yılın ilk ayında faiz dışı harcamalardaki artış oldukça sınırlı.  Ancak önce döviz rezervlerini yok edip ardından da COVID-19 kaynaklı kayıpları telafi etmek için kaynaklarını akıllı kullanmaya ihtiyacı olan Maliye’yi yüksek faiz harcamalarına kilitleyip elinin kolunu bağlayan eski yönetimin de herhalde bir hesap vermesi iyi olurdu.

Ancak Albayrak-Uslu ikilisinden gelen bir beyanat olmadığı gibi, bunca ölümcül hata adına Cumhurbaşkanı tarafından talep edilen bir açıklama ya da yaptırım da yok.

Ocak ayı nakit bütçesinde finansman tarafına dönecek olursak, oluşan TL26 milyarlık toplam nakit açığının neredeyse tamamının TL25,3 milyarlık net dış borçlanma ile finanse edildiği görülüyor. İç borçlanma net TL7,3 milyar ile çok daha düşük. Böylece yılın ilk ayında kur farkı da katıldığında Hazine’nin kasa/banka hesabında TL6,4 milyar nakit yaratılmış oluyor.

Senelik dış borçlanma hedefi USD10 milyarın üçte birini ocak ayında tamamlayan Hazine, Şubat-Nisan iç borçlanma programına göre finansman tarafında şimdi iç borca ağırlık verecek. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan Aralık ayında Meclis’te bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada 2021 iç borç çevirme oranını hedeflerinin %120 olduğunu söylemişti. Bunun anlamı Hazine’nin 2021 boyunca ödeyeceği TL449 milyar iç borcun %20 daha fazlası borçlanmaya giderek piyasadan TL541 milyar çekerek borçlanacak.  Geçtiğimiz yıl bu oran %149 idi.

Faizlerin yüksekliği, tahvillerin ortalama vade yapısı ve artan kamu açığı bir taraftan faizleri yukarıda tutarken, bir taraftan da ortadaki kıt kaynakları Hazine’nin reel sektör aleyhine emdiği anlamına gelecek.

Bakan Elvan, bu sene bütçe açığı GSMH oranında 2020’ye kıyasla önemli bir gerileme öngörmüyor.  Bu nedenle, maliye politikasından enflasyonu düşürmeyi hedefleyen sıkı para politikasına verilecek destek baştan sınırlı.  Ancak, yapılan harcamaların mecburen önemli ölçüde faiz harcamalarına gideceği düşünüldüğünde, aslında faiz dışı harcamalarda enflasyonist bir alan zaten elde kalmamış durumda. Tabi 2021’in diğer aylarındaki gelir/gider performansını da izlemek gerekli.

Bu da Türkiye ekonomisinin önemli temel sorunlarından bir tanesi. Geçen 2020’yi sınırları zorlayarak hem kamuda hem özel sektörde borçlanarak atlatan Türkiye ekonomisi, 90’lar tarzı bir fonlama şekline dönmesiyle orta vadede ortalama ekonomik büyüme hızını da aşağıya çekmiş; kendi kendini ayağından vurmuş oluyor.     


@Ahval Türkçe

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.