Hazine’nin borç ödeyecek parası kalmadı!

Seçim yolunda dağıtılan milyarlar ve piyasalardaki kriz nedeniyle borçlanamayan Hazine… Türkiye siyasi tarihinin en büyük virajına hazırlanırken, kamu maliyesi de iflas eşiğine geldi.

Bu hafta 13.6 milyar liralık borç ödemeye hazırlanan Hazine’nin kasasında sadece 16 milyar lira para kaldı. Bu paranın 7 milyar lirası döviz, 9 milyarı TL hesaplarında tutuluyor. Hem TL hem de döviz olarak Hazine hesaplarında tutulan kaynak uzun vadeli ortalamaların çok altında.

Eğer Hazine Mayıs ve geçen hafta yapılan borçlanma ihalelerinde olduğu gibi yine ‘pas’ geçerse Türkiye ekonomisi özel sektördeki krize ek olarak 2001’deki gibi bir kamu kriziyle karşı karşıya kalacak. Bu ayki ödemeler atlatılsa bile Temmuz’da gerçekleştirilecek 17.4 milyar liralık itfa öncesi Hazine’nin para sıkıntısı büyüyecek.

Türkiye ekonomisi hem iç hem de uluslar arası piyasalardaki gelişmeler nedeniyle büyük bir baskı altında kalırken, yeni bir stres tüneline daha giriyor.

Seçim ayına kasasında 50 milyar TL nakitle giren Hazine bu ay toplamda 14.3 milyar TL iç borç ödemesi yapacaktı. Söz konusu ödemenin 600 milyon lirası 13 Haziran’da yapılırken geriye kalan 13.6 milyar liralık bölüm ise 20 Haziran’da gerçekleştirilecek.

Ancak Hazine daha iç borç ödemesini gerçekleştirmeden seçim öncesi emeklilere dağıtılan ikramiyeler, kamu maaş ödemeleri ve diğer harcamalar nedeniyle kasasındaki TL miktarı 9 milyar liraya kadar geriledi.

Hazine böylece uzun süredir ilk kez yüklü bir iç borç itfası öncesinde ödeyeceği borçtan daha az TL kaynağıyla piyasaların karşısına çıkacak. Bu da faizi her ne olursa olsun borçlanma yapmasını zorunlu kılıyor.  

Hazine’nin Merkez Bankası’ndaki döviz hesaplarında ise 7 milyar lira, yani 1.6 milyar dolar bulunurken, bu rakam yılda 25 milyar dolar borç ödemesi yapan kamunun ihtiyaç akçesi olarak tutuluyor ve daha fazla düşürülmesi beklenmiyor.

Hazine borçlarını ödeyebilmek için umudu ise bu hafta yapacağı yeni borçlanma ihaleleri. Pazartesi ve Salı 5 ihale birden düzenleyerek piyasalardan para toplamaya çalışacak olan Hazine’yi ise oldukça gergin bir ortam bekliyor. 

Piyasanın Mayıs ayında iç borçlanma ihalelerinde başlayan talep eksikliği bu ay da sürerken, geçen hafta düzenlenen 1 yıl vadeli tahvil satışında Hazine faizi yüzde 19’a çıkarmasına karşın sadece 464 milyon liralık borç bulabilmişti.

Piyasa bu haftaki ihalelere ise daha büyük bir baskı altında giriyor. ABD Merkez Bankası FED’in faiz artırımı, Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişlemeyi bu yıl bitireceğini açıklaması ve gelişen piyasalardaki satış eğilimi nedeniyle dolarda son haftalarda sağlanan sakinleşme bitti.

Türkiye’nin bayram tatile girmesinin ardından dolar Türk Lirası karşısında üst üste 2 gün kapanış rekoru kırarak 4.73 liranın üzerine çıktı. Konuyu değerlendiren bir bankanın hazine operasyonları yetkilisi, ‘Seçim öncesi artan harcamalar beklenenin üzerinde oldu. Hazine’nin iç borç ödemeleri öncesi nakdini tüketmesi ihalelerin bıçak sırtında geçmesine neden olacak’ dedi.

Hazine’nin tahvil faizleri son 1.5 ayda 6 puana yakın artış yaşarken, faizdeki artışın henüz sonlanmamış olabileceğine dönük beklentiler bankalar ve yabancı yatırımcının ihalelere yüksek katılım gösterip portföy oluşturması için önemli bir engel oluşturuyor.

Aynı banka yetkilisi şunları söylüyor:

‘Kimse zarar edeceği bir malı almak istemez. Hazine faizleri şu an enflasyona göre cazip gözüküyor. Ancak politik gelişmeler ve uluslar arası likidite şartlarındaki sıkılaşma nedeniyle bu faizlerin daha fazla artmasına yönelik önemli bir beklenti de var. Eğer faiz daha da yükselecekse şimdi alınacak kağıtlar zarar yazacaktır. Dolayısıyla piyasa Hazine’ye yine yüksek miktarda borç vermek için faizlerdeki yükselişin en azından sakinleşmesini bekleyecektir. Seçim sonrasına dönük beklentiler ise en azından şu anda bunu engelliyor.’ 

Hazine faizleri yüzde 20’nin hemen altına kadar yükselip 2005 sonrası zirvesine çıkarken, özellikle seçim sonrasındaki makroekonomik politikalar ve enflasyon beklentileri yatırımcıların kararları üzerinde önemli bir etki yaratıyor.

24 Haziran öncesi başta enerji alanında olmak üzere ertelenen kamu zamları ile kamunun karşılıksız para basma anlamına gelen bir dizi teşvik uygulamaları enflasyonun daha da yükselebileceği endişelerini artırıyor.

Diğer taraftan Hazine ihalelerine doğrudan ve dolaylı olarak müşteri olan yabancı yatırımcılar açısından ise durum daha karışık. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 21 Mayıs’ta Londra’daki yatırımcılarla yaptığı toplantının ardından Türkiye’ye dönük endişeler artmış durumda.

Bu endişeler ise Erdoğan’ın yeniden seçilmesi halinde Merkez Bankası politikalarına daha fazla müdahale edeceği bunun da ülkeyi bir iflas ya da sermaye kontrolüne zorlayacağı konusunda yoğunlaşıyor.

Nitekim Bloomberg’in yaptığı ankette Erdoğan’ın açık ara seçimi kazanacağı yönündeki sonuçlar geçen Çarşamba günü piyasalarda panik yaratırken kur ve faizde hızlı dalgalanmalara neden oldu.

Türkiye’deki Merkez Bankası bağımsızlığının sürüp sürmeyeceği ve sermaye kontrolüne geçilip geçilmeyeceği konuları bu ay Türkiye’yi not indirimi için izlemeye alan Moody’s ve Fitch’in ön değerlendirme raporlarında da resmi olarak yer alıyor.

Bu yüzden Türkiye’den bu konulara ilişkin yapılan açıklamalar dünya piyasalarında artık daha yakından takip ediliyor. Bir süre öncesine kadar Türkiye’deki ‘iç politik söylem’ olarak değerlendirilen ve dış basında pek ilgi çekmeyen sözler daha çarpıcı etkilere neden oluyor.

Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sonrası Moody’s’e dönük operasyon yapacaklarına ilişki açıklamaları soğuk duş etkisi yarattı. Uluslararası finans elitine yayın yapana zerohedge sitesi bu açıklamaların ardından yayınladığı bir haber analizde Türkiye’deki Moody’s yetkililerinin ülkeyi terk etmesi tavsiyesinde bulunurken, Erdoğan’ın kendilerini tutuklatabileceği uyarısı yapıldı.

Ankara’dan bir kaynak ‘Erdoğan’ın açıklamalarından sonra ekonomi bürokrasinde seçim sonrası Moody’s’in Türkiye ofisine baskın yapacağı söylentileri başladı. Aynı İtalya’da olduğu gibi.’ dedi.

İtalya küresel kriz sırasında ülkenin ekonomik gidişatını sabote ettiği suçlamasıyla Moody’s’in ülkedeki ofisine polis operasyonu düzenleyerek kuruluşa gözdağı vermişti.

Bir bankada dış ekonomik ilişkiler müdürü olarak çalışan yetkili, konuyu şu sözlerle değerlendiriyor:

‘Bu tip açıklamalar durumumuz için çok yardımcı olmuyor. Zaten Türkiye’deki analistlerin iktidar korkusu nedeniyle objektif değerlendirmeler yapamadığına ilişkin haberler nedeniyle uluslar arası yatırımcılar karşısında zan altındayız. Şimdi değerlendirme yapmak isteyen bir derecelendirme kuruluşuna dönük bu tip söylemler bir tehdit olarak algılanıyor. Faiz ne kadar yüksek olursa olsun siz paranızı alamayacağınızı düşünürseniz borç vermezsiniz. Durum bu kadar net ve açık.’

Öte yandan uluslar arası yatırımcı kitlesi üzerinde önemli etki kapasitesi bulunan The Economist Dergisi’nde Cuma günü yayınlanan bir haber de, yabancı yatırımcı açısından Türkiye’deki çıkmazı gösteriyor.

Dergi  Merkez Bankası'nın 2 haftada 2 kez faiz artırmasına karşın yatırımcıların hala seçim sonrası atmosferden endişe ettiğini vurguluyor. Economist şu sözlere yer veriyor:

‘Yabancı yatırımcılar referendum sonrası cumhurbaşkanına yeni büyük güçler verecek, yargıyı politize ederek parlamentonun denetimini de zayıflatacak olan anayasa değişikliğinden dolayı zaten paniklemişti.Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilse bile parlamentoda iktidarı muhalefete devretmemek için yeniden erken seçim ilan edebileceği yönündeki dedikodular, endişeleri daha da artırıyor. Cumhurbaşkanı hala liranın düşüşü için yabancı ülkeleri suçluyor ve Türkler’e dövizlerinden kurtulmalarını söylüyor. Bir araştırmaya göre AK Parti seçmeninin sadece yüzde 4'ü liranın düşüşünden hükümet politikalarını sorumlu tutarken, yüzde 65'i bunu 'yabancı güçleri Türkiye'ye karşı operasyonu' olarak niteliyor.’

Dergideki bu sözler yabancı yatırımcıların Türkiye’nin büyümesi, hatta mevcut borçlarını çevirebilmek için ihtiyaç duyduğu yeni kaynakların gelmesinin önündeki en büyük engellerden olan güven sorununu gündeme getiriyor.

Hazine’nin kritik borçlanma virajı öncesinde Türkiye ekonomisi dış piyasalardan böyle gözükürken, iç piyasada da durum parlak değil.

Hazine’nin iç borçta en büyük finansörü olan bankalar sadece döviz değil, TL’de de bir likidite kriziyle karşı karşıya. Peş peşe gelen kredi notu indirimleri yüzünden dış borç kapıları önemli ölçüde kapanan bankalar, Mayıs ortasında başlayan bir mevduat çıkışı fırtınası nedeniyle zorlanıyor.

18 Mayıs – 1 Haziran arasında Türk bankacılık sisteminden 20 milyar liralık TL mevduatı çekilerek sistemden çıkarıldı. Yastık altına kaçan kaynaklar bankalarındaki toplam TL mevduatının yüzde 2’sini oluştururken piyasadaki TL sıkışıklığını da artırıyor.

Bankalararası piyasadaki gecelik faiz yüzde 18.5’le Merkez Bankası’nın yüzde 17.75 olan ortalama fonlama oranının üzerinde seyrediyor. Bankacılık sisteminin kaynaklarındaki daralmaya karşın bilanço genişleterek piyasaya fonlama yapan Merkez Bankası ise sınırlarına yaklaşmış durumda. Piyasaya yapılan net fonlamanın üst limiti bu ay 150 milyar liraya dayanırken, Mayıs’a göre 20 milyar liraya yakın artmış durumda.

Özetle son birbuçuk yıldır iç borçta ödemelerinden fazlasını borçlanan ve sağladığı kaynakları AKP’nin seçim çalışmalarına destek veren Hazine yolun sonuna yaklaşmış gözüküyor.

Bu nedenle önümüzdeki hafta ve gelecek ay yapılacak ihalelerinin sonuçları, Türkiye’de kur ve faiz artışıyla yaşanan piyasa  krizinin daha akut bir problem olan borçlanma krizine doğru evrilmesi riskini beraberinde getiriyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.