Tiny Url
http://tinyurl.com/y3lzzwkp
Zülfikar Doğan
May 15 2019

Hükümet, Merkez Bankası’nın 'kara gün parasına' göz diker mi?

Türk Ticaret Kanunu (TTK), şirketlerin her yıl net kârlarının 20’de birinin zor ve olağanüstü hallerde kullanılmak, ya da şirketin geliştirilmesi, yeni istihdam yaratılması vb. amaçlarla değerlendirilmek üzere “İhtiyat akçesi-yedek rezerv” olarak ayrılmasını zorunlu kılıyor. Bir anlamda “kara gün parası” olarak ayrılan bu paraların Devlet İç Borçlanma Senetlerine (DİBS) yatırılması zorunlu.

Yasa, bankacılık alanında faaliyet gösteren şirketler içinse Bankalar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve ana sözleşmenin zorunlu kıldığı yedek akçelerin dışında ayrıca yıllık kârın yüzde 5’inin, öngörülemeyen riskler, muhtemel zararlar karşılığı, ilave olarak ayrılmasını mecbur kılıyor.

Anonim şirket statüsündeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) da bu kapsamda, bilançosunun pasifindeki ‘yedek rezervler’ kaleminde önemli bir tutarı  “kara gün parası” olarak muhafaza ediyor.

2018 Aralık sonu itibarıyla, bilançodaki yedek rezervler tutarı 27,6 milyar TL idi. Yılbaşında, daha yılın birinci ayında olağanüstü düzeye varan bir bütçe açığı olasılığı belirince, Erdoğan hükümeti TCMB’nin nisan ayında yapılması gereken Genel Kurulu’nu, 18 Ocak 2019’da “olağanüstü” toplayıp, 37 milyar TL tutarındaki kârını üç ay erkenden avans olarak bütçeye aktardı.

Bu sayede ocak ayı bütçe dengesi 5,6 milyar TL fazlası verdi. Ancak bir defalık bu kâr sadece ocak ayını kurtarmaya yetti. Sonrasında şubat, mart ve nisan aylarında uygulanan seçim ekonomisiyle birlikte Ocak-Nisan 2019 dönemi 4 aylık bütçe açığı 54,4 milyar TL’yi aştı.

2019 bütçe yasasında yılsonu için hedeflenen açık tutarının 80,6 milyar TL olduğu dikkate alındığında, daha ilk dört ayda yıllık açık hedefinin yüzde 67,5’una ulaşıldı. Bu gidişle, kalan sekiz aylık dönemde yılsonu açık hedefinin iki, üç kat aşılması, diğer deyişle bütçenin iflası olasılığı belirginleşti.

Seçim ve ekonomik daralmayı aşmak, ekonomiyi canlandırmak için konutta, beyaz eşyada, mobilyada KDV, ÖTV gibi vergilerden vazgeçilmesi, bütçenin vergi gelirlerini geriletirken, diğer yandan seçim kazanma hırsıyla hesapsızca yapılan harcamalar, dağıtılan paralar bütçenin içini boşalttı.

Öyle ki bu gidiş, nisan-mayıs sonunda yılsonu bütçe açığı hedefine ulaşılması, hatta aşılması olasılığını gündeme getirince, Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetinin, Merkez Bankası’nın “zor günler” için bir kenara ayırdığı yedek akçesine el koymak dışında çaresi kalmadı.

Geçtiğimiz yılsonunda 27,6 milyar TL olan yedek rezervler tutarı, 2019 Nisan sonunda 40 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Ocak ayında el konulan 37 milyar TL’lik Merkez Bankası kârının ardından, şimdi de 40 milyar TL’lik yedek rezervlere el konulması halinde, beş ayda 77 milyar TL (yaklaşık 13 milyar dolar) hükümetin siyasi hesapları ve hedefleri uğruna harcanmak üzere, TCMB kasasından bütçeye aktarılmış olacak.

Yasa ile zorunlu kılınan yedek rezervlerin bütçeye aktarılabilmesi yasa değişikliğini gerektiriyor. Bunun için hükümetin acilen TCMB yasasını değiştirip “hükümetin ekonomideki olağanüstü hallerde, ihtiyaç halinde TCMB’nin yedek rezervlerini kullanması” yolunun açılması gerekiyor.

Bu yöndeki değişiklik teklifinin 23 Haziran’da yenilenecek İstanbul seçimlerinden önce TBMM’ye getirilerek süratle yasalaştırılması ve el konularak bütçeye aktarılacak TCMB kaynağının, seçim ekonomisinin finansmanında kullanılması hedefleniyor.

Erdoğan hükümetinin bugüne kadarki tüm ekonomik teamülleri bir kenara bırakarak, TCMB’nin kara gün parasına el koymaya hazırlandığı yönündeki Reuters haberine, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak olmak üzere yönetim suskun kaldı.  TCMB yönetiminden de herhangi bir yorum ya da açıklama olmadı.

Bu sessizlik, “sükût ikrardan gelir” sözündeki gibi, TCMB’nin kasasına bir kez daha göz dikildiğinin teyidi anlamına geliyor.  

Zaten rezervleri eksiye düşmüş, kamu bankaları üzerinden piyasalara döviz satarak  seçime kadar TL’yi tümüyle dibe batmaktan kurtarma ve zoraki ayakta tutma şeklindeki talimatı yerine getirmeye çabalayan TCMB’nin, iktidarın bu adımına direnme gücü de, iradesi de yok! O yüzden itibarı ve inandırıcılığı da yok.

Bütçe verilerinin devletin kasasının tamtakır boşaldığını göstermesi ardından, şimdi sıra TCMB’nin kasasını boşaltmaya geldi. Bir sonraki aşama, bir süredir yavaş ve sessizce yürütülen para basma uygulamasının daha da hızlandırılması ve banknot matbaasının 24 saat, dört vardiya, tam kapasiteyle çalıştırılması. Öyle ki, son bir aydır banka ATM’lerinden çekilen paraların hepsi yeni basılmış taze banknotlar.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak son açıklamasında, “ekonomide pozitif dengelenmenin ağırlık kazandığını, enflasyonun hızla düşeceğini, tünelin ucundaki ışığın büyüdüğünü” belirterek, “yakında kamu bankalarıyla birlikte düşük faizli, uzun vadeli, uygun koşullu yeni bir kredi paketini ilan edeceklerini” dile getirdi.

Reel ticari kredi faizlerinin yüzde 30’ları aştığı, TCMB’nin bile geçen hafta örtülü faiz artışına gittiği bir aşamada, İstanbul seçimlerinde AKP’nin siyasi zaferi için yine kamu bankaları feda edilecek. Geçtiğimiz ay sermayelerini güçlendirmek adına hazine tarafından kamu bankalarına verilen 28 milyar TL’lik DİBS karşılığında kredi muslukları açılarak, 23 Haziran’a kadar kalan 4,5 haftada “kredi bayramı” ile ekonomiye yoğun bakım ve suni teneffüs uygulanacak.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak ise Hazine ve Maliye Bakanının ‘Tünelin ucundaki ışık büyüyor’ sözlerinin, iflasa giden ekonomiyi gözlerden gizlemeyi amaçladığı görüşünde. Toprak “Bakanın söylediği gibi en kötüsü geride kalmadı, tam tersine en kötüsü daha yaşanmadı’ diyor.

Ekonomideki gelişmeleri değerlendirirken, ilk dört ayda bütçeden sadece faize ödenen tutarın, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 63,6 artarak 25,3 milyar TL’den bu yıl 38,4 milyar TL’ye yükseldiğine dikkat çeken Toprak; “Kamu bankalarına seçim sürecinde talimatla dağıttırılan düşük faizli kıyak krediler, iktidara yakın kişi ve şirketlere akıtılan kamu bankası kaynaklarıyla, 4 ayda Ziraat Bankası’nın 914 milyon, Halk Bankası’nın 514 milyon TL görev zararına uğratıldığını, diğer kuruluşlarla birlikte,  hazineye ve dolayısıyla millete ödettirilecek görev zararı toplamının dört ayda 2,3 milyar TL’ye ulaştığını” söyledi.

Ekonomik çaresizliğin hükümetin gözünü iyice kararttığını öne süren Erdoğan Toprak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İktidar, devletin kasası boşaldığı için bugüne kadar hiçbir hükümetin başvurmadığı, Merkez Bankası’nın olağanüstü haller için ayırdığı ihtiyat akçesine göz dikti. Buradaki 40 milyar TL’ye el koyup bütçeye aktarmayı planlıyor. Bunun anlamı, karşılıksız para basılması, iktidarın deyişiyle, ‘yerli ve milli’ paranın pula dönmesidir. Emekliye ödenecek Ramazan Bayramı ikramiyesine para bulunamadığı için bu yola gidildiği yönündeki haberler, ekonomi yönetimince yalanlanmadı.

Bütçenin yanı sıra sosyal güvenlik sisteminin de iflasın eşiğine geldiği SGK’nın son faaliyet raporuyla açığa çıktı. Hazineden yapılan 57,5 milyar liralık prim desteğine rağmen, SGK’nın 15,7 milyar TL açık vermesiyle, sosyal güvenlik açıkları için hazineden aktarılan kaynak 73,2 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Büyük bölümü AK Partili belediyeler olmak üzere, SGK’nın tahsil edemediği 83 milyar TL prim alacağı dikkate alındığında bu tablo, hem bütçesi hem de sosyal güvenlik sistemi, her yanı tel tel dökülen, neresinden tutsanız elde kalan ve iflası gizlenen bir devlet tablosudur."

S-400 anlaşmazlığında Trump’ın, İdlib’te Putin’in köşeye sıkıştırıp, geri adıma zorladığı, bir yandan Öcalan üzerinden ‘terör örgütü’ olarak nitelendirdiği  Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile pazarlığa mecbur kalan Erdoğan’ın, dışarıda ve içeride manevra alanı iyice daralıyor, siyasi, askeri ve ekonomik kayıpların kabarması ihtimali artıyor.

Hasarın daha da büyümemesi için yakın dönemde görünen tek çıkış yolu, şayet başarabilirse İstanbul’da YSK’ye baskıyla iptal ettirdiği seçimi alıp, kayıpların bir kısmını telafi ederek, hızla kontrolden çıkabilecek siyasi hasarın önünü kesmek ya da ertelemek.

Bunun içinde “dengelendiğini ve hızla normalleştiğini” iddia ettikleri ekonomide, bugüne kadar hiçbir hükümetin başvurmayı düşünmediği, sonuçları çok ağır olabilecek anormal bir yola başvuracak kadar gözünü karartıp, TCMB’nin kara gün akçesine el koyarak, çaresizliğini aşmayı amaçlıyor.