Can Teoman
Eyl 16 2019

Husi drone’ları Türkiye’nin cari fazlasını vurdu

Arap Yarımadası’nın güney ucunda dört yılı aşkın süredir tüm acımasızlığıyla sürmesine rağmen, dünya medyasında pek de yer bulamayan Suudi-Yemen savaşı, hafta sonu büyük bir sansasyonla milyarlarca insanın oturma odalarına kadar girdi. 

İran destekli küçük bir isyancı grup olan Yemenli Husi’lerin iki ayrı silahlı drone’la Suudi Arabistan’ın petrol tekeli Aramco’ya ait petrol tesislerini vurması, dünya enerji güvenliğinin büsbütün sorgulanmasına yol açan yeni bir süreci başlattı. 

Husiler daha önce Suud’lara ait çeşitli enerji tesisleri, havalimanları, şehirler hatta Batılı ülkelere hampetrol taşıyan tankerleri çoğunluğu İran yapımı füzeler ve insansız hava araçlarıyla vurmuştu. Ancak hiçbir saldırı Cumartesi akşamı yaşananlar kadar etkileyici düzeyde olmadı.

10’a yakın drone’un kullanıldığı son saldırıda Aramco’nun topraktan çıkartılan petrolü kükürtten ayırıp hampetrol haline getirdiği dev tesisler devre dışı kalırken bu olay nedeniyle ülkenin petrol üretimi felce uğradı. Petrolü, küresel çapta meta haline getiren fabrikaların devre dışı kalması nedeniyle ilk bilgilere göre Suudi Arabistan’ın üretimi yarıya indi. Hatta Pazar günü yapılan açıklamalarda üretimin büsbütün durduğu da açıklandı.

Ortaya çıkan zararın giderilmesi ve Suudi petrol üretiminin eski haline dönmesi için haftalarla hesaplanan bir süreç gerektiği belirtilirken, saldırıları dünya gündemine sokan ana gelişme ise petrol fiyatlarındaki yükselişti.

Türkiye gibi pek çok ülkenin gösterge olarak aldığı Brent türü petrol fiyatı, tarihin en büyük üretim kesintisi olarak adlandırılan olaya, yine tarihin en hızlı günlük yükselişiyle cevap verdi. Brent fiyatı pazartesiye yüzde 10 yükselişle 66 dolara çıktı.

Bu zaten uzun süredir durgunlukla boğuşan dünya ekonomisi için kötü bir sürpriz. Hem doğrudan enerji fiyatlarındaki artışla tüketicilerin alım güçlerini düşürecek bir şok, hem de düşük enflasyon nedeniyle durgunlukla bol bol faiz indirip para basarak mücadele etmeye alışmış küresel merkez bankaları açısından yeni bir handikap. Örneğin petroldeki bu ani artışın bugünlerde Merkez Bankası FED’i ‘Faiz düşür’ baskısı altına alan Başkan Trump için de kötü bir haber olduğu aşikar. Keza Türkiye gibi, siyasi yönlendirmeyle faiz indirim sürecini zorlayan ülkeler için de öyle. Bunlar kuşkusuz uzun vadeli ve yan etkileri içeren gelişmeler.

Diğer taraftan iki küçük drone’un yaptığı saldırıların yarattığı doğrudan ve akut etkiler de var.

Bunların ilki Suudi Arabistan’la ilgili. Öncelikle saldırıların yarattığı üretim düşüşü, Yemen savaşı nedeniyle giderek artan bütçe açıkları da düşünüldüğünde bu ülke açısından büyük bir sorun. Elbette hasarların kısa sürede giderilmesi bu etkiyi sınırlayacaktır. Ancak tek olumsuz yanı bu değil. Riyad yönetiminin bütçe açıklarını tedavi için büyük önem verdiği Aramco halka arzından hemen önce gelen böylesine bir darbe üretim kesintilerinin ortaya çıkardığı zararların çok ötesinde sonuçlara gebe.

Halka arzın ilk aşamasının Kasım ayında yapılması beklenirken, Suudi yönetimi halka arzda şirketin toplam değerinin 2 trilyon doların üzerinde oluşmasını bekliyordu. Oysa hali hazırda Dubai’de toplantı halinde bulunan halka arza aracı bankalardan sızan son bilgiler saldırıların şirketin jeopolitik riskini kalıcı olarak artırdığı, bunun da hisse arz fiyatlarında önemli bir değişikliğe sebep olabileceğini belirtiyor. Yeni hesaplamalara göre şirketin toplam değerinin 1.5 trilyon dolara kadar inebileceği yönünde bilgiler var. Bu da Aramco’nun yüzde 10’unu satıp 200 milyar dolar civarında nakit gelir sağlamayı hesaplayan Suudlar için büyük handikap.

Dolayısıyla saldırıların ortaya çıkardığı maddi zararlar kısa sürede çözülse bile, risk beklentilerindeki yükseliş Suudi Arabistan için daha uzun vadeli etkiler ortaya çıkartacak cinsten.

Öte yandan iki drone’un yol açtığı zararın küresel enerji piyasasında çıkardığı belirsizlikler de daha az değil. Her ne kadar son yıllarda rekorlar kıran kaya gazı-petrolü üretimi nedeniyle Suudi Arabistan üretim açısında ABD’nin ardına gerilese de (ABD günde 13, Suudi Arabistan 12 milyar varil), uluslararası piyasalar açısından bu ülkenin önemi çok da gerilemiş değil. Çünkü dünya petrol üretimindeki payı yüzde 5’e inen ülke halen uluslararası düzeyde satın alınan petrolün yüzde 16’sını tek başına ihraç ediyor ve bu alanda dünyanın bir numarası. Küresel ticarete konu günlük 43.9 milyar varil petrolün 7.2 milyar varili Suudi menşeli.

Bu rakamlar Suudi petrol arzındaki istikrarının süregelen savaş nedeniyle tehlikeye düşmesinin olası tehlikelerini büyütüyor.

Bir başka konu da saldırıların ardından ortaya çıkan yeni bölgesel riskler. İran destekli Husiler’in son atağı Ortadoğu’daki kırılgan görülen barışı yeniden zorlarken, bir bölgesel savaş olasılığı giderek yükseliyor. Oysa böylesine bir savaş dünya petrol ihracatının yüzde 45’ini tek başına yapan bir bölgenin bütünüyle kaybedilmesi tehlikesi, yani küresel bir ekonomik felaket riskini de beraberinde getiriyor.

Konuya bizim açımızdan, yani Türkiye özelinde bakıldığında ise riskler hiç de az değil. Öncelikle Türkiye dünyanın en büyük 18’inci ekonomisi olsa da kendi üretiminin çok düşük olması nedeniyle net petrol ithalatında her zaman ilk 10 içinde yer alan bir ülke. Ayrıca dünyanın en büyük doğalgaz ithalatçılarından olan Türkiye’nin bu alandaki ithalat fiyatları da hampetrol fiyatlarına bağlı bir formülle belirleniyor.

Bu nedenle petrol fiyatlarında her yüzde 10’luk artış yıllık 44 milyar dolar enerji ithalatı yapan Türkiye’nin faturasını doğrudan 4 milyar doların üzerinde artırıyor. Elbette enerji fiyatlarındaki artışın diğer mamül maliyetlerinde yarattığı artış bu faturayı artırıyor ve kabaca 6 milyar dolarlık bir maliyet çıkartıyor. Rakam Türkiye’nin son bir yılda yaptığı tasarruflar doğrultusunda ortaya çıkan 4.5 milyar dolarlık cari fazlanın üzerinde.

Husi saldırılarıyla ortaya çıkan yeni risk algısının petrol fiyatlarında yarattığı yeni trendin Türkiye’de enflasyon ve faiz oranları üzerinde çıkaracağı yukarı yönlü baskı ise kuşkusuz ayrı bir problem.

Sonuç olarak hafta sonunda ortaya çıkan şok, Türkiye ve onun iktidarının ekonomik planları için en hassas nokta olan enerji fiyatlarını oynatırken, şimdiden önemli problemler yaratmış durumda. Bundan sonrasını ise Ortadoğu’da hemen her gün değişen dengelerin nasıl şekilleneceği belirleyecek.