İflas çanı perakendeci için çalıyor: Hizmet sektörü çöküyor

Son bir ay içinde Türkiye’de pek çok kişinin tanıdığı Kemal Tanca ve Telpa adlı firmalar, düzensiz bir iflastan korunmak amacıyla mahkemelerden konkordato kararı çıkardı. Bu kararlar firmaların alacaklılar tarafından ani bir şekilde yağmalanmasının önüne geçmeyi amaçlıyor.

Telpa cep telefonu, Kemal Tanca ise ayakkabıcılık gibi birbiriyle ilgisiz sektörlerde faaliyet gösteriyor gibi görünse de aslında iki firmanın da yapısal olarak tıpa tıp aynı sorunları yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Her ikisi de ithalat ağırlıklı hammadde kullanıp, çoğunlukla döviz bazında kiraların yoğunlukta olduğu alışveriş merkezlerinde faaliyet gösteren, iç piyasaya odaklı perakendeci firmalar.

Türk Lirası’nın son iki yıl içinde yaşadığı erime başta kira olmak üzere temel işletme giderlerini hızla artırırken, Türk halkının çöküntüye uğrayan alım gücü de ciroları düşürdü. Bu durum her iki firmanın da temelde neden iflas sınırına geldiğini açıklayabiliyor.

Yaşanan maliyet ve ciro şokları sağlıklı da olsa perakendecilik yapan firmaların zora girmesi için yeterli bir neden sayılabilir. Ancak Türk perakende sektörü zaten yıllar boyu yaşanan AVM çılgınlığı sırasında gereksiz ve aşırı pahalı şubeleşme başta olmak üzere birçok hesapsız büyüme işine imza atmıştı.

Yani Kemal Tanca ve Telpa örneğinde olduğu gibi perakende sektöründeki çöküşlere münferit değil, ekonominin getirdiği birer trend olarak bakmak daha doğru. Çünkü Türk ekonomisindeki gelişmeler perakende sektöründeki çöküntülerin sadece Tanca ve Telpa gibi firmalarla sınırlı kalmayacağını anlamak için yeterli.

Perakendedeki çöküşlerin bir trend olduğunu ispatlamak için birçok veri var. Örneğin bir tümden gelim metodunu uygularsak, perakendecilerin de içinde bulunduğu hizmetler sektöründeki istihdam değişimi sorunun ne kadar büyük olduğunu göstermek açısından yeterli.

Cuma günü Ağustos ayı işsizlik rakamlarını açıklayan resmi istatistik ofisi TÜİK’e göre Türkiye’de işsiz sayısı son bir yıl içinde 980 bin kişi arttı. En büyük katkı 474 binle hizmetler sektöründen geldi. Bu alandaki işsiz sayısındaki artış ülkede en sorunlu iş alanı olarak adlandırılan inşaatın bile üç katını aşıyor.

Oysa Türkiye’de hizmetler sektörü denince ilk ve en çok akla gelen sektör turizm oluyor. Turizmde ise bu denli istihdam kaybı gerektirecek bir küçülme değil, büyüme var. Yani anlaşılıyor ki hizmetler sektöründeki kayıp tıpkı Kemal Tanca ve Telpa örneğindeki gibi iç ticarete odaklı büyüklü küçüklü perakende firmalarından geliyor.

Perakende ticaretteki sorunları göstermek açısından bir diğer veri de satış rakamları. Yine TÜİK’in Cuma günü açıkladığı Perakende Satış Endeksleri’ne göre Türkiye’de perakende satışlar 12 aylık küçülme döneminden sonra ilk kez Eylül ayında artıya geçti. Toplam cirolar yüzde 2.7 büyüdü. 

Ancak Türkiye’de enflasyonun hileli ölçüldüğüne dönük kuvvetli bir kanı ve karineler var. Bu nedenle yüzde 2.7 oranındaki enflasyondan arındırılmış ciro artışının firmaları rahatlatacak bir büyüme olup olmadığı son derece tartışmalı. Ayrıca sektör genelindeki bu artıya karşın gıda, mobilya ve elektrikli eşya gibi temel alanlarda küçülme hala sürüyor.

Perakendedeki sıkıntıyı görebilmek adına bir başka gösterge de kartlı harcama istatistikleri olabilir. Türkiye’de banka ve kredi kartıyla yapılan alışveriş tutarı son derece yaygın. Ülkede alışverişte kullanılan banka ve kredi kartı sayısı 220 milyonla erişkin nüfusun dört katına ulaşıyor. Her 10 kişiden 8’i alışverişlerinde kart kullanımını tercih ediyor ve nakit kullanımı son derece düşük. Bu yüzden kartlı harcamalar perakende sektörünün durumu açısından son derece canlı bir gösterge.

Buna göre kartla yapılan harcamalar Eylül sonunda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 arttı ve 76.5 milyar TL’ye ulaştı. Keza geçen yıl Ekim’de 81 milyar liralık kartlı harcamaya karşın bu yılın aynı ayında 72 milyar liralık harcama olduğu görülüyor.

Bu rakamlar gerçekliği tartışılan yüzde 9’luk enflasyon rakamına göre bile reel bir küçülmeyi ifade ediyor.

Bir de kamudan bağımsız özel sektörden gelen bir veriyi göz önünde bulundurursak, perakende sektöründeki durumun karamsarlığı daha da iyi ortaya çıkabilir. Türkiye 460’a yakın AVM ile Avrupa’da ilk sırada yer alırken bu merkezlerde yaklaşık 500 bin kişi istihdam ediliyor. Yani alışveriş merkezlerinden gelen veriler perakende sektörünün durumu açısından son derece önemli bir kanıt sayılabilir.

AVM yatırımcıları tarafından kurulan AYD adlı derneğin düzenli olarak açıkladığı AYM Ciro Endeksi verilerine göre Türkiye’deki alışveriş merkezlerinde harcanan para tutarı Eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.5 yükseldi. Bu enflasyondan arındırılmamış, cari rakam. Dolayısıyla reel ciroda artış değil kayıp var. Üstelik bu cirolar sektörde açılan bir dizi yeni AVM’ye karşın yaşanan bir gerileme. Yine AYM’nin açıkladığı verilere göre AVM’lerde kiralanabilir metrekare başına düşen ciro tutarı metrekare başına son bir  yılda nominal bazda yüzde 2 düşerek 1.348 TL’ye indi.

Rakamlar gösteriyor ki, Temmuz ayından bu yana faizleri indirerek iç piyasada bir canlanma hedefleyen Türk ekonomi yönetiminin işi hala çok zor.

Diğer taraftan elbette faizlerin indirilip borçlanma koşullarının rahatlatılması ekonomide harcamayı artırmak için önemli bir adım. Ancak tek başına yeterli bir adım olmadığı da aşikar. Türk hane halkı açısından kolay borçlanmak bir yana, düşen harcanabilir gelirler daha önemli bir parametre. 

Düşen gelirlerin önümüzdeki dönemde artacağına ilişkin herhangi bir işaretin bulunmaması ve ülkede giderek büyüyen işsizlik stresi iç piyasadaki canlanma umutlarının önündeki en büyük engel. Buna ek olarak bankaların önümüzdeki dönemde tüm sorunlu kredilere dönük tahsilat izni için gerekli hazırlıkları tamamlaması nedeniyle, perakende sektöründeki firmalar açısından fırtınalı günlerin geldiğini söylemek yanlış bir tahmin olmaz.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.