İktidarın 'yap-boz' ekonomisi: 15 Eylül'de alınan karar 16 Ekim'de kalktı

Yeni yönetim sisteminin en belirgin özelliklerinden birisi başta ekonomi olmak üzere hemen her alanda ‘yap-boz’ ya da ‘deneme-yanılma’ yöntemiyle alınan kararların sıklıkla değiştirilmesi. Bu yüzden de yarın ne olacağı, sabah kalkıldığında nasıl bir kararla ya da uygulamayla karşılaşılacağı öngörülemediği için sistem aynı zamanda ataleti besliyor. İşletmeler, iş insanları, çalışanlar ve hemen her kesimden insanlar hareketsiz kalmayı, adım atmamayı, beklemeyi tercih ediyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan ve gıda maddelerinin üretiminde, tüketiminde, dağıtımında, denetiminde yeni mekanizmaları devreye sokmayı öngören torba yasa teklifi TBMM gündemine geldikten sonra yoğun tartışmalara neden oldu. GDO’lu, hormonlu gıdalarla ilgili denetimleri gevşeten değişikliklerin dışında asıl dikkat çekici olan, gıda maddeleri, ürünler ve beslenme alışkanlıklarıyla ilgili olarak yapılacak açıklamalar, eleştiriler, uyarılar, haberler konusunda ağır para ve hapis cezalarının değişiklik teklifinde yer almasıydı.

Aynı zamanda Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yasasında da değişiklik öngören teklif, gıda konusundaki haberler, yorumlar, iddialar ile beslenme alışkanlıklarını etkileyebilecek açıklama ve yayınlar için RTÜK’e ekran karartma, yayın durdurma, radyo, televizyon ve internet haber organlarına ağır para cezaları kesme yetkisi veriyordu.

Bir anda ortalığı karıştıran değişiklik teklifine yönelik ortaya çıkan yaygın tepkiler ve sağlıksız gıda ve beslenme konularına sansür uygulanacağı eleştirileri ardından Cumhurbaşkanının talimatıyla yasa teklifi ‘şimdilik’ geri çekildi. Ancak daha önce sosyal medya ve internet konusundaki düzenlemelerin de tepkiler üzerine geri çekilip, üç ay sonra tekrar gündeme getirilerek hızla yasalaştırıldığını anımsadığımızda gıda sahtekârlıklarına yönelik sansür düzenlemesinin de tepkiler biraz dindikten sonra bir gece yarısı hızla meclise getirilip yasalaştırılmasına hazırlıklı olmak gerek.

Bir başka tepki çeken adım Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikle atıldı. Bütçede şeffaflığı büyük ölçüde ortadan kaldıran, iktidara yakın müteahhitlere verilen Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projelerinin dövize endeksli garanti ödemeleri için ayrılan kaynağın bütçede artık yer almamasını içeren değişiklik büyük tepkiye yol açtı. Köprü, otoyol, tünel, havaalanı, Şehir Hastaneleri vb. KÖİ projeleri için müteahhitlere verilen dolar-euro endeksli hazine garantileri bütçe kaynaklarını silip süpürdü. Özellikle bu yıl korona salgını nedeniyle ekonominin uzun süre büyük ölçüde kapanması, sokağa çıkma yasakları nedeniyle uçuşların, şehirlerarası ve şehir içi seyahatlerin durması yanında, döviz kurlarındaki hızlı yükseliş, garanti ödemelerini olağanüstü boyutlara taşıdı. 

Salgın nedeniyle bütçe ödenekleri hızla eriyen Sağlık Bakanlığı diğer yandan da Şehir Hastanelerinin kira ve garanti ödemelerine para yetiştiremez konuma geldi. Toplumun tüm kesimlerinden yükselen tepkiler karşısında iktidar sessiz kalmayı tercih ederken, getirilen yasa değişikliğiyle artık KÖİ garanti ödemelerini ayrıntılı şekilde bütçede görme imkânı azalacak. Zaten anlamsız hale gelen Sayıştay ve TBMM denetimi daha da zayıflayacak. 

Burada asıl ilginç olan getirilen bu değişiklik teklifine tepki gösteren muhalefet, genel kuruldaki görüşmeleri engellendi. İktidar ittifakına mensup milletvekilleri genel kurula katılmak yerine, kendi işlerinin peşine düşünce, toplantı yeter sayısı sağlanamadı ve oturum kapandı.

Muhalefet içtüzüğün tüm imkânlarını kullanarak engellemeyi sürdürdü. Bunun üzerine yasa değişikliğinin kolayca meclisten geçirileceğini hesap ederek 17 Ekim’de meclise sunulması anayasal zorunluluk olan 2021 bütçesini değişikliklerin yasalaşacağı varsayımıyla hazırlayan iktidarda panik yaşandı. İktidara mensup milletvekilleri adeta evlerinden, bürolarından toplanıp genel kurula getirildi ve değişiklikler gece yarısı yasalaştırıldı.    

Ancak ekonominin nasıl yönetildiği, kararların nasıl alındığı, kararlardaki öngörüsüzlük ve deneme-yanılma keyfiliğinin hangi noktaya ulaştığının en somut örneği, ihracata yönelik olarak uygulamaya konulan Randevulu Sanal Sıra Sistemi (RSS) ile açığa çıktı.

Geçtiğimiz ay 15 Eylül’de yürürlüğe giren RSS ile sınır kapılarından ihraç mallarının geçişinde dijital uygulamaya geçilerek, uluslararası nakliye şirketleri ve ihraç mallarını taşıyan TIR’ların önceden elektronik randevu sırası alarak sınır kapılarından geçişlerinin hızlandırılması öngörülüyordu.

İlk olarak Türkiye’nin Avrupa’ya açılan en büyük sınır kapısı Kapıkule’de pilot uygulaması başlatılan RSS, aksine tam bir kaos ve kargaşaya yol açtı. Mevcut sistemle entregre edilmeyince doğru düzgün çalışmayan RSS yüzünden, geçmişte Yunanistan ve Bulgaristan’ın bürokratik engellemeleriyle sınır kapılarında oluşan TIR kuyrukları, yerini Türkiye’den çıkamayan ihraç malı yüklü TIR kuyruklarına bıraktı. 

Tıkanan RSS yüzünden ihraç TIR’larının Türkiye’den çıkamadan ortalama bekleme süresi 98 saate (4 gün) ulaştı. AB’den gelen mal siparişlerinin artmasına karşılık, TIR’lar Türkiye’den çıkamaz hale geldi. Yani, bir yandan turizmden gelecek döviz gelirini kaybeden diğer yandan tüm umudunu ihracat artışına ve buradan gelecek dövize bağlayan iktidar, uygulamaya koyduğu RSS sistemiyle kendi ihracatçısının ayağına kurşun sıkan konumuna geldi.

Gümrük sistemine entegre edilmediği için uluslararası taşımacılık şirketleri ve TIR şoförlerini büyük sıkıntıya sokan dijital RSS sistemine ihracatçılar da tepki göstermeye başlayınca, Ticaret Bakanlığı ile uluslararası nakliyeciler ve ihracatçıların resmi kuruluşları UND ve TİM yetkilileri sınır kapılarında inceleme yaparak tabloyu yerinde gördü.

Ardından 15 Eylül’de yayınlanan RSS kararı 16 Ekim itibarıyla uygulamadan kaldırılarak sistem askıya alındı ve eskiye geri dönüldü. Şimdi Türkiye’den çıkamadan sınır kapısında bekleyen ihraç TIR’larını azaltmak için Bulgaristan ve Yunanistan sınırında yeni sınır kapısı açılması, Bulgaristan sınırında sadece özel araç geçişlerine ayrılan Dereköy kapısının TIR geçişlerine de açılarak geçen araç sayısının artırılması, geçiş sürelerinin kısaltılması planı devreye sokuluyor.

İhracatı artırmak ve hızlandırmak için uygulamaya konulan ancak bir ayda ihracatın önünde adeta bariyer oluşturan RSS, iktidarın bugüne kadar önce alıp sonra yürürlükten kaldırdığı kararlardan sadece birisi. Özellikle ekonomide sıklıkla değiştirilen kararların aynı zamanda ağır ekonomik faturası, yol açtığı ciddi kayıplar söz konusu. Nitekim 15 Eylül’de yürürlüğe girdikten sonra uygulamada kaldığı bir ayda adeta ihracatın durmasına yol açan RSS sisteminin yol açtığı gecikmelerden ötürü ortaya çıkan kayıpların da hesabı yapılamıyor.


 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.