Sezai Temelli
Şub 08 2018

İktisadi kriz altında faşizmin kurumsallaşması

 
*Sezai Temelli
 
Bugün içinde yaşadığımız kriz siyasi, toplumsal yönetsel ve iktisadi boyutlarıyla düşünüldüğünde topyekûn bir kriz sarmalına işaret etmektedir.

Bu büyük krizin ve içine sürüklendiğimiz faşizm döngüsünün belki de en önemli dönüm noktası 2008 küresel kriziydi. 2008 krizini teğet kabul eden akıl, son on yılda ülkeyi sadece iktisadi olarak değil, siyasi ve yönetsel olarak da büyük bir çıkmaza sürüklemiştir. 

Unutmamak gerekir ki, faşizm mekaniğini çalıştıran en önemli dinamiklerin başında ekonomi gelir. Faşizmin kurumsallaşmasına giden yolun nasıl bir seyir izlediği bu kısa tarih okumasında olanca çıplaklığıyla görmemiz mümkün.

Yükselen piyasalardan kırılgan ekonomilerin daimi müşterisi haline gelmiş bir ekonomi, siyasi krizin kaçınılmazlığını da beraberinde getirdi. AKP iktidarda olmanın yarattığı avantajlara bağlı olarak hızla ve haksız zenginleşti, yolsuzluğu olağanlaştırdı, yeni sermaye sınıfıyla olan güçlü bağları ile çarpık bir birikim rejimi yarattı. AKP, iktidardan uzaklaşmaktansa ülkeyi felakete sürüklemeyi tercih etmiştir.

Ekonominin son bir yılda sergilediği dramatik gelişmeler, iktisadi zor ile faşizm arasındaki ilişkiyi daha da belirginleştirdi. Neoliberal dönemin piyasasının özgürlükle kerhen flört ettiği bir demokrasinin dahi sürdürülemez noktaya evrildiği bir sürecin içindeyiz. 

Çoklu krizin belki de en belirgin, ölçülebilir olanı son yıllarda ekonomide yaşanan gelişmelerdi. Büyüme rakamı tahminleri şimdi %7’ye tırmandı diye sevinenler, bu büyümenin ne denli büyük sorunları barındırdığını toplumdan gizleme peşinde. 

Yüksek faiz, yüksek kur, aşırı borçlanma ve fon kullanımı, buna bağlı verimsiz yatırımların finansmanına bağlı yoksullaştırıcı bir büyüme döngüsü içindeyiz.

Bütçe finansmanı tamamıyla krizin sürdürülebilirliğine, büyümenin şişmesine ve iktidara vakit kazandırmaya yönelik. 2017 bütçe açıkları 2018 yılında da artarak sürdürülecek ve hazine aşırı borçlanma mekanizması da dâhil olmak üzere piyasaları fonlamaya devam edecektir. 

Diğer taraftan Varlık Fonu üzerinden de bir kaynak girişi yaratılmaya çalışılmakta. Adeta paralel bir hazine ve bütçe hayata geçirildi. Son KHK’ler bunun yolunu açtı. 

Kamu kaynakları yasa tanımaz bir akılla değersizleştirilmekte, maliyetine ise zamlar ve vergi artışları yoluyla yoksul halklarımız ve emekçiler katlanmakta. Giderek artan bir yoksulluk ve işsizlik bunun en bariz göstergeleri. Dünyada gelir ve servet dağılımı en adaletsiz ülkeler sıralamasında ilk ıralarda yer almaktayız.

Diğer taraftan, özel sektörün dramatik borçlanması, döviz kurlarının hızla yükselişi, enflasyonun hareketlenmesi, çarpık büyüme sorunsalı, yoksulluk ve işsizlik rakamlarının son on beş yılın en kötü rakamlarına ulaşması iktisadi dinamiklerin gelişimi kadar politik olarak içine sürüklendiğimiz risklerden de kaynaklanmakta. 

Faiz kur ilişkisini faiz lobisine bağlayıp ekonomiyi kendi politik tahayyülüyle açıklama derdi, jeopolitiği bir türlü okuyamama meselesidir.

Türkiye'de işsizlik oranı, %11’e yükseldi, işsiz sayısı 3 milyon 700 bin kişiye ulaştı. Tarım dışı işsizlik ise yaklaşık yüzde 14. Genç nüfus işsizliği ise yüzde 21 gibi çok yüksek bir orana ulaşmış durumda. 

Bu rakamlar resmi, resmi olmayan rakamlar daha da yüksek. Resmi olmayan rakamların daha güvenilir olduğunu düşünmemiz için TÜİK’in kendisi bile yeterli, kaldı ki tüm ekonomi bürokrasisi Saray’a yaranmak için TÜİK ile yarış halinde. İşsizlik rakamlarının geldiği düzey, resmi olsun olmasın artık derin bir krizin içinde olduğumuzu gösteriyor.

Diğer taraftan döviz kurları sürekli olarak yükseliyor ve TL’nin değer kaybı durdurulamıyor. Merkez Bankasının tüm tartışılır müdahalelerine rağmen kurların yükselişi devam edecek. MB müdahalesiyle baskılanan kurlar çok daha yüksek maliyetlerin bugünden yaratılmasına neden olmakta. 

Bir başka önemli sorun da kuşkusuz enflasyon. Enflasyon çift haneli rakama bu yıl, uzun süreden sonra geçiş yaptı. Kaldı ki, emekçilerin ve yoksul kesimlerin tüketim sepetleri dikkate alındığına enflasyon çift haneli düzeye çoktan ulaşmıştı. 

Resmi rakamların bunu geciktirmesi veya sepet ile oynayarak enflasyonu düşük göstermesi yaşanan fiyat artışlarını, zamları ve satın alma gücünün özellikle düşük gelirliler için hızla erimesini saklayamıyor.

2018 Bütçesi ise tam bir adaletsizlik bütçesi. Savaş bütçesi olarak da niteleyebileceğimiz bütçe, Türkiye’nin yapısal iktisadi sorunlarına çözüm getirmek yerine bu sorunları derinleştirecek niteliktedir. Efrin işgal girişimi bütçenin neden savaş bütçesi olarak yapılandırıldığını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. 

Artan kalemler güvenlik ve savaş kalemleri olurken, bütçe de tasarruf edilen kalemler sağlık, sosyal güvenlik ve eğitim kalemleridir. Bu anlayış bile nasıl adaletsizlik üreten bir mekanizma ile karşı karşıya olduğumuz gösteriyor. 2017’ye en fazla renk veren kavramın adalet olduğu düşünüldüğünde, yaşanan adaletsizliğin boyutu da kendiliğinden anlaşılmakta…

Adaletsizlik, bu ülkede yaşamın her alanında fazlasıyla mevcut. AKP, devraldığı adaletsizlikleri karşıtlıklar zemininde yoğurarak kendisi için temel politik stratejiye dönüştürdü. 

Yoksulluğun yönetilmesi ve savaşın sürdürülebilirliği örneklerinde olduğu gibi, toplumsal yapıdaki karşıtlıkların gergin bir hatta tutulması ve buna bağlı olarak hâkim siyasetin var edilmesi, adaletsizlik görüntülerinin belirgin ve kalıcı hale gelmesine yol açtı.

Bugün faşizm kurumsallaşırken buna karşı demokrasi mücadelesini yükseltmek ne denli önemli bir siyasi hamle ise, bunun başarılabilmesinin en önemli ayaklarından biri de iktisadi alanın demokratikleştirilme mücadelesidir. 

Başta bütçe hakkı olmak üzere, tüm sosyal ve iktisadi hakların eşitlikçi bir dağılım mekanizmasıyla hayata geçebilmesi ancak iktisadi alandaki karar mekanizmalarının içinde emekçilerin ve halkın olması ile mümkündür. 

Bu olmadığı sürece, eşitlik körü bir sistem olan kapitalizmin ve onun yeniden üretiminden sorumlu iktidarların gideceği yol faşizmin kurumsallaştırılması yolu olacaktır. 2017 bu anlamda 2018’e büyük derslerle dolu bir bakiye bıraktı.

Sezai Temelli: HDP İstanbul Milletvekili ve MYK üyesi