IMF eski yetkilisi uyardı: Türkiye'deki krizin küresel yansımaları olabilir

İşsizlik, yüksek enflasyon, cari açık, Merkez Bankası (MB) döviz rezervlerinin erimesiyle daha da görünür hale gelen döviz krizi, yabancı sermayenin ülkeyi terk etmesi ve daha birçok sorunla boğuşan Türkiye ekonomisinde olası bir derin krizin, küresel ekonomik sisteme de olumsuz etkileri olacağı yorumları yapılıyor.

IMF Kalkınma Politikası ve Gözden Geçirme Bölümü eski Direktör Yardımcısı Desmond Lachman, John Kearns ile ‘The Bulwark’ta ortaklaşa kaleme aldığı makalede, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen ekonomi politikalarını eleştirdi.

“Erdoğan’ın berbat ekonomi deneyi” başlıklı yazıda, Türk ekonomisinde yaklaşan bir krize ve bu krizin küresel ekonomik sistemde neden olabileceği tahribat endişesine dikkat çekildi. 

Ekonomi yönetiminin uyguladığı yanlış politikaların eleştirildiği makalede, Erdoğan’ın yüksek faiz oranlarının enflasyonu tetiklediği yönündeki ısrarı ve Türk Lirasının değerini koruma girişimleriyle, Nobel ödüllü ekonomisti Milton Friedman gibi dünyanın önde gelen ekonomistlerinin öğretilerini alaya alır şekilde hareket ettiğine dikkat çekildi.

Yazıda şu detaylar dikkat çekti:

“Kontrollü makro ekonomi politika deneylerine pek sık rastlanmaz. Ancak Erdoğan’ın Türkiye’de uyguladığı alışılmamış ekonomi politikaları bize makro ekonomik sistemin nasıl işlediğini daha iyi anlamada yardımcı olabilir ancak sonuçları itibariyle bu politikaların Türk halkına maliyeti hayli yüksek olacağa benziyor.

Nobel ödüllü ekonomist Milton Friedman, enflasyonun her zaman ve her yerde mali bir olgu olduğunu belirtiyor. Friedman aynı zamanda, tek taraflı müdahale ile döviz kurunu sabitlemeye çalışan ülkelere de şüpheyle yaklaşıyor. Friedman’ın bize hatırlattığı başka bir şey ise, ülkelerin para arzını kontrol etme ve döviz kurunu sabitleme çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığı.  

Erdoğan’ın ise farklı bir teorisi var. Onun dünyasında, para arzını kontrol eden yüksek faiz oranları enflasyon için bir çare değil aksine bir sebep. Aynı zamanda, döviz kurunu sabitlemenin iyi bir fikir olduğunu düşünüyor ki; aslında bu yaklaşım ülkenin zaten kıt olan döviz rezervlerini daha da azaltabilir. İlaveten, Erdoğan temel ekonomik prensiplerden saparak, sağlam bir ekonomi yönetimi için hayati öneme sahip bütçe disiplininin de gerekli olmadığı kanısında.

Erdoğan son 18 aydır, Covid-19 salgını nedeniyle iyice zayıflayan ekonomiye canlılık kazandırmak için Merkez Bankası’nın keskin biçimde faiz indirme kararlarına bel bağladı. Merkez Bankası da Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda, Kasım 2019’dan bu yana faiz oranlarını yüzde 24’ten yüzde 8.5 seviyesine düşürdü. Bunu ekonomik tüketim ve inşaat sektörlerinde bir canlanma öngörerek gerçekleştirdi.

Merkez Bankası’nın bu eli açıklığı para arzında patlamaya neden oldu ve geçen yıldan bu yana para arzı yüzde 40 arttı. Bir diğer sonuç ise, enflasyonun yüzde 12 seviyesine çıkması ve faiz oranlarını negatife çevirmesi oldu. Dolayısıyla, kamudaki ödeme dengeleri üzerinde kaydadeğer bir baskı oluştu ve kamunun ABD dolarında güvenli bir liman aramasına neden  oldu.

Ülkenin önemli döviz kuru kaynaklarına odaklanma ve enflasyon sorununu çözmek yerine, Erdoğan Merkez Bankası’na talimat vererek TL’nin değer kaybını önlemesi için döviz kuru piyasasına yoğun biçimde müdahale etmesini istedi. Aynı zamanda Merkez Bankasını, kamu bankalarından dolar borçlanarak piyasalara müdahaleyi finanse etmesi için cesaretlendirdi. Sonuç olarak Merkez Bankası döviz rezervini saçıp savurdu ve şimdi eksi 30 milyar dolar uluslararası rezerv pozisyonuna sahip. Yani elinde olandan daha fazlasını kamu bankalarına borçlu. Bu tablo, Türkiye’nin son 20 yıldaki en zayıf döviz pozisyonu.

Türkiye'nin, ağır bir borç yükü altında yükselmekte olan tek ekonomi olmadığı bir tabloda, Türk bankacılık krizi ile eş zamanlı borç yükümlülüklerini yerine getiremeyen şirketlerin neden olacağı bir dalga, küresel finans sistemini de olumsuz etkileyecektir.

Küresel ekonominin ve özellikle de Erdoğan’ın politikalarının ceremesini çekmek zorunda kalan biçare Türklerin selameti için, Erdoğan'ın, Friedman ve diğer ekonomistlerin yanıldığı kanıtlayacağını umalım."