Kamu bankalarının hayal tacirliği: Kira öder gibi ev sahibi olmak!

 

Hükümet önce Temmuz başında Türk-İş ile kamuda çalışan yüzbinlerce işçi için, 1 Ağustos’ta da üç memur konfederasyonuyla yaklaşık 4 milyon memur için toplu sözleşme ve toplu görüşme masasına oturdu.

Türk-İş ile yapılan ilk görüşmede 3 bin TL’ye kadar olan maaşlara 60 TL seyyanen zam ve yüzde 5’lik ücret artışı ile gelen hükümeti protesto eden sendikacılar masayı terk etti. Hükümeti kendileriyle alay etmekle suçlayan işçi temsilcileri, gerekirse genel greve gideceklerini ilan ettiler.

Memurlar adına ise önce muhalif Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) yüzde 38 zam, ikramiye, refah payı vb. taleplerini açıkladı.

MHP yanlısı Kamu-Sen ilk ve ikinci altı ay için yüzde 10 zam talep ederken, bayram ikramiyesi ve refah payı istedi.

İktidarın destekleyip büyüttüğü en çok üyeye sahip Memur-Sen ise iktidarı en çok kollayan yüzde 8 zam talebiyle masaya oturdu.

Üç konfederasyonla müzakereler başlamadan önce KESK üyelerinin Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde iktidara yönelik protestosu, polisin sert müdahalesi, coplar, biber gazı, plastik mermi ve gözaltılarla bastırıldı.

Sonrasında başlayan müzakerelerde iktidar daha önce yüzde 5 olarak açıkladığı zam teklifini bir puan artırarak yüzde 6’ya yükseltti. Üç konfederasyon da buna tepki gösterdi ve ilk tur görüşmeler anlaşmazlıkla sonuçlandı.

Aslında işçiler anlaşamazsa grev, genel grev hakları var ama memurların böyle bir hakkı yok. İktidarın verdiğine evet demezlerse, konu Kamu Çalışanları Toplu Görüşmeleri Hakem Heyeti’ne gidecek. Hakem heyetinin vereceği karar nihai ve itiraz hakkı yok. Dolayısıyla kamu çalışanlarının toplu görüşme (dikkatinizi çekerim, toplu sözleşme değil toplu görüşme) müzakereleri 31 Ağustos’a kadar öyle veya böyle ister anlaşarak ister hakem heyeti kararıyla sonuçlanacak. Memurlar önümüzdeki iki yıl bu verilecek zamlara mahkûm olacak. Memur emeklileri de aynı oranda zam alacak.

Kaldı ki, işçiler anlaşmazsa ve grev kararı alırsa da farklı bir şey olmayacak. Cumhurbaşkanı kararıyla genel sağlık, güvenlik vb. gerekçelerle iktidarın 60 gün süreyle grevi erteleme hakkı var. Bu 60 günde de işçiler ya iktidarın dediklerini ve verdiklerini kabul edecek ya da bir kez daha grevleri ertelenecek.

Dolayısıyla ister memur ister işçi ister sözleşmeli ister taşerondan kadroya geçmiş olsun, Türkiye’de çalışanlar için enflasyona ezilmek bir yana sefaletten kurtulmanın yolu ufukta görünmüyor.

İktidarın 3 bin TL ücrete 60 TL seyyanen zam önerdiği bir ortamda, Cumhurbaşkanı talimatıyla faiz indiren Merkez Bankası’nın ardından kamu bankaları da art arda faiz indirmeye başladı. 

Ziraat, Vakıfbank ve Halkbank tüketici kredisi ve konut kredisi faizlerini indirip yeni kampanyalar başlattı. Özel bankaların uğrayacakları zararı “görev zararı” yazıp, hazineye yıkma şansları olmadığı için henüz konut ve tüketici ya da otomotiv kredisi faizlerinde kamu bankaları kadar “cömert” indirim yapamıyorlar.

Üç kamu bankası, konut kredisi faizini aylık yüzde 1,45’ten yüzde 0,99’a indirirken 500 bin TL’ye kadar olan kredilerde de vadeyi 120 aydan 180 aya, yani 15 yıla uzattılar.

31 Mart seçimlerinden sonra doğrudan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına bağlanan iktidar kontrolündeki devletin resmi haber ajansı da “Kira öder gibi ev sahibi olun” başlığıyla bu müjdeyi haberleştirdi.

Kamu bankaları kendileriyle aktif olarak çalışan konut sektörü firmalarının, diğer deyişle iktidara yakın, iktidara güvenip elinde konut stoku yığılmış, batmak üzere olan ve kurtarılmayı bekleyen müteahhitlerin ise katkı payı ödemeleri durumunda müşterilerine yüzde 0,79 faiz ile kredi kullandıracağını ilan etti. 

Aynı kampanya 31 Mart seçimlerinden önce de yapılmış, kamu bankaları konut kredisi faizlerini yine yüzde 1’in altına çekmiş ancak kimse talip olmamıştı.

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimlerinden önce de yine kamu bankaları yüzde 0,98 aylık faizle konut kredisi vaat ettiler tutmadı. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildi, 12 Temmuz’da ilan ettiği kabinede Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevine atadığı, Emlak Konut Genel Müdürü Murat Kurum’un ilk işi yüzde 0,98 faizle “milli konut seferberliği” ilan edip, müteahhitleri kurtarmak için konut satış kampanyası başlatmak oldu. Yine tutmadı. 

Bu kez de yine üç kamu bankası “Enflasyon-faiz-kur düştü, ekonomi dengelendi” diyen iktidara destek için yukarıdan gelen talimatla, zararına faiz indirip, daha önce en az beş kez yaptıkları, ancak mayası tutmayan kampanyaların benzerini “kopyala-yapıştır” yöntemiyle bir kez daha ortaya sürdüler.

Kampanyanın medya pazarlamasını üstlenen devlet ajansı AA’ya bakarsanız ayda bin 500 TL ödeyen bir ücretli, ilave bin 500 TL daha ödeyerek kamu bankaları eliyle konut sahibi olacak. Yani 250 bin TL kredi çeken bir kişi ayda 3 bin TL taksitle 180 ayda konut sahibi olurken, geri ödeyeceği tutar 536 bin TL olacak.

Ya da kamu bankalarının kampanyasındaki gibi 500 bin TL kredi çeken bir kişi 180 ay boyunca ayda 5.960 TL ödeyecek ve toplam 1 milyon 72 bin TL geri ödeyerek ev sahibi olabilecek.

Ancak başlangıçta kamu kesimi toplu sözleşmeleri ve kamu memurları toplu görüşmelerinde iktidarın yaptığı tekliflerdeki gibi 3 bin TL maaşına 60 TL seyyanen zam alacak bir işçi ya da maaşı 4 bin TL olup iktidarın yüzde 6 zam teklif ettiği bir memur, kira öder gibi ev sahibi nasıl olacak? 250 ya da 500 bin TL kredi çekip, 3 veya 6 bin TL aylık kredi taksitini hangi maaşla ödeyecek?

Yine kamu bankaları üzerinden “hayal tacirliği” yapmaya çalışan hükümetin artık inandırıcılığını yitiren kampanyaları, çalışanların aldıkları ücretlerin neredeyse tamamını kredi taksitine ödeyip, dört duvar arasında tencerede taş kaynatarak ev sahibi olmalarını öngörüyor.

Daha baştan tutmayacağı malum bu kampanyaya, özel bankaların pek de ilgi göstermemeleri bu yüzden. İktidar baskısıyla bazı özel banka patronları “el mecbur” kampanyaya katılıyormuş gibi yapsalar da kredi vermeleri söz konusu değil.

Bankacılık piyasasında ve kulislerde “alın ama ödemeyin” türünden tavsiyeler oldukça yaygın. Bankaların resmi web siteleri daha önce benzer kampanyalarda verilen ve geri ödenmeyen konut, otomotiv kredilerinde alınan ipoteklerden ötürü “emlakçı ya da oto galerici” sitelerine dönmüş durumdadır.  Konut ya da otomobil kredisi yerine kamu bankalarının faiz indirdiği bireysel kredi veya tüketici kredisini alıp ödemeyenlerin önceki dönemlerde olduğu gibi yine kârlı çıkacağı dile getiriliyor.

Önceki seçim dönemlerinde düşük faizle, en az bir yılı ödemesiz, uzun vadeli dağıtılan, KGF garantili ve hazine kefaletli kamu bankaları kredilerinin büyük bölümünün amacı dışında kullanıldığı, geri ödenmediği, ucuz krediyi alanların paraları dövize çevirip bir kenara atarak kazançlı çıktığı vurgulanıyor. 

Tabii önemli bir nokta, kamu bankalarının bu kampanyaları ve kredilerinden iktidara yakın olanlar ya da “kart hamili” olanlar dışındakilerin yararlanma şansı pek yok. Bunu da en baştan bilmek gerek.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.