Tiny Url
http://tinyurl.com/y6e7yvf7
Guldem Atabay
May 10 2019

Kamu bankalarının müdahalesi lira devalüasyonu neden durmaz?

31 Mart yerel seçimi öncesinde, ekonomideki kriz halini algısal olarak yumuşatmak ve AKP’ye desteği artırmak için Türk lirasının nasıl baskı altına alındığının matematiği, merkez bankasının eriyen rezervleri açıklandıkça ortaya çıkmıştı.

Buna bir de seçimler günler kala lirada açık pozisyonu bulunan yabancıları Londra swap piyasasında talimatla sıkıştırılması eklenince, sene başından 31 Mart seçimine kadar yaratılan bir hayal aleminde göreceli olarak liraya “istikrar” kazandırılmıştı.  Vergi indirimleri ve kamu bankalarının döviz satışları ile güç kazandırılan Türk lirası da çöken iç talebin de etkisiyle enflasyonu %25’lerden ancak %20 sınırına kadar geriletmişti.

Hatta Sayın Bakan Albayrak’ın bir sonraki ayın nasıl bir önceki aydan daha iyi olacağı açıklaması ve lehçeli bir Türkçe ile yükselecek diye dolar alanların nasıl elinin yandığını teşbihi hatıralara da kazındı bu süreçte.

Sonra 31 Mart seçimleri yapıldı ve kötü ekonomi politikaları sonucu hepimizi canından bezdiren ekonomik krizin AKP adına maliyeti, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere büyük ve kritik şehirlerin iktidar olarak kaybıyla sonuçlandı.  Hukuku ve sandığı devirme pahasına İstanbul seçiminin yenilenmesi kararı ise zaten arafta salınıp, AKP’den akıllı ekonomik icraat bekleyen Türk lirasının yeniden ve hızlıca değer kaybetmesi ile sonuçlandı.

Şimdilerde aynı oyunun tekrarlandığını görüyoruz.

Fark ise elbette piyasada işlem yapan yerli ve yabancı yatırımcının, erimekte olan ve kritik seviyelerde bulunan merkez bankasına ait döviz rezervlerini çoktan odağa koymuş olması.

Bu hafta başından bu yana kısmen yerli ve finansal piyasa uzmanı yabancı basında merkez bankası rezervlerinin yine kamu bankaları marifetiyle nasıl satılmakta olduğunu izliyoruz. Algı yönetimi için Türkiye’de piyasaların kapalı olduğu saatlerde, yani işlem hacmi düşükken daha az hacimle daha çok etki yaratmak adına da devreye sokulan bu satış, dolar karşısında 6,40 lara yönelen Türk lirasının 6,10 seviyelerine yükselmesine araç olmakta.

Diğer yandan son bir haftada döviz meduatlarındaki 3 milyar dolar satışın da yerli bireylerden değil, dış borç ödemelerinin baskısıyla yerli kurumlardan geldiğini de kaçırmamak lazım.

Yabancı yatırımcı hızlanan satışları ile lira devalüasyonunu devam ettirirken, lira devalüasyonuna asıl ivmeyi veren yerli yatırımcı dövizde kalmaya devam ediyor.  Merkez bankasının arka kapıdan kamu bankaları üzerinden en az 2 milyar dolar tutarında olduğu “gözlenen” satışları ise, AKP’ye güven sorunu yaşayan yerli ve yabancı yatırımcıların sadece dolar alımlarına daha düşük bir baz oluşturmanın ötesine geçemiyor.

Mızrak da çuvala işte böyle sığmıyor.

Serbest sermaye hareketlerinin olduğu bir ortamda döviz satışları ile herhangi bir ülkenin kurunu kontrol altında tutmak mümkün değil.  Temel bir teorik bilgi bu, amerikayı yeniden keşfetmek gerekmiyor.  Böylesi bir “operasyonu” bir de başını kuma gömen devekuşu misali piyasadan gizleyebileceğini sanarak kamu bankaları üzerinden yapma cesaretini ise, en yumuşak tanımla bilgi eksikliği olarak açıklamak belki mümkün olur.  Merkez bankasının zaten yatırımcı radarına alınan düşük net rezervleri yüklü miktarlarda gece gündüz harcandıkça, bunun iyice zaafiyet yaratacağını ve piyasa saldırısını tetikleyeceğini bilmemek de olsa olsa deneyim eksikliği olarak tanımlanabilir.

Milyarlarca doları, ülke ekonomisini yönetmeye talip olup kontrolü almış yöneticilerin bu hataları yapmaları ise, hepimizin geleceklerini karartmakta oluşları nedeniyle affedilebilir gibi değil.

Liranın değer kaybındaki ekonomik gerçekler ise karmaşık olduğu kadar çok da basit şekilde sıralanabilir.

Ne yaptığı belli olmayan, hükümetin güdümünde ürkek bir merkez bankasının muğlak para politikası lira devalüsayonu üzerinden lira-enflasyon arasında bir kısır döngü yaratıyor.

Seçim öncesi ve hatta Nisan ayı boyunca da hızla yükselen bütçe açığı, genel ekonomik performansın köküne konan saatli bomba gibi.

Özel sektörün dış borç ödemelerinde liranın istikrarı ne kadar kritikse, liranın yapılan söz konusu bu hatalar nedeniyle değer kaybetmeye devam edeceği inancı; risk primini artırıyor.

Ağustos 2018’den bu yana ne açıklanan Yeni Ekonomi Programı’nın içeriğinde, ne de Sayın Albayrak’ın açıkladığı “tarihi reform” paketinin içinde ele tutulur, inandırıcı, güven veren hiç bir somut adım yok.

Daha da önemlisi, seçim sonuçlarını tanımaz bir AKP yönetimi ile buna işlev kazandıran bir hukuk sistemi, Türkiye’nin sermaye çekebilme ve dolayısıyla krizi aşarak ekonomiyi büyüme döngüsüne sokmasına tam olarak engel; duvar gibi karşısında duruyor.

Dış politikada S-400 ısrarı, Suriye politikasında ABD-Rusya arasında yalpalamalar Türkiye’nin son 10 senede ağır şekilde borçlandığı batılı ülkelerle arasına büyük mesafe koyuyor. Hatta ABD-Türkiye ilişkilerini olasılık dahilinde görünen yaptırımlar üzerinden yeniden kriz seviyesine taşıyabilme potansiyeli görülüyor.

Seçim 23 Haziran’da.  Her gün 1 milyar dolar satışı ile lirayı dolar karşısında yeniden 5,5 lara indirebilme hamlesine girişenler, merkez bankasının net rezervlerinin bu 23 Haziran’ı çıkaramayacağını görmüyor olabilirler mi?

Ekonomi yönetimin yaptığı büyük hatalar, Istanbul için Türkiye ekonomisinin kurban edilişi büyük bir gerilim yaratmakta lira üzerinde.  Biriken gerilimin depreme ne zaman, ne yüzünden yol açacağını bilmek mümkün olmasa da; enerjinin salıverilmesi halinde varın siz hayal edin Türk lirasındaki devalüasyonun nereye varacağını.

Ve ilk sorunun cevabına gelirsek…

Kamu bankalarının dolaylı olarak merkez bankası rezervlerini piyasaya lirayı “tutmak” için satışları işte bu nedenlerle işe yaramayacak.  Kartopu etkisi ile, devalüsayonun daha da yükselmesine yol açacak.  Bunun önüne geçmenin en kestirme yolu da elbette gerçeklerle kucaklaşıp yaratılan krizi toparlayacak yüksek bir fon sağlamak, akılcı ve denetlenebilir politikalarla bu süreci yönetmek ve paramparça olmuş hukuk sisteminin yeniden kurulmasının önünü açarak değişime alan yaratmak.

Ötesine geçilmemiş olmasını dileyelim hep beraber.

Bu yazı Paraanaliz sitesinden alınmıştır