Ekrem Onaran
Tem 01 2018

Kamunun finansman açığı, zorunlu BES kesintileri ile azaltılacak

Zorunlu bireysel emeklilik kesintileri, 1 Temmuz 2018 tarihi itibariyle yeni bir aşamaya geçti. Çalışan sayısı 10 ile 50 arasında olan işyerleri sisteme dahil edildi. Bu işyerlerindeki işçilerin maaşlarından yüzde 3 kesinti yapılıp Bireysel Emeklilik Sistemine (BES) aktarılmaya başlandı.

Kesinti için çalışanların onayı aranmıyor. İşverenler, kanun gereği maaşlardan kesinti yapıp Bireysel Emeklik Sistemine aktarmak zorunda. Zorunlu BES’e iradeleri dışında sokulan işçiler, iki ay sonra çıkabiliyorlar. 45 yaş altı çalışanlar zorunlu BES kapsamındayken bu yaşın üzerindekiler sisteme isterse dahil olabiliyor. 
Zorunlu BES’e ilişkin uygulama, 1 Ocak 2017 tarihinde başladı. İlk olarak kamu kurumu çalışanları ve bin işçiden fazla çalışanı olan işyerlerindeki işçilerden kesinti yapıldı. Kapsam kademeli olarak genişletildi. Emeklilik Gözetim Merkezi’nin verilerine göre 22 Haziran 2018 tarihi itibariyle zorunlu BES kapsamında 4 milyon 121 bin kişiden 3,1 milyar TL kesildi.
1 Ocak 2019 tarihinde ise 5 ile 9 arasında çalışanı bulunan işyerlerindeki işçiler zorunlu BES kapsamına alınacak. Böylece özel sektörde 5 işçiden fazla çalışanı bulunan bütün işyerleri ile tüm kamu çalışanları zorunlu BES’e dahil edilecek. Böylece 3 milyon kamu çalışanı ile 14,5 milyon özel sektör çalışanının önemli bir bölümünün maaşlarından zorunlu kesinti yapılacak. Bu kesintiler, bazıları kamu iştiraki olan bireysel emeklilik şirketlerinde değerlendiriliyor. Zorunlu BES uygulamasının temel amacı, kamuya ucuz finansman kaynağı yaratmak ve tasarrufları artırmak.
Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi, alternatif emeklilik sistemi olarak sunulsa da bu katılımı artırmaya yönelik bir pazarlama argümanından öteye geçmiyor. Zorunlu BES, çalışanlardan kesilen paraların belirli bir süre sonra hak sahiplerine toplu yada taksit taksit ödenmesi esasına dayanıyor. BES, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sağladığı gibi sağlık hizmetlerinden yararlanma ya da emeklilik hakkı vermiyor.
 Çalışanlardan yapılan kesintiye, katılımcı sayısını artırma ve zorunlu kesinti yapılanları sistem içinde tutma amacıyla yüzde 25 devlet katkısı sözkonusu. Ancak bu desteği alabilmek zorlu koşullara bağlı. Sistemden 3 yıldan önce çıkılırsa devlet desteği alınamıyor. 3 yıl ile 6 yıl arasında kalınırsa yüzde 25’lik devlet desteğinin yüzde 15’i, 6 yıl ile 10 yıl arası kalınırsa yüzde 35’i, 10 yıl ve üzeri kalınırsa yüzde 60’ı alınabiliyor. Yüzde 25’lik devlet desteğinin tamamını alabilmek için çalışanın sistemde 10 yıl kalması ve 56 yaşını doldurması gerekiyor.
İşverenler zorunlu BES’e prim ödemiyor. Kesinti sadece işçinin ücretinden yapılıyor. Buna karşın kesintilerin hangi bireysel emeklilik şirketinde değerlendirileceğine işveren karar veriyor. İşçilere sadece faizli veya faizsiz fon seçeneklerinden birini tercih hakkı sunuluyor. İşçilerin parasının işverenin tercih edeceği emeklilik şirketinde değerlendirilmesi de sistemin sorunlu yönlerinden birini teşkil ediyor.
Öte yandan bireysel emeklilik şirketlerine, zorunlu BES kesintilerinden fon gideri aktarılıyor. Bu oran, çalışanlara sunulan tüm fonlar için yıllık en fazla % 0,85 olabiliyor. Emeklilik şirketlerine, ‘fon toplam gider kesintisi’ altında ödenen paralar da çalışanların maaşlarından yapılan kesintilerden karşılanıyor. Bireysel emeklilik şirketleri hem ana paradan hem nemadan pay alıyor. Zorunlu BES’e dahil olan çalışan, fon giderini ödemek zorunda kalıyor.
 Bireysel emeklilik sisteminden ayrılmak isteyenlerden, elde ettikleri getiri tutarı üzerinden gelir vergisi de kesiliyor. Bu oran, sistemde kalma süresine göre yüzde 5 ile 15 arasında değişiyor.
Kamuya yeni kaynak yaratma arayışının sonucu olarak ortaya çıkan zorunlu BES ile 4 milyon 121 bin kişinin sistemde kalması sağlandı.  Sistemden çıkış oranı yüzde 52 düzeyinde. Buna göre zorunlu kesinti yapılan her iki kişiden biri, sistemde kalmaya devam etti. Bu veriler, çalışanları zorunlu olarak sisteme dahil edip bir bölümünden kalıcı kesinti yapmayı amaçlayan iktidarın, bu hedefine önemli ölçüde ulaştığını gösteriyor.
Zorunlu BES’in ulaşacağı fon büyüklüğünü, isteğe bağlı BES rakamlarına bakarak öngörmek mümkün. 2003 yılında faaliyete geçen sisteme, 22 Haziran 2018 tarihi itibariyle 6,9 milyon kişi dahil oldu. Toplanan para ise 81,3 milyar TL. Zorunlu BES kesintilerinin de, katılımcı sayısının artmasıyla birlikte yıllar içinde devasa rakamlara ulaşması bekleniyor.
Zorunlu BES’te çalışanların gelir düzeyine ve ekonomik durumlarına bakılmadan kesinti yapılıyor. Maaştan kesintinin otomatik yapılması ve çalışanların onayının  aranmaması en büyük eleştiri konusu. Kişilerin gelirleri üzerindeki tasarruf hakkına müdahale ediliyor. Bu durum uluslararası hukuk açısından da çelişki teşkil ediyor.
Kamunun ucuz finansman ihtiyacı için işçilerin maaşlarından zorunlu kesinti yapılarak kaynak yaratılması, serbest piyasa uygulamalarıyla çelişirken devletçi ekonomilerde görülebilecek yöntemleri andırıyor. Çalışanların maaşı üzerinde, kendi rızaları aranmadan devletin resen söz sahibi olması, demokratik rejim uygulamalarıyla zıtlık teşkil ediyor.
Ayrıca Türkiye’nin, çalışanların kesintilerden oluşan fonlar konusunda sicili hiç de parlak değil. Zorunlu kesintilere en önemli örneklerden birini, fiyaskoyla sonuçlanan Konut Edindirme Yardımı (KEY) sistemi oluşturuyor. Uygulama ile çalışanlara konut edindirmek amacıyla yapılan KEY kesintilerinin bir hesapta toplanması ve bu paraların nemalandırılarak konut sahibi olmak isteyenlere katkı sağlanması hedefleniyordu. KEY kesintileri 1995’e kadar 9 yıl süreyle devam etti. Ancak sistem işlemedi. Çalışanlar uzun yıllar maaşlarından yapılan kesintilerin akıbetinden haberdar olamadı. 1999 yılında KEY hesaplarının tasfiyesi kararlaştırıldı. 2008 yılından sonra hak sahiplerine veya kanuni mirasçılarına ödeme yapıldı.
Son yıllarda ise, çalışanlara, işsiz kaldıkları dönemde maaş ödenmesi amacıyla oluşturulan İşsizlik Fonu, amaç dışı kullanımıyla dikkat çekiyor. İşsizlik Fonu’ndan GAP’a, istihdam teşvikleri kapsamında işverenlere ve geçici istihdam sağlamaları amacıyla belediyeler ile okullar başta olmak üzere çeşitli kurumlara kaynak aktarılıyor.

Nüfus artışını teşvik amacıyla kadın işçilere yönelik uygulamaya konan ‘yarı zamanlı çalışma’ ücretleri de İşsizlik Fonu’ndan karşılanıyor.
Sonuç olarak; seçim döneminde kamu harcamalarındaki aşırı artış dikkate alındığında, çalışanların maaşlarından yapılan zorunlu kesintiler, finansman açığında kullanılacak önemli bir kaynak oluşturuyor. Ancak bu kesintilerin çalışanlar için anlamı çok daha farklı. İradeleri dışında yapılan kesintiler, işçi ve memur için huzursuzluk kaynağı. Maaşından kesilen parayı geri almak isteyenlerin 2 ay beklemesi ve geri alma prosedürünü yerine getirmesi gerekiyor. Döviz ve altın fiyatlarının sürekli arttığı Türkiye’de, getiri açısından hangi yatırım aracının tercih edilmesi gerektiğine ilişkin soru işaretleri sürüyor. Zorunlu kesintilerin ne derece iyi değerlendirildiği ve akıbetine ilişkin endişeler de yerini koruyor.
Bütün bu soru işaretlerinin ortadan kaldırılması için, sistemin yeniden dizayn edilerek bireysel emeklilik kesintilerinin gönüllük esasını göre yapılması ve katılımın teşviklerle sağlanması gerekiyor.