Tem 18 2018

'Kömür evinde doğalgaz olana veriliyorsa ne olacak?'

“Görev zararı” kavramını KİT sistemi ve kamu finansmanı ile ilgilenenler bilirler. 

Özünde bir ticari işletme olan KİT’lere hükümet, uygun gördüğünde, zarar etme görevi verebilir. Örneğin, Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO), “buğdayı çiftçiden 100 liraya al ama zahireciye/değirmenciye 90 liradan sat. Aradaki zararı sana merkezi bütçeden ödeyeceğim.” diyebilir.

Böylelikle yeteri kadar gelir sağladığı çiftçiyi üretimden uzaklaştırmamış, buğday üretiminde devamlılığı sağlamış olur. Yanı sıra, tüketiciye de pahalı ekmek yedirmemeye çalışır. 

Bu eski bir uygulamadır. Sadece reel sektörde faaliyet gösteren KİT’ler değil, kamu sermayeli bankalar da zarar etmekle görevlendirilirler. TC Ziraat Bankası çitçiye, Halkbank esnafa verdiği kredilere normalden düşük faiz uygular. Oluşan zararı Hazine’den talep eder.

Aradan epeyi zaman geçti. Unutulmuştur. Hatırlamakta yarar var. Kamu bankalarının,1991-94 arasında biriken görev zararı alacakları 10 milyar $’dı. Bütçe açığını büyütür diye zamanında ödenmeyen görev zararı borçları, 1994 Krizinin ardından uygulanan 5 Nisan Kararları ile bu borçlar 1995’te 3,7 milyar $’a kadar düşürüldü.

Ama popülist siyasetçiler alışkanlıklarından vaz geçmedikleri için, 2000 yılı sonu itibariyle kamu bankalarının Hazine’den alacaklı oldukları görev zararı miktarı 24 milyar $’a ulaşmıştı.

 

2001 Krizinden sonra alınan önlemlerle, kamu bankalarına bütçeden avans ödenmeden zarar görevi verilemeyeceği hükme bağlandı. Böylelikle görev zararı birikiminin önüne geçildi.

Son değişikliklerle “görev zararının” adı “görevlendirme” olarak değiştirildi. 

Amacı alt gelir gruplarına sosyal transfer olan “görevlendirme” için, 2004-2017 yılları arasında bütçeden ödenen kaynaklar, yıllık ortalama dolar kuruyla hesaplanarak aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Tablo kamu bankaları açısından 2001 öncesi kadar kötü değil. Bu dönemde bankalara ödenen toplam miktar 8 milyar $’a yakın. 

Diğer KİT’lere gelince. Burada en çok “zarar görevi” verilen KİT’ler; TCDD, TMO, TKİ ve TTK. Demiryolları hem yolcu hem de yük ve eşya taşımacılığında yüksek sübvansiyonla çalışıyor. Hükümet sanayiciye destek verdiğini düşünüyor.

TMO, yukarıdaki örnekte belirttiğim gibi tahıl ağırlıklı beslenen bir topluma ucuz buğday vermeyi hedefliyor. TKİ ve TTK ise çok bilinen kömür yardımlarını sübvanse ediyor. Pahalıya çıkardığı kömürü, aracıya ucuza veriyor. Onlarda bedava kömür dağıtıyorlar.

2004-2017 arasında KİT’lere bu faaliyetleri için ödenen miktar 13 milyar $’ı geçmiş.

Bankalara ve KİT’lere bütçeden aktarılan kaynağı toplarsanız 14 yılda ödenen miktar 21,2 milyar $’ın üstünde. Bu toplam TL olarak yaklaşık 43 milyar liraya karşılık geliyor.

Çok yüksek bir tutar olmamakla beraber, bütçeden aktarılan kaynakların hedefine ne kadar ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek lazım. Esnaf/KOBİ ucuza aldığı krediyle konut, arsa alıyorsa; kömür, evinde doğal gazı olana veriliyorsa; ucuz buğday dar gelirli tüketici yerine fırıncıya yarıyorsa ne olacak? 

Bu mutlaka araştırılması gereken bir konu. Çünkü açık veren bütçede para, iç ve dış piyasalardan borçlanılarak bulunuyor. Oldukça yüksek faiz ödenerek alınan kaynaklar, oy amaçlı popülist harcamalara gidiyorsa, yoksulluğu azaltmıyorsa yanlış kullanılıyor demektir. Popülizm uğruna içerideki ve dışarıdaki zenginlere faiz ödenerek onlar daha da zenginleşirken, “görevlendirme” ile ucuza kredi, kömür, buğday alanların durumu değişmiyorsa yapılan harcama amacına ulaşmıyor demektir. Buna karşılık, bu transferler fakirliği azaltıyorsa o zaman, bugün daha fazla “görevlendirme” yapılırsa yoksulluk minimuma düşer. 

Sizce yoksul sayısında azalma var mı?

Kaynak: Hazine ve Muhasebat verileri, kendi hesaplarım

Yazı Hakan Özyıldız'ın blogundan alınmıştır