Can Teoman
Eyl 22 2019

Kredi çeken döviz almaya koşuyor: İki ayda 6 milyar dolar

Türk ekonomisinde son üç yıldır görülen kronik bir hastalık bugünlerde yeniden su yüzüne çıkmaya başladı. Piyasaların canlandırılması için kredi oranlarının zorlama yöntemlerle düşük seviyelere indirilmesinden kaynaklanan bu sorun, bir kısır döngüye yol açıyor ve ülkeyi yeni kur ataklarıyla karşı karşıya bırakıyor.

Nihai olarak ekonomide kalıcı iyileşme sağlanamazken, ülkede dolarizasyonun tırmanmasının çıkardığı semptomlar da iktidar tarafından her seferinde uluslararası yatırımcıların Türk ekonomisine bir saldırısı teşhisi konularak tedavi edilmeye çalışıyor. Bu da yeni sorunları beraberinde getirerek, ülkede süregelen durgunluğun uzaması ve işsizliğin artması sonucunu doğuruyor.

Türkiye’de ekonominin iktidar eliyle canlandırılması için son atak Temmuz ayında Merkez Bankası Başkanı’nın değiştirilmesiyle başladı. Merkez Bankası Başkanı’nı “Faizi yeterince indirmedi” diyerek görevden alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerine atadığı yönetimle hırslı sayılabilecek büyüme emellerine ulaşmak için gerekli faiz düşüşünü sağlamış gözüküyor.

Nitekim ülkede temel faiz oranı olan Merkez Bankası haftalık faizi Temmuz’dan bu yana beklentilerin oldukça üzerinde, 7.5 gerileyerek yüzde 16.5’e indirildi. Bu, başta Erdoğan iktidarının büyük önem verdiği konut sektörü olmak üzere, özellikle tüketici kredisi ve işletme finansmanına dönük kredi faiz oranlarında düşüş getirdi. Türkiye’de konut ve KOBİ kredi faiz oranları son iki yılın en düşük düzeyine gerilerken, kredi miktarlarında da hızlı bir artış süreci başlamış durumda.

AKP iktidarı daha önce hüsranla biten denemelerine rağmen artık şeytanın bacağını kırdığında ısrarcı. Türkiye’nin büyüme hikâyesinin yeniden başladığı iddiasını, ekonomik durgunluktan bunalan Türk toplumuna enjekte etmeye çalışıyor.

Ancak her hikayede olduğu gibi, Türkiye’nin büyüme masalının mutlu sona ulaşmasını engelleyen kötücül sorunlar var ve bunlar hiç de küçümsenecek cinsten değil. Ülkede ekonomik güven eksikliği ve politik belirsizliğin yarattığı problemler nedeniyle iktidar tarafından sağlanan parasal genişleme, daha önceki denemelerde de görüldüğü gibi, hızlı bir döviz talebine dönüşüyor.

Deneme, yanılma yöntemiyle daha önce de defalarca ispatlanan bu eğilimin değiştiğine dönük hemen hiçbir belirti yok. Örneğin Merkez Bankası’nın keskin faiz indiriminin ardından kredilerin ucuzlamaya başladığı Ağustos başından bu yana ülkedeki toplam TL kredi stoku 17 milyar TL artarken aynı dönemde bankalarda tutulan döviz hesapları da 6 milyar dolar yükseldi. Döviz hesapları 222.3 milyar dolarla rekor kırdı. 

Döviz hesaplarındaki bu artış kredi genişlemesinin tamamen dövize döndüğü sonucunu doğuruyor. Elbette bankadan kredi çeken gidip döviz alıyor denemez. Ancak ekonomik süreç içinde bu sonuç ortaya çıkıyor ve piyasaya çıkan tüm TL’nin nihai adresi bankalarda park edilen dövizler oluyor.

Kuşkusuz ki bu durum, benzeri 2017 ve bu yılın başında görülen suni kredi genişlemeleri sonrasında görüldüğü gibi, bir süre sonra kurlarda ve bağlı olarak enflasyon ile faizlerde dalgalanmaya yol açacak bir kısır döngünün başlangıcı kabul edilebilir.

Burada dikkat çeken bir başka nokta ise kredi genişlemesini fırsat bilip eline geçen TL ile döviz alanların hiç de iktidarın iddia ettiği gibi dış düşmanlar olmaması. Çünkü döviz hesaplarındaki artışın tamamına yakını yerli yatırımcıların alımlarından kaynaklanıyor. Merkez Bankası rakamlarına göre Temmuz sonundan bu yana DTH hesaplarında 6 milyar dolarlık artış olurken bunun 5.75 milyar dolarlık bölümü yurtiçi yerleşikler tarafından satın alınan yabancı paralardan oluşuyor.

Öte yandan daha önce defalarca denenip bozguna yol açan zorlama faiz indirimleriyle ekonomiyi büyütme çabası iktidar tarafından bir başarı olarak pazarlanmaya çalışılsa da vatandaşlar için tam tersi bir durum söz konusu. Ülkedeki tüketici güveni faiz oranlarının düşüşe geçtiği Temmuz ayından bu yana hızla gerilerken Eylül’de 55.8 ile tarihi dip seviyelere yaklaştı. Faizler indirilmeden önce tüketicilerin güveni daha yüksekti ve normalde borçlanma koşullarının rahatladığı bir ekonomide tüketici güveninin de artması gerekirdi. Ancak tam tersi oldu.

Bu sonuç, iktidarın sattığı hikâyelerin artık sokaktaki vatandaş açısından da geçerliliğini yitirdiğinin bir kanıtı. Sıradan vatandaş aynı hatalar yapıldıkça aynı sorunların ortaya çıkacağını iktidardan daha iyi öğrenmiş olacak ki pozisyonunu ona göre alıyor ve Türkiye koşar adım bir döviz krizine daha savruluyor.

 

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir