Kur 'tamam' ya faiz yükü?

Merkez Bankası'nın art arda müdahaleleri ile döviz kurunun ateşi söndürüldü ancak şimdi de artırılan faizlerin getirdiği ekstra bir yük oluştu. 

Ekonomi yazarı Hakan Özyıldız, ekonominin kur ve faiz kıskacında kıvrandığına dikkat çekiyor ve bundan sonraki süreçte de Türkiye ekonomisini bekleyen zorlukları özetliyor:

Önceki yazımda kur hareketinin, şirketlerin ve Hazine’nin borçlarında yaratacağı etkileri değerlendirmeye çalışmıştım. Kurlardaki yükselişi yavaşlatmak için TCMB’nin faiz artırmak zorunda kalabileceğine vurgu yaparak, ekonominin kur ve faiz kıskacına girdiğini ileri sürmüştüm.

Merkez Bankası politika faizini yükseltti. Yetmedi ardından sadeleşme adımıatarak piyasalara, bir anlamda, faizleri geri çekmeyeceğinin garantisiniverdi. 

Yanı sıra Sayın Mehmet Şimşekve TCMB Başkanı, Londra’da sıcak para yatımcılarına, enflasyon rakamlarına bağlı olarak, 7 Haziran’da yeniden faizlerin yükseltilebileceği sinyalini verdiler. 

Böylelikle %13,5 olan Merkez Bankası politika faizi, %16,5’ğa; gecelik faiz %18’e; geç likidite penceresi faizi de %19,5 düzeyine kadar yükseltildi. Nereden baksanız önemli bir artış. Hatta piyasalardaki 7 Haziran’dan sonra tekrar bir artış olacağı beklentilerini de eklerseniz artış burada durmayacakmış gibi görünüyor.

Evet kurlardaki hareket tersine döndü. Ama faiz artışının borçlulara ve ekonomiye etkisi ne olacak? Hazine’ye ve kamuya gelen yükü şimdilik bir kenara koyuyorum.

Borç, özellikle dış borç ve sıcak para üzerine yazdığımı biliyorsunuz. Bunu yaparken tek amacım var: Okuyucularımı borç konusunda bilgilendirmek ve soru sormalarını sağlayabilmek. Kim olursa olsun fark etmez. Sadece “bu borçla, “el atıyla” nereye kadar gideceğiz?” diyesorsunlar. Umarım soranlar çoğalmıştır. 

Ama benim cevap veremediğim bazı sorular var.

Piyasalardaki çalkantının sonunda kurlar yine tarihi zirvelere oturdu. TCMB faizleri yükseltti ama kurlar durmadı. Bazıları “Olsun ne olur?” diyor.

Gelin olabileceklerin bazılarına bakalım.

Yıllar önce, 1970’li yıllarda, Mekteb-i Mülkiye’de (AÜ-SBF) memleket meselelerini tartışırken sık sık; “Önce dünyayı anlamak lazım. Sonra Türkiye’yi tahlil etmek kolay” denirdi.

Günümüzün küreselleşen dünyasında, özellikle ekonomide yaşananları anlamanın önemi eskisine oranla birkaç kez daha arttı. Bugün ekonomik ilişkileri, enerjiyi, finansı, emtiayı, mal ticaretindeki gelişmeleri çözmeden uluslararası ilişkilileri anlamak, politika üretmek neredeyse imkânsızdır.

Böylesi iddialı bir söylemde ulunmamın ana nedenlerinden birisi, günümüz dünyasında sermaye ve mal oldukça geniş bir serbestlik içinden hareket edebiliyor. (Emek için tam tersi bir durum söz konusu). 1990 sonrasında yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak sermeye sınır tanımaz hale geldi. Teknolojik gelişmelerinde yardımıyla dakikalar içinde dünyayı dolaşıyor. Sabah Tokyo’da, Hongkong’ta Singapur’da işlem gören para, öğlen Londra’ya, akşam da New York’a transfer ediliyor.

Dünyada para hareketlerini daha iyi anlatabilmek için birkaç rakam vermek isterim.

Normal günlerde telefonla çok konuşan bir insan değilimdir. Ama ekonomide oynaklık çoğalınca telefonum susmuyor. En çok sorulan soru “Kur ne olur?” Benim cevabım da basit: “Ne olacağını bilsem söyler miyim? Sizden para toplar, yatırım yapar, zengin olurum. Bildiğini söyleyene de sakın inanmayın” diyorum.

 

Birde seçim ortamına girilince, eksik olmasınlar, önceden hiç aramayan kendini “uyanık” sanan siyasetçiler de “halimi hatırımı soruyorlar. (!)” Ekonomik gidişi sorup, çözüm olup olmadığını öğrenmek istiyorlar.

İnanın bana elimden geldiğince tümüne aynı cevabı vermeye çalışıyorum. Bilginin, çoğu zaman para ettiğini, deneyimlerimle bildiğim halde, paylaşılması gerektiğini düşünenlerdenim. Çok özel bilgiler değilse ya bu blokta ya da sorulduğunda insanlarla paylaşmayı görev bilirim.

Öyle ki; bir arkadaşımla paylaştığım teknik bilgiyi hiç oy vermediğim partilerden arayanlarla da paylaşırım. Doğruları bilenlerin ülkeye katkısı olacağını düşünürüm.

Hazine’den ayrılalı neredeyse 15 yıl oldu. Günümün çoğunu okuyarak ve araştırarak geçiriyorum. Çoğu zaman hafta sonları da buna dâhil oluyor. Bu sayede, karınca kararınca bilgilerimi güncel tutmaya, yazılarımı sağlam bilgilere dayanarak yazmaya, tahlillerimi olabildiğince sağlıklı yapmaya çabalıyorum.

Bunları kendimi size tanıtmak için yazmadım.

Biraz uzun oldu ama bir Temel fıkrası aklıma gelince giriş olsun dedim.

Bizim Temel uzun süredir hastaymış. Ancak hasta olduğuna eşini, çocuklarını ve çevresini bir türlü ikna edememiş. O da arkadaşına bir vasiyet bırakmış ve mezar taşını hazırlatmış. Yakınları defin işleminden sonra taşta şunun yazıldığını görmüşler: “Hastayim dedum, inanmadunuz. Şimdi ne oldi?”

tablo

Kaynak: BDDK ve kendi hesaplarım

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz