Haz 11 2018

Liradaki değer kaybı ve seçimler ekonomiyi nasıl etkileyecek? - Independent

Ülkenin karşı karşıya olduğu zorluklar, döviz piyasalarındaki problemlerin ötesine uzanıyor: Türkiye Temmuz 2016'daki darbe girişiminden bu yana olağanüstü hal yasaları altında yönetiliyor.

Türk lirası bu yıl ABD dolarına karşı yüzde 15'ten fazla değer kaybetti. Merkez Bankası, lirayı dengelemek ve enflasyondaki düşüşü durdurmak için faiz oranını 1,25 puan yükselterek yüzde 17,75 seviyesine çıkardı. Merkez Bankası en son olarak 23 Mayıs'ta acil bir şekilde 300 baz puanlık bir artıştan uygulamıştı.

Ufukta beliren seçimlerle, ülke ekonomisinin 2017'de yüzde 7,4 oranında büyüdüğü gerçeği göz önüne alınsa bile bu günler Türkiye ekonomisi için zorlu zamanlar. Peki neler oluyor?

Şu anda Türkiye'nin karşı karşıya olduğu iki sıkıntı var. Birincisi, uluslararası finans piyasalarındaki bir değişiklikten kaynaklıyken, ikincisi iç politikadan kaynaklanmakta. Yurtiçi ekonomik koşullar da istikrarlı bir şekilde bozulurken, bu iki yeni güçlüğün üst üste binmesi Türkiye'de ekonomi politikası belirleyenler için zorlu bir mücadele anlamına geliyor.

2009 küresel mali kriz dönemi sonrası Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için mutlu günler getirdi. Krize yanıt olarak ABD, İngiltere ve Avro Bölgesi'ndeki faiz oranlarında görülen dramatik düşüş, gelişmekte olan ekonomilere önemli miktarda yüksek getiri arayışında olan sermaye aktardı.

Gelişmiş dünyadaki sıfıra yakın faiz oranları beklenenden daha uzun süre düşük kaldı ve gelişmekte olan piyasalara yönelimin de uzun sürmesini sağladı.

İşte bu kolay para dönemi, güçlüleşen küresel ekonominin ardında yükselen ABD faiz oranıyla, sermayenin yönünü gelişmiş ülkelere geri çevirmesiyle sona eriyor.

Doğal olarak, bir ekonominin dış finansmana olan bağımlılığı ne kadar yüksekse, ülkeden çıkan paranın sonuçları da o kadar kötü oluyor. .cari açık ve dış finansman ihtiyacı ile Türkiye, uluslararası finans piyasalarındaki sıkışma karşısında en savunmasız ekonomilerinden biri haline geldi.

Türkiye'nin şu andaki baş ağrısının ikinci kaynağı, 24 Haziran’da yapılacak olan baskın seçim.  Bu, bir seçimden çok daha fazlası anlama geliyor. Bu seçim bir dönüşümü simgeliyor. Seçmenler ilk defa bir başkan seçmek için oy kullanacaklar.

Hükümet sistemine getirilen değişikliklerin ölçeği göz önüne alındığında, yaklaşan seçimlerden kaynaklanan belirsizliğin önemli ve geniş kapsamlı sonuçları olduğu görülebilir. Bu kadar yüksek risk içeren bu seçim için hükümet çok büyük bir paket açıklayarak kamu maliyesi için durumu daha da kötüleştirdi.

Borçlunun finansman ihtiyacı ne kadar yüksekse  ihtiyaç duyduğu fonunun faizinin de o kadar yüksek olacağı finansal piyasalarda bilinen bir prensiptir. Yüksek siyasi risk uluslararası borçlanmayla birleştirildiğinde, sonuç borçlanmanın daha  maliyetli hale gelmesidir. Bu nedenle, Türkiye borç aldıklarına uzun süredir yüksek oranda faiz oranları sunuyor.

Bu nedenle, Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “faiz bütün kötülüklerin anasıdır”  ve “seçilirsem ekonomi politikalarında daha etkin rol oynayacağım” yorumları sonrasında liranın dolara karşı en keskin düşüşünü kaydetmesi şaşırtıcı olmadı. 24 Haziran'da seçildiyse, para politikası yapımında daha önemli bir rol.

Cumhurbaşkanı ayrıca, uzun zamandır inandığı “enflasyonla savaşmak için faiz oranlarının artırılmaktan ziyade azaltılması gerektiği” görüşünü de tekrarladı.

Merkez bankası ortaya çıkan hasarı denetim altında tutmak için harekete geçti ve iki kere faiz yükseltti. Ancak Türkiye'nin zorlukları döviz piyasalarının ötesine uzanıyor. Ülke, Temmuz 2016'daki darbe girişiminden bu yana olağanüstü hal ile yönetiliyor. Bu, cumhurbaşkanının ülkeyi KHK’larla yönetmesine izin veriyor. Erdoğan başarısız darbe girişiminin yapmak istediğini yapmış durumda.

Bu sırada, Türkiye ekonomisi de zayıfladı. 2017'de gözlemlenen sağlam büyümenin ardından sürdürülemez olduğu açıkça görülen büyük teşvikler geldi. Gidişat iyiyken gelmiş olan uygun maliyetli kredilerin verimli kullanılmadığına dair pek çok kanıt var. Aynı zamanda, bu özel sektörün döviz cinsinden borç yükünü büyük ölçüde artırdı ve bu da ülkeyi liradaki değer kaybına karşı savunmasız hale geldi.

En önemlisi, cumhurbaşkanının egemen güç olması beklenen yeni rejimin oluşumu, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve ülke kurumlarının bağımsızlığı hakkında ciddi şüpheler doğuruyor.

Merkez bankasının bağımsızlığına müdahale edeceğini açıklamasının ardından döviz piyasalarında yaşanan aşırı dalgalanma, tek adam yönetiminin maliyetinin ülke için çok yüksek olabileceğini gösteriyor.