MB Başkanı Kavcıoğlu’nun zor kararı: Faiz indirmek mi, koltuğa veda etmek mi?

AKP meclis grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomi ve dış politika başta olmak üzere yaşanan tüm olumsuzlukların sorumlusunun ana muhalefet partisi CHP olduğunu söyledi. Kendilerinin ise 19 yılda her alanda çok başarılı işler yaptıklarını, yaz aylarında da Kanal İstanbul projesinin yapımına başlanacağını kaydeden Erdoğan; İsteseniz de istemeseniz de biz Kanal İstanbul’a başlıyoruz ve milletimize hediye edeceğiz” dedi.

Erdoğan; “Makroekonomik göstergelerde geldiğimiz nokta elbette çok önemli bir başarıya işaret ediyor, ancak biz bunu yeterli görmüyoruz. Türkiye ekonomisi, taşıdığı potansiyelle daha nice büyük başarı hikâyelerine imza atacaktır” dedi.

104 emekli amiralin Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgili ortak açıklamasının arkasında ve odağında CHP’nin olduğunu öne süren Erdoğan, CHP’nin geçmişte ve bugün darbecilerle, teröristlerle, terör örgütleriyle işbirliği yaptığını iddia etti. Erdoğan CHP’ye yönelik suçlamalarını şöyle sürdürdü;

“Bir grup emekli askerin aslı astarı olmayan meseleler üzerinden millî iradeyi, ülkenin seçilmiş yönetimini tehdit etmelerini küçümseyen, darbecinin ta kendisidir. Şu anda bu emekli generallerin merkezinde CHP’nin kendisi vardır. Bu 104’ün içerisinde şu anda CHP üyesi olanlar vardır, incelemeler devam ediyor. Kim bilir daha ne kadar çıkacak”

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, mevcut ekonomik tablonun tam aksine, tüm göstergelerde iyileşme ve başarı elde edildiğini, ekonomik reformların kesintisiz sürdürüleceğini ve enflasyonun tek haneye indirileceğini belirterek, döviz kurlarındaki artışın ‘ekonomik temelli olmadığını’ savundu.

Erdoğan 19 yıl önce iktidara geldiklerinde Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve özgürlük olmadığını, yoksulluk ve yoklukları kendilerinin ortadan kaldırdığını ifade ederek, AKP grubuna şöyle seslendi:

“Geçtiğimiz 19 yıldaki eserlerimizi ve hizmetlerimizi yeni dönemin başlangıcı olarak görüyoruz. Türkiye’nin 19 yıl önceki hâlini, yaşı 35-40’ın altındaki vatandaşlarımız pek hatırlamaz. Hükûmete geldiğimizde, demokrasiden kalkınmaya kadar her alanda yokluk, yoksulluk, yasaklar ve zulüm arenası hâline getirilmiş bir ülke devraldık. ‘Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’ derler. Bunun için eski Türkiye ile bugünkü Türkiye’nin mukayesesini her fırsatta milletimizle paylaşmamız gerekiyor”

Ancak Erdoğan’ın dile getirdiği ‘makro göstergelerde iyileşme ve başarı’ tablosunun aksine Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Mart ayı enflasyon verileri, makro göstergelerin kötüleşmekle kalmayıp, önümüzdeki aylarda daha kötüye gideceğini işaret ediyor. Üstelik tek haneli enflasyon vaadinin de uzunca bir süre hayal olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla faiz indirimlerinden yana olduğu için göreve getirilen yeni Merkez Bankası (MB) Başkanı Prof. Şahap Kavcıoğlu’nun da elinin kolunun bağlandığı ortaya çıkıyor.

TÜİK verileriyle Mart ayında TÜFE yüzde 1,08, Ocak-Mart dönemi üç ayda yüzde 3,71, yıllık olarak da yüzde 16,19 arttı. İlk üç ayda gerçekleşen yüzde 3,71’lik oran ilk çeyreklik dönemler itibarıyla şimdiye kadar gözlenen üçüncü en yüksek oran. Bu aynı zamanda MB’nin yılsonu için hedeflediği yüzde 9,4’lük oranın tutturulmasını da olanaksız kılıyor.

Mart ayında Yurt İçi Üretici Fiyatları (Yİ-ÜFE) ise olağanüstü bir artış sergiledi. Aylık yüzde 4,13, ilk üç ayda yüzde 8,21 ve yıllık artış yüzde 31,20 oldu. İlk üç ay itibarıyla gerçekleşen yüzde 8,21’lik oran ise tüm zamanların en yüksek ilk çeyrek enflasyon gerçekleşmesi.

Enflasyondaki artışı hangi kalemlerdeki yükselişin tetiklediği mevcut verilerle artık önemsiz hale geldi. Çünkü TÜFE/Yİ-ÜFE makasının bu düzeyde açılması, gelecek aylarda enflasyonun seyri açısından en üst düzeyde kırmız alarm anlamına geliyor. Hangi kıyaslama yapılırsa yapılsın, Yİ-ÜFE, TÜFE’ye çok ciddi fark atmış durumda.

Bu farkın kapanması, yani üretici endeksi ve üretim maliyetlerindeki artışların yansımasıyla, TÜFE’nin daha hızlı yükselmesi, perakende fiyatlara ve enflasyona yansıması anlamına gelecek. Mart ayı itibarıyla TÜFE/Yİ-ÜFE makası 15,01 puan açılmış vaziyette. Üretici fiyatları endeksindeki artışta en temel etkenlerden birisi, geçtiğimiz yılın son 3-4 ayında hızlanan kur artışlarından kaynaklı girdi ve maliyet yükselişleri. Bu kur artışlarının her koşulda üretici fiyatlarını yukarı çekmesi bekleniyordu. Bu etki son iki aydan bu yana belirgin şekilde kendisini göstermeye başladı ve Şubat ayında yüzde 27’i aşan Yİ-ÜFE, Mart ayında yüzde 30’un da üzerine çıktı.

Dolayısıyla Yİ-ÜFE'den TÜFE’ye yansıma hızlandıkça önümüzdeki aylarda yüzde 16’lık TÜFE artışı bile oldukça düşük kalacak. Çok daha yüksek pik enflasyon rakamları ile karşı karşıya kalınacak.

Nitekim MB tarafından yapılan açıklamada da ‘enflasyon üzerinde üretim ve kur artışı kaynaklı baskının güçlendiği’ görüşü dile getirildi. MB’nin mart ayı enflasyon değerlendirmesinde, emtia, TL ve arz sıkıntısına işaret edilirken, enflasyondaki yükselişin; enerji, hizmet ve temel mallardan kaynaklandığı, gıda grubunda ise enflasyonun gerilediği kaydedildi.

Üretici fiyatlarının, emtia, TL'nin seyri (TL’de değer kaybı, döviz kurlarında yükseliş) ve arz sıkıntısıyla güçlü artış trendine girdiğine dikkat çekilen enflasyon değerlendirmesinde, tüketici fiyatları üzerinde üretici fiyatları kaynaklı baskının güçlendiği ifade edildi. MB'nin enflasyon açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Uluslararası petrol fiyatlarındaki artış eğilimine rağmen eşel mobil uygulaması, enflasyonu sınırlamaya devam etmiştir. Bu doğrultuda, enerji fiyatları yatay bir seyir izlese de enerji grubu yıllık enflasyonu baz etkisiyle belirgin şekilde yükselmiştir. Hizmet enflasyonu, kontrollü normalleşme sürecinin bazı alt kalemler üzerindeki yukarı yönlü etkisi ve özel iletişim vergisindeki artışın gecikmeli yansımalarına bağlı olarak artış kaydetmiştir. Temel mal enflasyonunda ise dayanıklı tüketim malları dışındaki sektörlerdeki gelişmelerle yukarı yönlü seyir korunmuştur. Üretici fiyatları başta petrol ve endüstriyel metaller olmak üzere uluslararası emtia fiyatlarındaki yükseliş, Türk lirasında yakın dönemdeki görünüm ve bazı ürünlerde süregelen arz sıkıntılarının etkisiyle güçlü bir artış kaydederek yükseliş eğilimini sürdürmüştür.”

MB’nin enflasyon üzerinde üretici kaynaklı baskının güçlendiği tespiti, önümüzdeki aylarda da TÜFE’deki yükselişin süreceği beklentisini yansıtıyor. Mart başında geçilen kademeli normalleşmeyle birlikte yüzde 50 kapasiteyle açılan, lokanta, restoran, kafe, kafeterya vb. işletmelerde aylarda biriken maliyetler ve faaliyette bulunamamanın yarattığı gelir kayıpları, fiyatlara yapılan yüksek düzeyli zamlarla telafi edilince, yeme-içme sektöründen enflasyona çok ciddi yukarı yönlü katkı geldi.

Diğer deyişle 15 puanı aşan birikimli üretici endeks artışının daha da yukarı çıkmasına paralel olarak, bu farkın aşamalı şekilde TÜFE’ye taşınması ve enflasyondaki yükselişin artarak devam etmesi söz konusu olacak.

Beklentiler Nisan-Mayıs enflasyonlarının zirve noktaya çıkması yönünde. Buna karşılık MB politika faizini yüzde 19’a yükselttikten sonra görevden alınan Naci Ağbal’ın yerine atanan başkan Şahap Kavcıoğlu ise faiz indiriminden yana. Ancak bu yaklaşımı nedeniyle göreve geldikten sonra kurların yukarı yönlü çıkışa geçmesi, piyasalarda oynaklığın artması üzerine Kavcıoğlu, gerek MB’nin 89’uncu olağan genel kurulundaki konuşmasında gerekse yatırımcılarla gerçekleşen video konferansta politika faizini enflasyonun üzerinde tutacağı taahhüdünü vermek zorunda kaldı. Oysa Kavcıoğlu’nun planı ve Erdoğan’ın da kendisinden beklentisi, Nisan ayından sonra faiz indirimlerinin başlamasıydı.

MB’nin tek gösterge faizinin politika faizi olacağını ifade eden Kavcıoğlu, tüm kararlarını ‘veri odaklı’ alacağını belirterek, 15 Nisan’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faiz indirimine gidilip gidilmeyeceği sorularına da aynı şekilde verilere bakılarak karar verileceği yanıtını vermişti.

Mart enflasyonu, Başkan Kavcıoğlu’nun veri odaklı karar’ vaadi açısından, faiz indirimi olanağını ortadan kaldırmış durumda. Halen yüzde seviyesindeki politika faizi mevcut enflasyonun yaklaşık üç puan üzerinde.

Dolayısıyla Kavcıoğlu’nun önünde iki seçenek bulunuyor; birincisi mevcut faizi sabit tutarak Mayıs ayındaki PPK toplantısına kadar Nisan enflasyonunda ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek. İkincisi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beklentisini karşılamak için enflasyon-faiz arasındaki 3 puanlık marjı 100-150 baz puanlık faiz indirimiyle 1,5-2 puana düşürmek. Bunu yaparken de ‘enflasyonun üzerinde faiz vermeye devam etme sözümüzü tutuyoruz’ gerekçesine sığınmak.

Ancak böyle bir indirim halinde, bunun iç ve dış piyasalardaki algısının negatif olacağı, faiz indirimlerinin başladığı düşüncesinin ağırlık kazanacağı dikkate alındığında, döviz kurlarının hızla yükselişe geçmesi olasılığı kesinlikle yükselecek.

Başkan Kavcıoğlu’nun enflasyon ve faizde manevra alanı oldukça dar. Onun için de faizi artırmasa bile yüzde 19’da sabit tutmak, şu anda piyasaların yok olan güvenini geri kazanabilmek ve bir süre muhafaza edebilmek açısından Kavcıoğlu için en doğru seçenek olarak görünüyor.

Yİ-ÜFE’deki yükselişin sürmesi ve makasın daha da açılması halinde, Kavcıoğlu’nun uzun süre faiz indirimine gitmesi mümkün görünmüyor. Aksine Nisan-Mayıs aylarındaki enflasyon gelişmelerinin Başkan Kavcıoğlu’nu savunduğu tezin aksine karar almaya ve yeni faiz artışına gitmeye mecbur etmesi olasılığı daha yüksek görünüyor. Bu durumda ise Erdoğan’ın hışmını üzerine çekmeyi ve başkanlık koltuğunu kaybetmeyi, Naci Ağbal’ın ‘en kısa süreli MB Başkanı rekorunu kırmayı’ göze alması gerekecek.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.