Merkez Bankası’nın dövizi durduracak gücü kalmadı

Ekonomiyi tahrip eden döviz fiyatlarını kontrol etmek için geçen yıl 40, bu yılın ilk çeyreğinde de 20 milyar doların üzerinde örtülü döviz satışı yapan Türkiye yine de istediğini elde edemedi. Merkez Bankası’nın kamu bankaları üzerinden yaptığı güçlü ve kritik müdahalelere karşın ortalama dolar kuru 2019 başından bu yana yükselişini düzenli olarak sürdürüyor. 2019 başında aylık ortalama dolar kuru 5.31 TL düzeyindeyken aradan geçen 15 ayda bu rakam 1 TL daha arttı ve Mart 2020’de 6.31 TL’ye ulaştı. Lira şu sıralar dolar karşısında Eylül 2018’de Rahip Brunson krizinde görülen 6.37’lik ortalama seviyenin ardından en güçsüz günlerini yaşıyor. 

Elbette özellikle son bir ayda TL’deki değer kaybı sadece iç nedenlere bağlı değil. Özellikle koronavirüs krizinin derinleşmesi, düşen petrol fiyatları, çöken borsalar nedeniyle pek çok ülkede para birimleri dövizler karşısında eridi. Örneğin Rus Rublesi ve Meksika Pezosu gibi son fırtınada vurulan para birimlerindeki çift haneli kayıplar düşünüldüğünde, TL, mart ayında daha iyimser bir performans gösterdi. Dolar fiyatı TL karşısında mart ayında gördüğü en düşük seviyeden geçen Cuma'ya kadar yalnızca yüzde 6 yükseldi ki, bu pek çok gelişen para birimi açısından oldukça güçlü bir performans anlamına geliyor.

Yine de bir takım iç ve dış şartlar göz önünde bulundurulduğunda Türk para birimi için benzer örneklere göre daha karamsar bir seyir öngörmek şaşırtıcı olmamalı. Çünkü mart ayında yaşanan piyasa kabusu sırasında yaşanan dalgalanmalarda TL’den daha kötü performans gösteren para birimleri olsa da, bu paraların şansı hâlâ Türkiye’ye göre yüksek.

Örneğin Türkiye’nin Rusya gibi yüz milyarlarca dolarlık döviz rezervi ya da Meksika gibi doğrudan FED’e bağlı bir swap hattı yok. Ayrıca söz konusu ülkeler dış borç açısından Türkiye kadar köşeye sıkışmış durumda değil.

Türkiye gibi son iki yılda tüm enerjilerini ve birikimlerini döviz fiyatlarını durdurmak için harcamadıklarından daha fazla enerjiye ve rezerve sahipler. Ve tabii ki, bu ülkelerin çoğu, ayakta kalmak için, daha şimdiden batmış görüntüsü veren turizm gibi en küçük esintiden etkilenen sektörlere de bağımlı değiller. Bu nedenle Türk ekonomisinin gücünü gösteren TL için önümüzdeki aylar son derece travmatik çalkantılara gebe gibi gözüküyor.

Diğer taraftan siyasi olarak kendisini dünya devleri arasında gören ve buna yönelik agresif çıkışları sık sık küresel arenada yankılanan iktidardaki AKP ve onun otokrat lideri Erdoğan’ın tüm iddialarına karşın ülke ekonomisinin sadece kağıttan bir kaplan olduğu da artık bir sır değil.

Bugünlerde en hırslı iktidar destekçileri bile işlerin aslında kendilerine aksettirildiği gibi gitmediğini iliklerine kadar hissediyor. Koronavirüs nedeniyle pek çok gelişmiş ülkede yüz milyarlarca hatta trilyonlarca dolar büyüklüğünde ekonomik destek paketleri açıklanırken, Erdoğan’ın kontrolünde olan Türk devleti sadece bir takım vergi ve harç alacaklarını ertelemek ve faiziyle özel banka borçlarını birkaç aylığına öteletmekten başka adım atamadı.

AKP iktidarı, halkına herhangi bir alternatif gelir kaynağı göstermeden tüm işlerini bırakıp virüsün yayılmasını engellemek için self karantina önermek dışında herhangi bir çözüm yolu gösteremiyor. Mutlak ki açlık ile virüs karşısında tercih yapmak zorunda kalan milyonlarca Türkiyeli istemsiz bir kabullenmeyle sokağa çıkmaya devam ediyor. Bu da Erdoğan’ın Türkiyesi’ni koronavirüsün en hızlı yayıldığı ülkeler arasında liderliğe oturtuyor.

Öte yandan Türk halkının virüse meydan okumasının bile ekonomiyi batmaktan kurtaracağı çok şüpheli. Çünkü enerji kaynakları nedeniyle düzenli olarak cari açık vermeye mecbur olan ülke için geçmişten gelen yüksek bir borç yükümlülüğü de var. Türk Hazinesi’nin rakamlarına göre önümüzdeki bir yılda devlet ve özel sektör 70 milyar dolara yakın borç ödemesi yapacak. Buna karşın ülkenin toplam rezervleri 91 milyar dolar düzeyinde gözüküyor.

Tabii bu rakam da şaibeli. Çünkü Merkez Bankası geçtiğimiz 15 ay boyunca piyasalara güçlü döviz satış müdahalelerinde bulunurken piyasalar ve dış devletlerden 26 milyar dolar düzeyinde borç aldı. Bu rakam çıkarıldığında Türkiye’nin tüm ülke rezervlerinin artık sıfırı tükettiği görülüyor. Öyle ki swaplar bir yana konulduğunda Merkez  Bankası’nın artık kısıtlı miktardaki altın rezervlerinin yarısına yakınını tükettiği anlaşılıyor.

Bundan sonrası Türk ekonomisinin daha fazla döviz kazanıp daha az döviz harcamasına bağlı. Elbette ki dünyadaki talep durumu ve yabancıların son üç ayda Türk varlıklarını rekor ölçüde sattığı  düşünüldüğünde bu çok olası değil.

Bu saatten sonra Türkiye ve Lira için yapılabilecek en hızlı kurtarma çabası ancak IMF gibi bir uluslararası kuruluşla anlaşma olabilir. Bunun da siyasi bedelleri olacaktır ve Erdoğan iktidarının bunu ödeyip ödemeyeceği belirsizdir. Sadece Rus S-400 füzelerinden kaynaklı ABD ambargolarının bile Türkiye’nin IMF’den yardım talep etmesi için şansını sıfırladığını unutmamak gerekli.

Tablo, önümüzdeki aylarda Türk ekonomisi ve TL için son derece karanlık görülüyor. Eğer bir mucize olmazsa Türk Merkez Bankası istemese de artık TL’yi savunmaktan vazgeçerek serbest dalgalanmaya bırakmak zorunda kalacak.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir