Mark Bentley
Mar 08 2018

Moody’s'in not düşürmesi, 'tek adam' yönetimine tebligattır

Türkiye’nin borç notunun Çarşamba günü Moody’s tarafından hurda seviyesine düşürülmesi, Türkiye’nin tek adam tarafından, gelişen piyasalara uygun olmayan politikalar takip ederek yönetildiği acı gerçeğini yansıtıyor.

Değerlendirme ajansı tarafından Türkiye’nin egemen bağlarının bir derece aşağı, Ba2’ye düşürülmesi kararı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın denetim ve dengedeki bozukluklarına karşı referanslar içeriyor, ki bu da Türkiye’yi dışardan gelecek ekonomik şoklara karşı çok daha korunmasız hale getiriyor.

Moody’s tarafından yapılan açık ve dürüst açıklama, Türkiye Merkez Bankası’nın faiz oranlarını askıya almasından birkaç saat sonra geldi. Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya ve Para Politikası Kurulu, Türkiye’nin çift basamaklı enflasyon oranının maliyet belirleme hareketi için ciddi bir risk oluşturduğunu itiraf etmesine rağmen, bu kararı aldı.

Erdoğan’ın, yapay yolllardan faiz oranlarını bastırmak yönünde Merkez Bankası üzerinde uyguladığı baskı, kendisinin liderlik tarzını tam olarak yansıtıyor. Bir yandan görüş ayrılığı konusunda ciddi bir kısıtlama yaşanırken, bir yandan da gelişen piyasalar için kötüleşen global zeminin Türkiye’yi ani bir değişime karşı açıkta bıraktığı konusunda endişelenen yatırımcıların da cesaretini kırıyor.

Turkish central bank governor Murat Çetinkaya
Turkish central bank governor Murat Çetinkaya

Moody’s, Türkiye’nin kayıplara uğramış yürütme  kurumlarıyla ilgili endişesini vurgularken, ülkede devam eden OHAL durumunun Temmuz 2016’daki başarısız ihtilal girişiminden beri devam ettiğini ve hukuki otoritenin zarar gördüğünü de özel olarak belirtti. Analizci Kristin Lindow ayrıca, Şubat ayında yaşanan hukuki bir savaştan da bahsetti: Anayasa Mahkemesi’nin –ülkedeki en yüksek yasal bünye- davası askıya alınmış politik mahkumları serbest bırakmak yönünde aldığı karar, alt mahkemeler ve hükümet tarafından feshedildi.

Dahası Erdoğan’ın, 2017’de gerçekleşen ve derin ihtilaflar yaratan referandumu takiben, önümüzdeki sene yapılacak seçimlerde Türkiye’deki parlemento sistemini yok etme planları Lindow’a göre, “politikalarının öngörülebilirliğini ve buna bağlı olarak da etkisini zedeliyor.”

Londra’daki BlueBay Asset Management’da üst düzey bir gelişen piyasalar stratejisti olan Tim Ash’e göre, Türkiye’de kurumsal gücün kötüleştiğine çok az insan itiraz edebilir: “Ve sanırım şimdi S&P ve Fitch de Moody’s tarafından alınan not düşürme kararını takip edecekler.”

Moody’s açıklaması, Erdoğan’ın ekonomik danışmanı Cemal Ertem’in İngilizce yayın yapan yerel bir günlük gazeteye, gelişen piyasa ekonomilerinde para politikasının düzenlenmesi gerektiğini söylediği gün yapıldı. Türkiye Merkez Bankası, on yıldan fazla süredir Uluslararası Para Fonu (IMF) destekli kanunlar çerçevesinde bağımsızdı. 

Erdoğan’a yakın kişilerden bu tür açıklamalar gelmesi, Türkiye menkul kıymetlerde yatırım yapanları da endişelendiriyor. Özellikle de ekonomi, medya ve politikalar üzerindeki gücünü Rus Başkan Vladimir Putin tarzında sağlamlaştıran Erdoğan’ın, bir ekonomideki yüksek faiz oranlarının enflasyona sebep olduğunu ileri sürmesinin ve geleneksel ekonomik teoriden uzaklaşmasının tam tersi etkiyi sağladığı göz önüne alırsak.  IMF ve Batı ekonomik sistemi, son zamanlardaki danışmanlarından ciddi eleştiriler ortaya koydu.

Türkiye’de enflasyon % 10.3’te, gelişen piyasa ortalaması % 3.5’la karşılaştırıldığında bu son derece olumsuz bir oran. Merkez Bankası ayrıca faiz oranlarını şaşırtıcı bir oranda –borç alma oranı % 7.25’den % 12.75’lik “geç likidite penceresi” arasında değişen bir yelpazede- sabitliyor.

Lindow’a göre, Merkez Bankası’nın Borçlanma masraflarını yükseltmekteki başarısızlığı sonucunda enflasyonun en erken 2020’ye kadar sürdürülebilir bir tabanda tek basamaklı rakamlara dönmesi pek mümkün değil.

Ankara’daki Merkez Bankası, Çarşamba günü geç likidite oranını % 12.75’e ulaştırdı, şu anda mevcut olan tek borç verme enstrümanı ve haftalık repo oranını da % 8’de tuttu. 

Erdoğan ayrıca ulusun bankalarını, ekonomik büyümeyi teşvik etmeye yardımcı olmak için, kredilerdeki faiz oranlarını düşürmeye çağırıyor, şu anda oran ortalama yıllık  % 17-20 arasında. Bunu yapmayanları da ülke pahasına frısatçılık yapmakla suçluyor. Devlet bankalarının gelecek haftalarda Erdoğan’ın dediklerini yapması bekleniyor.

Ekonomistler, Türkiye’nin para politikalarının tehlike altında olduğu konusunda Moody’s ile hemfikir, oranların değişmesini engelleyerek Merkez Bankası’nın ülke ekonomisini zarar görmeye açık hale getirdiğini söylüyor.

Nomura, Londra’da bir ekonomist olan İnan Demir, Çarşamba günü eposta ile gönderdiği yorumlarında, “Aşırı baskı ve hem global hem de Türkiye’ye özel şoklar sebebiyle gerçekleşen liranın hassasiyeti yüzünden, riskler yüksek oranlara doğru yönelmiş durumda,” diyor. “Fakat, para birimi ciddi baskı altında olmadığı müddetçe bankanın müdahele etmesini beklemeyiz.”

Yükselen enflasyon hakkındaki endişeler ve ülkenin global durumuna bir de ABD’yle yaşanan politik gerilimler eklenince, Kasım ayında Türk lirası dolar karşısında 3.97’ye düşerek rekor kırdı. Bu hafta 3.8 civarında işlem gördü.

“Açık olarak belli ki Merkez Bankası tekneyi sarsmak istemiyor,” dedi Ash. “Lira makul oranda stabil olursa pek bir şey yapmayacaklar.”

Türkiye ekonomisi için sorunları daha da yoğunlaştıran şu anda, gelişen piyasalardaki en geniş hesap açığı.

Yeterli miktarda doğrudan yabancı yatırım olmadığından, Türkiye bu açığı, yabancı hisse senedi alımı şeklinde kısa vadeli portföy girişiyle finanse ediyor, ki bu yatırımlar ülkeden hızla çıkabilir ve Merkez Bankası’nın yabancı para birimi rezervleri düşer.

Şu andaki hesap açığına en büyük katkı ticaret açığından geliyor, ithalat % 38 ihracat ise % 11 artarken Ocak’taki 9 milyar doları ikiye katladı.

Türk lirasının görünümünden duydukları endişeyle Türkler dolar, avro ve altın alma yönünde harekete geçti.

Türkiye’nin Suriye’ye askeri hücumu üzerine ABD’yle yaşanan politik gerilimler, Yunanistan’la yaşanan bölgesel anlaşmazlıklar ve politik anlaşmazlıklar sebebiyle Avrupa Birliği’yle bozulan ilişkiler, hem Tükiye’de hem de global finans başkentlerinde riski artırıyor.

Medya ve büyük şirketler de dahil olmak üzere, Türk toplumu üzerindeki kontrolünü kullanarak Erdoğan, kendi kontrolü dışındaki unsurlara saldırıyor. Bunların arasında, artan otoritesini eleştiren Türkiye’nin geleneksel batılı müttefikleri, ekonomiyi ve yabancı politikaları alışılmadık şekilde ele alışını anaparalarına ciddi bir risk olarak gören yabancı yatırımcılar da var.

Bu haftanın başında Erdoğan, Batılı güçlerin Temmuz 2016’daki ihtilal girişiminde kendisinin devrilmesini istediğini, Ocak’ta Türkiye’nin Suriye’yi istilasını engellemeye çalıştıklarını ve şimdi de ülke güçlendiği için korktuklarını e Türkiye’yi uluslararası arenada baltalamak istedikerini söyledi.

Suriye’ye yapılan askeri akın, ülkenin jeopolitik risklerine bir yenisini eklerken, Çarşamba günü Moody’s, çatışma uzadıkça etkilerinin de daha derin ve daha kalıcı olacağını ifade etti.

“Bu resmin bütününe baktığımızda, yabancı anapara girişinde ani ve karışıklık yaratacak terse dönüşler olabileceğini görüyoruz. Halihazırda yetersiz olan yabancı döviz rezervlerinde daha hızlı bir düşüş ve en kötü senaryo gerçekleşirse, ödeme krizi, her ne kadar ihtimali düşük olsa da, Moody’s tarafından bir sene once yapılan tahminlere göre çok daha fazla düşüş gösterdi,” dedi Lindow.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar