Pandemi ve zamlar pazarları da vurdu: 'Satışlar düştü, geçinemiyoruz...'

Türkiye'de yaşanan ekonomik kriz insanların gündeminden düşmüyor. Çalışanı, emeklisi, öğrencisi başta olmak üzere herkes fiyatların artmasından şikâyetçi. Özellikle doların yükseldiği günlerde hemen yükselen fiyatlar son günlerde azıcık düşme gösteren dolara rağmen yine yükseklerde duruyor. 

Market müşterileri “neden fiyatlar düşmüyor” gibi sorular sorsa da cevap alabilecekleri bir makamı bulamıyorlar.  Böylece marketlerde umduğunu bulamayan vatandaşlar da semt pazarlarına umut bağlıyor. Ancak işler orada da beklenildiği gibi gitmiyor. Zira pazar fiyatları da marketlerden aşağı değil. İki ateş arasında kalan halk ise çareyi “kemer sıkmada” bulmaya çalışıyor.

AKP’nin kalesi Fatih’te bulunan Karagümrük Semt Pazarı çalışanları ve müşterileri bugünlerde mutsuz. Pazarcıların satışı eskiye oranla yüzde 40-50 kadar düşmüş vaziyette. Buna mukabil ürünlerin fiyatları yüksek. Belediye, tezgâh kiralama konusunda herhangi bir indirim yapmadı bugüne kadar. 

pazar

Vergiler, stopaj, tezgah kiralama gibi giderler eskiden olduğu gibi gitmeye devam ediyor. Halciler ve komisyonların belirledikleri fiyatlar yüksek. Pazarcıların ev kirası, depo kirası, gıda tüketimleri, kamyonet, mazot ve faturaları gibi  aylık giderler yine eskisi gibi gibi can yakmaya devam ediyor. Ancak buna karşın aldıkları ürünleri eskisi kadar satamıyorlar. Eskisine oranla satışlar yüzde 50 civarında düştüğü için bu da gelirlerine yansıyor. 

Karagümrük Pazarı’nda sırtında bir sepet ile gezen 62 yaşındaki Nurettin Yeşil,  21 yıldır pazarda hamallık yapıyor. Pazarda hamallık yapmadan önce ise fabrikalarda ve inşaatlarda amelelik yaptı. Sigortası düzgün bir şekilde yatırılmadığı için maalesef emekli de değil. Daha önce hiç böyle bir döneme rast gelmemiş. 

İnsanlar eskiden maddi anlamda daha rahatken pazardan 10-15 kilo malzeme alırdı. Bu ağırlıktaki yükleri taşımak için de hamal tutarlardı. Hamal ihtiyacı olunca da Nurettin Bey’i çağırıyorlardı. O da alınan meyve ve sebzeleri sırtındaki sepete koyarak evlerine kadar taşıyor ve karşılığında para alıyordu. Ancak son günlerde işleri kötüye gitmeye başladı. Çünkü eskiden insanlar pazara geldiklerinde en az 10-15 kilo ağırlığında meyve ve sebze alırken şimdilerde ise bu oran epey düştü. İnsanlar beş kilo domates almak yerine iki kilo almaya başladı. Onun için pazara gelen insanların büyük bir kısmı aldığı ürünleri hamala taşıtmak yerine kendileri taşıyor. 

Pazar

Günde beş-altıkişinin ihtiyacını ancak giderilebildiğini belirten Nurettin Bey, “Eskiden günde 15 kişinin malzemesini taşırdım. Ancak şimdi çok azaldı. Günde ancak beş-altı kişiye hamal lazım oluyor. Eskiden 90-100 TL kazanırdım. Şu an 30-40-50 TL. İnsanlar artık kendi eşyasını kendi taşıyor. Hayat pahalılaştı. Yaşamakta zorlanıyoruz” diyerek şu anki haline de şükür ediyor. 

Nurettin Bey’in aldığı para karın tokluğuna yetiyor. Kendisinin deyişiyle kuru ekmek düzeyinde yeterlilik gösteriyor. Lokantaya gidip karnını doyurmak için ise çok eksik. Daha önce hiç böyle bir israf ve yokluğu bir arada görmediğini belirten Nurettin Bey, altı yıldır düzenli olarak eşyalarını taşıdığı bir müşteriden bahsederek tabloyu özetliyor:

“Bir kadın müşteri var. Yıllardır her hafta kabak, karnıbahar, beş kilo kadar da patates, soğan alırdı. Ancak şimdi karnıbaharı bile keserek alıyor. Pırasa, ıspanak gibi şeyleri alıyordu artık almıyor. Balık çok pahalı olduğu için arada bir alıyor. Herkes maddi olarak zayıfladı.”

Birkaç yıl evvel pahalılığından dolayı gündem olan soğan ve patates satıcıları da şikayetçi. Bilindiği gibi o dönem hükümet yetkilileri, halciler ve komisyoncuları fail olarak gösterdi. Hatta bir süre sonra devlet tarafından kurulan “Tanzim Satış” noktalarında, devletin kendisi bizzat soğan ve patates olmak üzere birçok ürün satmaya başladı. 

Ancak şimdilerde pazardaki her ürün patates ve soğanla aynı kaderi yaşamaya başladı. Pazarcıların dediğine göre bazı ürünlerde satışlar yüz 60 kadar düştü. Pazara gelen vatandaşlar ise eskiden bu ürünleri çok aldıklarını ancak şimdilerdeyse mümkün olduğunca az miktarda aldıklarını belirtiyor. Çünkü hem pahalı hem de gelirleri az. 

Pazarda soğan ve patates satanların yaşadığı yeni sorunlardan biri ise ‘seçmek!’ Çünkü pandemi koşullarında ürün seçmek yasaklandı. Müşteri ise alacağı patatesi ve soğanı seçerek almak istiyor. Pazarda gezen zabıtaların ceza kesilmesinden korkan pazarcılar da buna izin vermiyor. Onun için pek çok insan pazar yerine marketin yolunu tutarak patates ve soğan işini oralardan hallediyor. 

Pazar

Soğan satıcısı Mustafa Bey’in dediğine göre insanlar artık keyfi olarak bir şey yemiyor. Herkes ihtiyaç ekseninde alışveriş yapıp acıkınca yiyor. Çünkü ekonomik kriz var. 

Pazarcıların yaşadığı bir diğer sıkıntı ise lokantalarla ilgili. Pandemi nedeniyle lokantalarda oturup yemek yemek yasak. Durum böyle olunca civardaki pek çok esnaf ve diğer lokantalar başta olmak üzere yemek yapan yerler çalışmıyor. Çalışmadıkları için de gelip pazardan haftalık domates, patates, biber, soğan, fasulye, peynir gibi ürünleri almıyorlar. Alınmayınca da pazarcıların satışı önemli oranda bir azalma yaşıyor. 

Pazarcılara bu durumun nedeni sorduğumuzda da farklı cevaplar alıyoruz. Kimisi marketleri kimisi halcileri kimisi de iktidarı suçluyor. Pazarcıların dediğine göre yönetim doğru şekilde bir fiyatlandırma ve kontrol sistemi oluşturabilir ise işler bu kadar karışmayacak.  Kim, nereden fiyatı haksızca artırsa hemen belli olacak ve hesap sorulacak. Ancak şu şartlarda bu imkansız.

Soğan satıcısı Mustafa Bey göre böyle giderse her şeyin dengesi bozulacak. Kendisi ödemelerini yapamıyor. Yasakların herkesi etkilediğini ve insanların ellerinin bomboş olduğunu belirterek sözlerini bitiriyor. 

Ancak soğan satıcısı Mustafa’nın yanındaki patates satıcısının da adı Mustafa ve aynı dertlerden o da muzdarip. Ona göre de kimse çalışamıyor. İnsanların durumu çok kötü diyen Mustafa Bey, şöyle konuşuyor:

“Millet beş kilo alacağı yerde bir kilo alıyor. Millete diyoruz iki kilo olsun mu? Diyor ki ‘ekmek parası lazım. Bir kilo ver.’ Yasaklar bizi çok kötü etkiledi. Ödemelerimizi yapamıyoruz. İş yapamıyoruz. Şu an üç aylık ödememi ödeyemedim. Halka baksana, eli bomboş herkesin. Yasakların kalkması lazım. Böyle giderse ileride patlar. Sattığım malın yarısını ancak satıyorum. Akşama tezgahın yarısını geri topluyorum.”

Lahana, dereotu, kıvırcık gibi sebzeleri satan Cemal Aygün ise esnafın kan ağladığını belirterek bağırıyor. İnsanların eskiden yeşillik tükettiğini ancak son dönemlerde satılamayan yeşilliklerin çürüdüğünü ifade ediyor. Aygün bu süreçte iş yapamadığı için yanında üç elemanını da işten çıkarmış:

“Alışveriş çok kötü… İnsanlar da biz de memnun değiliz. Üçte bir oranında ancak karşılıyoruz. Kiralar, faturalar var. Elemanlarımın üç tanesini işten çıkardım. Çünkü kurtarmıyordu. Zarar ediyorduk. Haldekiler fiyatları indirseler bir de yasaklar kalksa bence düzelir.”

Kendi bahçesinden yetiştirdikleri ve yaptıkları baharatları pazarda oğluyla beraber getirip satan Sultan Hanım ise sürecin herkesi zorladığını söylüyor. İnsanların bir şey alırken defalarca düşündüğünü belirten Sultan Hanım, pandemi yasaklarının bir anca önce kalkmasının esnafa hayırlı olacağını belirtiyor. 

Pazarda alışveriş yapan Mahmut Demir kıt kanaat geçinebiliyor. Ellerindeki poşetlerde soğan, havuç, domates, lahana, patlıcan gibi malzemeler var. Yaklaşık 70 TL ödemiş. Bir yıl önce bu alınanların 40 TL olduğunu hatırlatıp fiyatların ancak yazın düşebileceğini ekliyor. Pazar

Peynir satıcısı pazarcı Basri Yokuş da hem mandıracılardan hem de müşteriden yana sıkıntılı. İnsanlar eskiden birkaç çeşit peynir alırdı. Ancak son zamanlarda herkes ancak tek çeşit alabiliyor. Mandıracılar ürünlerin fiyatlarını yükseltince kendisi de pazarda bir oranda üstüne koyarak satmaya başladı.  Fakat fiyatı pahalı bulan müşteriler de peyniri eski gibi alamaz oldu. Durum böyle olunca satışlar yüzde 50 civarında düştü. Yokuş da işlerin yarı yarıya bozulduğunu söylüyor. İnsanlarda paranın olmadığını ancak emeklilerin peynir satabildiğini ifade ediyor.  

Pazarda sadece yokluk ve yoksulluk konuşulmuyor. Birçok insan mesleğini yapamadığı için mecburen ekmeğini burada kovalıyor. Pazardakiler kamerayı görünce “Sen pazardaki üniversite mezunlarını çek” diyerek beni yönlendiriyor. Pazarcıların dediğine göre son yıllarda üniversite mezunu olup işsiz kalan birçok genç bazen geçici bazen kalıcı olarak pazarın yolunu tutuyor. 

Pazar

Serkan Polat da o gençlerden birisi. Kendisi Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden mezun ve 25 yaşında. Okulu bitirdikten sonra bir süre iş aramış ancak sektörde iş bulamamış. Böyle olunca pazarın yolunu tutarak şansını burada denemiş. Ailesi de yıllardan beri bu işin içinde olduğu için fazla zorlanmamış. Anlattığına göre kendi fakültesinden mezun olan hiçbir arkadaşı alanında iş bulamadı. Pazarcılığın virüs öncesine göre çok zor durumda olduğunu söylüyor. 

Mezun olduğu alanda emek sömürüsünün çok olduğunu, insanların karşılıksız bir şekilde yada ucuza çalıştırıldığını belirten genç pazarcı, “Şimdi o sektörde bir işe girsem parayı gözetmeksizin büyük emekler sarf etmek gerekiyor. Yani emek sömürüsü oluyor. Ama ticarete veya başka işe girdiğinde günlük sıcak bir para akışı oluyor. Yani biraz maddi olanakla alakalı. O yüzden orada emeğimin sömürülmesine gönlüm razı olmadı. Ben de burada aile mesleği olan pazarcılığı seçtim” diyerek anlatıyor. 

Etiketler kaldırıldıktan sonra pazar artık kapanıyor. Pazardaki artık, kırık dökük malzemeleri toplamaya gelen insanlar da var. Pandemi nedeniyle çalışamayan ve geçimini sürdüremeyen bazı insanların gelip tezgahlardaki artıkları ve ucuz malları aldığını kaydeden pazarcılar, eskiye oranla bu insanların sayısında bir artış olduğunu ifade ediyor. 


@Ahval Türkçe