Rahip Brunson zararı Gezi’nin yedi katı

Türk iktidarı güney sınırında 3. Dünya Savaşı’nı hatırlatır şekilde süper güç Rusya ile sıcak bir çatışmanın eşiğine gelirken, ülke gündemi son iki haftadır ‘FETÖ’, ‘İş Bankası’ ve Gezi Davası gibi daha önce defalarca çiğnenip sakız haline getirilen konularla örtülü. Siyasetten medyaya kadar ülkedeki tüm elit kesim, İlya Ehrenburg’un Paris Düşerken romanında tasvir ettiği sonu gelmez tartışmalara gömülmüş durumda.

Elbette tartışmalar sebepsiz de değil. Örneğin yedi yıl önce yaşanmış Gezi Eylemleri’ni ele alırsak, konuyla ilgili davada bu hafta başında gelen beraat kararı ve hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın itirazı sonucu kararı veren yargıçlar hakkında başlatılan soruşturmanın son derece sansasyonel olduğunu kabul etmek gerekir. Tabii, Gezi suçlamaları nedeniyle üç yıla yakın suçsuz yere hapis yattıktan sonra aklanan insan hakları savunucusu Osman Kavala’nın, ansızın 15 Temmuz darbe girişimi iddialarından tutuklanması da olayı alevlendiren başka bir etken. 

Bu tip olaylar aslında Türkiye’yi yakından takip edenler için pek de sürpriz sayılmaz. Daha önce çok sayıda yargı kararı Erdoğan tarafından yapılan sözlü uyarılar sonucu tersine döndü. Ve bugün de olduğu gibi ülkenin ekonomik kriz ile dış politikadaki skandallarla dolu gündemine bir perde çekmek için kullanıldı. 

Sonuç olarak bu tip manevralarla sık sık gündeme gelen Türk yargısının, iktidarın ülke gündemini domine etmek için kullandığı bir aparat haline gelmesi ayrı bir endişe kaynağı.

Yine de bu kararlar sayesinde oluşturulan gündem, ülkede maddi sıkıntılar nedeniyle son bir haftada yaşanan 10’a yakın intihar vakası, Suriye ve Libya’da Türk askerlerini tehlikeye atan operasyonları kamuoyunun aklından çıkarmakta son derece etkili. AKP iktidarı da bu aparatı sonuna kadar kullanmakta kararlı. Bu duruma muhalefet partilerinin de elverişli şartlar sunduğunu hatırlatmakta yarar var.

Diğer taraftan gündemde olan Gezi Parkı tartışmaları konusuna girersek, Erdoğan’ın yeni çıkışıyla bu olayların boyut değiştirme eğiliminde olduğunu da söyleyebiliriz. Daha önce Gezi eylemcilerini uluslararası örgütlerini maşası olmakla suçlayan Erdoğan yönetimi, herhangi bir delil bulamayınca bu kez olayların ülke ekonomisine verdiği zarar üzerinden suçlamalar yapıyor. Bu son beş yıldır giderek ağırlaşan şekilde bunalıma giren ve verilen sözlere rağmen bir türlü düzeltilemeyen Türk ekonomisindeki sıkıntıları muhalefete yüklemek açısından yapılmış bir siyasi manevra gibi gözüküyor. Belki de ekonomik kriz karşısında kalelerini birer birer kaybeden Erdoğan için bir kurtuluş umududur. 

Örneğin Erdoğan kendi partililerine Gezi Parkı eylemlerinin yaşandığı sırada ekonomide olan değişimleri anlatırken artık ısrarla Türkiye’de iyi giden her şeyin bu eylemler sonrasında bozulduğunu dillendirmeye başladı. Kendi verdiği bilgilere göre bu dönemde ülke ekonomisinin en önemli göstergelerinden İstanbul Borsası dolar bazında yüzde 40 (Kendiniz hesaplarsanız aslında Gezi’nin yaşandığı Mayıs-Ağustos 2013 arasında bu rakamın yüzde 18 olduğunu bulursunuz) değer kaybetti. Aynı şekilde Merkez Bankası faiz oranlarının 5.5 puan artırılmak zorunda kaldığı, ülkeden 8 milyar dolar para kaçtığı (Ülkenin net döviz pozisyon rakamına göre yabancı yatırımında erime 20 milyar dolar),  doların 1.70-1.80 TL aralığından tırmanışa geçtiği (Gerçekte 1.87’den, 2.02’ye çıktı), enflasyonun yüzde 6.13’ten yüzde 8.88’e ulaştığı da Erdoğan’ın iddiaları arasındadır. Dolayısıyla bugün Erdoğan’ı en çok zorlayan ekonomik kriz konusunun asıl sorumlusu Gezi olaylarına katılanlar ve onları destekleyen muhalefet. 

Tabii ki Erdoğan, aynı dönemde ABD Merkez Bankası FED’in, Türkiye gibi cari açığı yükselen ülkelerde şoka neden olan faiz artışı açıklamasının bu gelişmelerde temel etkenlerden biri olduğunu söylemiyor. Türkiye ile aynı kategoride yer alan Brezilya ve Güney Afrika’da borsaların sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 13 düştüğünü anlatmıyor. Keza Gezi olayları sırasında TL dolar karşısında yüzde 8 değer yitirirken, FED etkisi nedeniyle Brezilya Reali’nin yüzde 11, G. Afrika Randı’nın yüzde 15 değer kaybettiğinden de bahsetmiyor. 

Bazı bilgileri kendisine saklaması anlaşılabilir. Sonuç olarak Erdoğan bir politikacıdır ve sosyopolitik olayların ekonomiye olan etkilerini kendi bakış açısından bir propaganda malzemesine dönüştürebilir. Ancak onun baktığı pencere her ne kadar kulaklarını tıkayıp, gözlerini kapasalar da siyasi muhalifleri açısından önemli argümanlar sunuyor. 

Örneğin 2018’de yaşanan Rahip Brunson krizi, tıpkı Gezi olayları gibi ekonomi dışı etkenlerin yarattığı ama ekonomik sonuçları olan önemli bir vaka. Aynı zamanda konu doğrudan Erdoğan’la ilgili. Erdoğan, üç aylık bir zaman dilimi içinde ABD’nin tüm baskılarına karşın kayıtsız kaldı, hatta ‘Bu can, bu tende kaldıkça bırakılmayacak’ dedi. Buna karşın ekonomi at-üst olunca Rahip aniden serbest bırakıldı. 

Üstelik bu olayın ekonomik sonuçları Erdoğan’ın Gezi eylemlerine atfettiğinden çok daha ağır. Brunson krizi sırasında dolar TL karşısında yüzde 57 değerlendi ki bu Gezi olayları sırasındaki yükselişinin yedi katı. Aynı şekilde bono faizleri yüzde 12’den yüzde 27’ye, Merkez Bankası faizleri yüzde 9.75’ten yüzde 24’e çıkarak 2.5 katına yükseldi. Enflasyon yüzde 10.85’ten yüzde 25.24’e çıktı. Ülkedeki yabancı sermaye yatırımındaki erime Merkez Bankası rakamlarına göre 66 milyar dolarla Gezi’deki rakamın üç katından fazla. 

Kuşkusuz daha da genişletebiliriz. Ülkede Gezi olayları nedeniyle battığı bilinen şirket yok gibi. Ancak Rahip Brunson skandalından sonra aralarında dev ve tarihi markaların da olduğu binlerce şirket konkordato ve iflas masasına oturdu. Keza banka kredileri içinde batık oranı Gezi olayları sırasında hiç değişmezken, Brunson olayından sonra iki kattan fazla artarak yüzde 6’ya dayandı. Bu yılsonunda ise yüzde 10’lara yaklaşması bekleniyor. Gezi sırasında Türkiye’nin kredi notu değişmedi, ama Brunson olayları ve izleyen süreçte üç basamak birden indirildi.

Görüldüğü üzere arşivlerdeki bu rakamlar her seferinde Erdoğan’ı haksız çıkaracak kadar net ve kuvvetli. Ancak Türkiye’de sorun, bunları bile dile getirecek siyasi bir muhalefetin olmaması gibi gözüküyor. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.