Can Teoman
Haz 09 2019

Reel faiz 12’yi geçti! Enflasyon doğruysa faiz inmeli

Her ne kadar rakamların güvenirliği tartışılsa da Türkiye’de enflasyon oranları 7 aydır geriliyor. Son açıklanan Mayıs verileriyle birlikte yıllık enflasyon düzeyi yüzde 18.71’e gerilerken, Ekim 2018’den bu yana toplam düşüş 6.5 puanı geçti.

Ekonominin başında bulunan Erdoğan’ın damadı Hazine Bakanı Berat Albayrak, önümüzdeki aylarda enflasyon oranlarındaki düşüşün daha da hızlanacağını hatta birkaç ay içinde yıllık bazda tek haneli fiyat artışlarının görülebileceğini söylüyor.

Hazine ve Maliye Bakanı olduktan sonra ülkede enflasyon rakamlarını açıklayan resmi istatistik ajansı olan TÜİK’in başına yakın bir arkadaşını atayan Albayrak için bu açıklama pek de desteksiz bir tahmin olmasa gerek.

Öte yandan zaten Türk ekonomisinde enflasyonun gerileyeceğine ilişkin önemli işaretler de var.

Bunlardan ilki ekonomideki durgunluk. Önceki hafta açıklanan milli gelir rakamları Türkiye’nin 2018’in son çeyreğindeki yüzde 3 küçülmenin ardından bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2.6 daraldığını gösteriyor. Üstelik bu daralma kamu harcamalarının ilk çeyrekte reel bazda yüzde 7.2 artmasına karşın gerçekleşti.

Enflasyonun talep yönünü oluşturan tüketici harcamaları ise yüzde 4.7 daraldı. Kredi rakamları, ithalat, perakende satışlar ve konut sektörü gibi alanlardaki öncü veriler tüketimde bir artışın olmadığını, Türk ekonomisinin yılın ikinci çeyreğinde de enflasyonu körükleyecek bir talep artışı gerçekleştiremediğini gösteriyor. Dolayısıyla durgunluk, enflasyon oranlarının gerilemesi açısından önemli bir katkı sunacak.

Yıllık bazda fiyat artışlarını dizginleyecek bir başka etken de matematiksel ölçüm kaynaklı. Yıllık enflasyon hesaplanırken, bir önceki yılın aynı ayının fiyat artışları çıkartılıp bu yılın aynı ayındaki artışlar enflasyona dâhil ediliyor. Yani geçen yıl kurlardaki hızlı artışın yaşandığı aylardaki enflasyon oranları önümüzdeki aylarda hesaplamalardan çıkacak ve yerine bu yıl kurun nispeten daha ılımlı (en azından beklenti bu) seyrettiği aylardaki enflasyon oranları hesaba dâhil edilecek.

Baz etkisi dediğimiz bu yansımanın matematiksel olarak yıllık enflasyonda düşüşe neden olması ise beklenen bir gelişme. Özellikle de geçen yılın son yedi ayında Türkiye’de enflasyonun 13 puan arttığını düşünürsek (bu yılın ilk beş ayında sadece 4.99 puan), yıllık fiyat artışlarında önümüzdeki aylarda bir gerileme kaçınılmaz olarak görülüyor. Elbette ki kurlarda ani bir şok yaşanmazsa.

Rakamlar Türkiye’de yıllık enflasyonun 2019’da Merkez Bankası’nın hedeflediği yüzde 14.6 ya da Hükümet’in orta vadeli programı olan YEP’teki (Yeni Ekonomi Programı) yüzde 15.9’luk hedefleri kolayca tutturabileceğini, hatta daha da olumlu çıkabileceğini gösteriyor.

Öte yandan kamuoyunda inandırıcı bulunmasa da bu hızlı enflasyon düşüşünün bir bedeli var. Bu bedel de Türkiye’nin hala rekor düzeyde yüksek faiz ödeyerek enflasyonu kontrol altında tuttuğu gerçeği.

Merkez Bankası enflasyonda 6.5 puan düşüşün yaşandığı Ekim 2018-Mayıs 2019 döneminde politika faizlerini değiştirmedi. Ülkedeki temel faiz oranı basit yüzde 24, yıllık bileşik bazda da yüzde 27 seviyesinde. Bu yüksek faiz doları, diğer müdahalelerle birlikte, kısmen de olsa kontrol altında tutmayı sağlarken, ekonomide durgunluğu da giderek derinleştiriyor.

Türk ekonomisi faiz oranlarının 6.25 puan artırılmasının ardından son altı ayda yüzde 6’ya yakın küçüldü. Bu Erdoğan döneminde bol ve göreli olarak ucuz krediye alışmış Türk iş dünyası ve tüketicisi için tam bir felaketti. Pek çok sektör kur krizine ek olarak faiz şokuna maruz kaldı ve iflaslar giderek arttı.

Üstelik bu yüksek faiz ortamı Erdoğan’ın geçen yıl bir krize yol açan ve daha önceki yıllarda da sık sık tekrarladığı ‘faiz lobisi’ retoriğine karşı yaşanan bir durum. Koyu bir İslami gelenekten gelen Erdoğan yıllar boyu ekonomide yüksek faizin enflasyonun ana nedeni olduğunu savunup faizleri düşürmeye çalışmış ancak yaptığı her açıklama piyasalarda sarsıntılara neden olmuştu.

Merkez Bankası’nın son faiz artırımıyla Türkiye’nin dünyada Arjantin’den sonra en yüksek reel faizi veren ülke haline gelmesine rağmen (Beklenen enflasyona göre yüzde 12.2. Geçmiş enflasyona göre yüzde 7) Erdoğan’ın sesi bu kez çıkmıyor. Üstelik Erdoğan’ın geleneksel ‘Yüksek faiz yüksek enflasyonun temeldir’ söyleminin ironik bir yalanlaması olarak enflasyon da hızla düşüyor.

Buna karşın ekonomideki sert iniş ve artan işsizlik oranları artık yüksek faiz oranlarının Türk ekonomisi ve siyasetinin açısından döviz şokundan daha tehlikeli olduğunu gösteren bir seviyeye gelmiş durumda. Son iki çeyrekte yüzde 14 civarında daralan hane halkı harcamaları Erdoğan’a, bugün Türkiye’nin en güçlü adamı olmasını sağlayan yerel seçimlerde büyük bir yenilgi yaşattı. 31 Mart’ta Erdoğan’ın partisi ülkenin en büyük şehri de dahil tüm büyükşehir belediyelerini başka partilere kaptırdı.

Diğer taraftan bağımsızlığı uzun süredir tartışılan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bu şartlar altında sadece birkaç gün sonra son yılların en kritik toplantılarından birine hazırlanıyor. Merkez Bankası Kurulu, bu Çarşamba yılın dördüncü faiz toplantısını yapacak. Erdoğan ve medyası geçmiş dönemlerin aksine toplantıya ilişkin yorumda bulunmazken, Merkez Bankası’nın faiz oranlarında indirime gidip gitmeyeceği merak konusu.

Piyasalar ekonomide yeni yeni dengelenme yaşanırken ve dış siyasette son 70 yılın en hareketli günleri izlenirken zaten döviz rezervlerini tüketmiş olan Merkez Bankası’nın bir faiz indirimine gitmesi için erken olduğunu söylüyor. Ancak Türkiye’de piyasalar zaten her zaman yüksek faiz yanlısı olagelmiştir ve elbette siyasi etkilerini kolayca göz ardı eder.

Öte yandan Merkez Bankası’nın son enflasyon oranları, büyüme verileri ve dolarda bayram öncesi yaşanan düşüşten cesaret alan bir Merkez Bankası’nın sürpriz yapma olasılığı da yabana atılmamalı.

Zaten enflasyon bu kadar düşmüş ve reel faiz oranları yüzde 12’nin üzerine çıkmışken Merkez Bankası’nın faiz indirmemesi, ‘Enflasyon rakamlarına Merkez Bankası da mı inanmıyor’ sorusunu pek ala gündeme getirebilir.

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.