Rekabet Kanunu'ndaki değişim: AKP’li sermayeyi kurtarma adına ekonomiyi mahvetme adımı

Rekabet Kanunu'ndaki değişim: AKP’li sermayeyi kurtarma adına ekonomiyi mahvetme adımı

Ekonomi Gündemi'nde Güldem Atabay ve Prof. Eser Karakaş, bu hafta bütçe açığı ve Rekabet Kanunu'ndaki değişimin ne anlama geldiğini değerlendirdiler.

Güldem Atabay'ın değerlendirmelerinden öne çıkanlar şöyle: 

"En kötü geride mi kaldı diye konuşuluyor. Üretici için bunlar, önünü göremeyecek derecede ağır hasarlar. Borç yükü olan bir üretici için işsizlik bu kadar yükselmişken, dünyada bu böyleyken, talep gerçekten ucuz kredi ile Merkez Bankası’nın para basmasıyla, yatırım kredisi vermesiyle aşabilecek miyiz bu darboğazı kısa vadede. Çeşitli kurumların Türkiye tahminleri revize edildi. -3,6 ile -3,5 civarı bir daralma beklentisi var.

Bir taraftan Sayın Hazine Bakanımız iyimser açıklamalar yapıyor. Pozitif büyüme ya da sıfıra yakın bir büyüme ile kapatabileceğimizi söylüyor. Çekirdek enflasyon yüzde 10’un üzerine çıktı bile. Çift hanede şu anda.

Biz nereye gidiyoruz gerçekten? Ufukta bir toparlanma beklentisi olmalı mı yoksa bunlar ağır hasarlar ve kolay kolay toparlanma olmayacak mı? 

Merkez Bankası'nın işsizlik sigortası fonu üzerinden bir işlem yapıyor olması da açıkçası biraz rahatsız edici. 

Bir taraftan bu yeni istihdam kalkanı paketi ile işverenin katkı payı 2'den 4'e, işçinin katkı payı da 1'den yüzde 2'ye çıkıyor. Okuduklarımdan anladığım, aslında işverenin net katkı payı yüzde 3'den 6'ya çıkıyor. Bu dönemin ardından vergi afları gelecekse, buradan sonrasını izlemekte fayda var diye düşünüyorum. İlginç bir durum var..."

Eser Karakaş’ın görüşlerinden öne çıkanlar şöyle:

"Sanayi üretiminin yıllık bazda azalması yüzde 31, aylık olarak da yüzde 30 düşüş var. Bir anda geçtiğimiz mayıs ayında yüzde 30’luk bir azalma yaşandı. Uzun vadede bu zihniyetle, kurumlar bu kadar yıpratılırken sürdürülebilir bir büyüme yakalamak mümkün değil. Bu sadece 2020 için değil, sonraki yıllar için de geçerli. Anlık olarak bazen Merkez Bankası aracılığıyla bir şeyler yakalanıyor. 10 yılın ortalamasında çok sıkıntılı bir ortalama çıkacak. Parlamento’dan Rekabet Kanunu geçti. Benim çok önemsediğim bir şey. Bunlar teorik gibi gözüken şeyler ama gerçek hayatta bunların birebir karşılıkları var. Sen rekabetin korunması adına Cumhurbaşkanı’nı bu kadar büyük yetkilerle donatıyorsan o ekonomide artık güven kalmamıştır. 

Rekabet Kurulu artık mahvolmuş bir hâlde. Yapılan değişiklik ile bütün üyelerini Cumhurbaşkanı atayacak. Böyle bir değişikliğe neden gerek duyar yürütmenin başı. Demek, bir şekilde senin yakın olduğun sermaye çevrelerinin ellerini kollarını bağlayabilecek bazı kuralların uygulanmaması için bunu yaparsın açıkçası. AKP’ye yakın sermaye çevrelerinin aleyhine kullanılmaması üzerine bu yapılır. Bu sadece bir gelir transferi bölüşüm meselesi değil. Yani, başka gruplardan alınıp AKP’li gruplara aktarılacak kaynak. Ama sonunda sıfır toplamlı bir oyun olacak gibi zannediyor iktisatçı olmayanlar bunu. Böyle değil ama. Eğer sen, Rekabet Kurumu’nun işleyişini bu kadar subjektif kriterlere, tamamen Cumhurbaşkanı’na bağlarsan mesela, bu gelinen yerde artık piyasada negatif toplamlı bir oyun oluşmaya başlıyor. Ekonomide etkinlik mahvolur bu yolla. Tamam, kendi sermaye grupları da çok sıkıştı ama yine de bunun bir limiti olmalı.  

Biz 1994’te Gümrük Birliği’ne girerken çıkarttığımız (Tansu Çiller dönemi) Rekabet Kanunu’nda devlet yardımları meselesine hiç girilmedi. Bir anlamda bir delegasyon aldık AB’den. O dönem Tansu Hanım, devlet yardımlarının girmesini istememişti. AKP hiç yanaşmıyor. Kemal Derviş zamanında da bu atlandı. 

Böyle komiklikler yapılmaya devam ederse Türkiye ekonomisi uzun vadede büyümez.

Merkez Bankası'nın işsizlik sigortası fonu üzerinden işlem yapıyor olması, Erbakan'ın 1998'de uyguladığı havuz sistemi gibi bir şey. Kamunun bütün kaynaklarını beraber kullanmak. Ama bu aykırı, denetlemeyi engelliyor, kimin nerede açık verdiğini göremiyorsun."