Sonuç konuşmayı bırakın -Çetin Ünsalan

Türkiye normal hayatına yavaş yavaş dönmeye başladı. Elbette geleneksel hastalığımız da medyadaki yerini aldı. Şimdi yine sonuçları okumaya, yazmaya ve bunları analiz etmeye başladık. Oysa perşembenin gelişi çarşambadan belliydi.

Ama bu mesele sadece pandemi süreciyle ilgili değil. Her konuda neredeyse bağıra çağıra gelen ve yönetilmesi gereken o süreci hamasetle geçirip, sonra da ‘şu oldu, bu oldu’ diye ağlaşan bir akıl tutulması içindeyiz.

Çoğu zaman da sonuçlar ekonomik olarak ya fırsatçılara ya stokçulara, ya kötü niyetli kişilere ya dış güçlere bağlanıp işin içinden çıkılıyor. Şimdi ulaşım maliyetlerindeki sıkıntılardan geçim problemlerine kadar farklı, ama sürpriz olmayan neticelere bakıp şaşırıyoruz.

Lakin olağan sonuçlara şaşırmanın, ben daha önemli bir problem olduğunu düşünüyorum. Ekonomik açmazlarımız da böyle. Bugün dolar kurundan işsizliğe kadar her alandaki gerçekleşmeler kaçınılmaz neticelerdir.

Zaman zaman iyi anlaşılması için şaşıranlara şunu söylerim: Patates ektiğiniz yerden domates çıkmaz. Ya domates ekeceksiniz ya da neden elimde patates var diye şaşırmayacaksınız. Çünkü ekonomi olanların değil, yapılanların ya da yapılmayanların neticesidir. Ortaya çıktıktan sonra da, ders alınmayacaksa suçlu aramanın kimseye faydası yoktur.

Bu nedenle herkes yine şaşırmanın son derece anlamsız olduğu sonuçlara bakıp, onlar hakkında konuşurken, ben yine yüksek sesle bağırarak gelen, ama yetkililerin ve onlara fanatizm ölçüsünde bağlananların hamasetle örtmeye çalıştığı birkaç başlığı paylaşayım.

Normal ya da yeni normal, adına ne derseniz deyin bu süreç, daha önce ortaya koyduğumuz yaklaşımların neticesi olarak:

Çok ciddi bir geçim sıkıntısıyla önümüze gelecek.

İşsizlikle ilgili mesele kronik bir hal almak üzere ve firmaların gerek süreçten, gerekse de ekonomik gerçeklerden dolayı adım adım daralmaya giderek işsizliği tetikleyeceği bir duruma doğru koşuyoruz.

Döviz ihtiyacımız karşısında kendimizi, hem yeterli kaynağımız hem de gelecek sermayemiz olmadığı için bir anaforun içinde bulmamız işten bile değil.

Firmaların dijital ekonomiye uyum sağlaması adına gerekli tedbirleri vakit geçirmeden almaması halinde, ciddi bir rekabet sorunuyla karşı karşıya kalacağız.

Bina tutkusu, bize bankacılıktan bağlantılı sektörlere kadar her açıdan kaçınılmaz bir son hazırlamaya devam ediyor.

Borçlar meselesi bireylerden şirketlere, hatta kamu yönetimine kadar büyük bir açmaza doğru koşuyor.

Bu listeyi hatalarımız nedeniyle uzatabiliriz. Daha kötüsü hatalardan ders almadığımız için ağırlaşarak üzerimize doğru gelmeye devam ediyor. Türkiye’nin bir an önce eğitimden finansmana, teknolojiden iktisadi planlamaya kadar birçok başlığı konuşması ve burada gelen fırtınayı görerek en azından hasar azaltıcı davranışlara, modellere geçmesi gerekiyor.

Aksi takdirde yine sonuçlarını konuşacağı, ama bunun kimseye faydasının olmayacağı süreçler yaşayacak. Şu ekonomiyi artık yönetin; savrulmayı ve savruldukça hamaset yapmayı bırakın.

 

Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır