TL'deki değer kaybına faiz artışı da çare olmayabilir

Normal şartlar altında Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olarak göreve gelerek piyasaları rahatsız etmeyecek bir isim, göreve getirilme biçimi nedeniyle Türk Lirası’nda satış dalgasını hızlandırmış durumda.

Banka Başkanı Ağbal’ın kısa süren ve başarılı olarak görülen görev süresinin gece yarısı kararnamesi ile sona erdirilmesinin ardından, bu konudaki eleştirilere rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yine aynı yöntemle bu sefer Başkan Yardımcısını değiştirmesinin TL üzerindeki deprem etkisi sona ermiyor.

1 Nisan’da yerli ve yabancı yatırımcılarla toplantı yapacağını açıklayan Başkan Kavcıoğlu’nun beklenen sunumunda yazacakları mevcut yönetim krizi nedeniyle çok bir değer taşıyamayacak.  Faiz indirimleri tarafında olduğu eski köşe yazılarından bilinen Başkan’ın 15 Nisan PPK toplantısını faizde bir değişim yapmadan pas geçmesi genel beklenti haline dönmüş durumda.

Atilla Yeşilada TL/dolar 8,50’ye yöneldiğinde yeni Başkan’ın da faiz artırmak zorunda kalacağını öngörmekte.  Ancak, bu adımın atılması halinde Kavcıoğlu’nun kaç hafta veya ay görevde kalabileceği hemen tartışma konusu olarak faiz artışları olsa dahi etkilerini sınırlayabilecek nitelikte.

Sabah 8,38 seviyelerinden dönen TL/dolar gün ortasında 8,46 görerek hem yerli hem de yabancı yatırımcıların ekonomi yönetim biçimine karşı olan rahatsızlıklarını yansıtmakta.

Türk Lirası gelişmekte olan para birimlerinden önemli ölçüde olumsuz yönde ayrılırken, Naci Ağbal’ın görevden alındığı 19 Mart tarihinden bu yana %15 değer kaybetmiş durumda.  Nisan ayında hemen etkileri görülmese de, mevsimsel etkiler ve Kasım 2020 başından bu yana TL’de elde edilen istikrarla yumuşayacağı öngörülen TÜFE enflasyonunda beklenen gevşemeyi bu TL değer kaybı engelleyecek boyutta.

Hatta TÜFE enflasyonunun %20 ve üzerne yöneldiğini eklemek önemli.

1 Nisan’da Kavcıoğlu’nun görevi aldığı ilk günlerdeki açıklamalarına benzer fiyat istikrarına ve 5% hedefine vurgu yapan bir sunum yapılması büyük olasılık.  Ancak, merkez bankası yönetimi ve para politikasını yapılan müdahalelerin sıklığı sözlerin yetmediği bir aşamaya taşımış durumda Türkiye ekonomisini.  Cemil Ertem ve Yiğit Bulut gibi danışmanlardan gelen açıklamalar merkez bankası başkanlığı pozisyonunun ağırlığını daha da zedeler yönde.

Diğer yandan beklenen Kabine revizyonunun gelmeyişi, eski bakan Albayrak’ın ekonomiden sorumlu Cumhurbaşkanı Başdanışmanı pozisyonuna getirileceği söylentileri para politikası etkinliğini tamamen sıfırlamış durumda. Hatta ortada bir para politikası yokluğunu vurgulamak da gerekli artık.

Albayrak isminin piyasaları bu kadar rahatsız etme nedeni de haliyle Hazine ve Maliye Bakanı olduğu dönem boyunca ekonomik önlem olarak attığı ortodoks olmayan adımlar ve yatırımcılarla giriştiği ideolojik güç savaşı sonucunda TL’de yaşanan değer kaybı. Merkez Bankası rezervlerinin swap hariç nette -50 milyar dolara gelene kadar şeffaf olmayan yöntemlerle TL’nin değerini sabitlemek için satılması, bu dönemde faiz indirimlerinin zorlanması ve Türkiye ekonomisinin sürdürülemez bir aşamaya evrilmesi, bu ortodoks olmayan politikaların köşe başı adımları olarak sıralanabilir.

Bu durumda, TL’deki değer kaybının devamı kaçınılmaz.  Faiz artışlarının dahi işe yaramayacağı bir noktaya ulaştığımızı iddia etmek kolay değil, ancak riskler içinde böylesi bir Arjantinleşme halinin yükseldiğini söylemeden de geçmek olmayacak.

Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.