Türk ekonomisi üzerine zehirli günbatımı kokteyli

Kovid-19 salgınının zarar vermeden Türkiye'yi terk edeceği yönündeki umutların maalesef temelsiz olduğu ortaya çıktı. Türkiye hem vaka hem ölümler açısından “korona sıralamasında” son günlerde İsviçre'yi geride bırakarak küresel enfeksiyonda 9. sıraya yükseldi. 

Koronavirüsün Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi, salgının hem Türkiye'yi hem de dünyanın geri kalanını ne ölçüde etkilemeye devam edeceğine bağlı.

Yurtdışında çalışan birçok tanınmış Türk tıp uzmanı, Türkiye'nin İtalya ve İspanya olma yolunda ilerlediğini iddia ediyor. “Sosyal medyada panik yayma” gerekçesiyle insanların günlük tutuklanmaları göz önüne alındığında, Türk meslektaşlarının daha geri planda kalması şaşırtıcı değil.

Türk ve uluslararası uzmanlardan anladığım, koronanın en erken Haziran’da etkisini kaybedeceğidir, bu yüzden tüm argümanlarımı bu “iyimser” varsayım üzerinde kuracağım. 

Turizm muhtemelen Türkiye'nin en çok etkilenen sektörüdür. Diğer hizmet işletmelerinin kapatıldığı da doğru, ancak Ege ve Akdeniz sahillerindeki otellerin çoğu mevsimlik, yani sadece nisan sonundan ekim sonuna kadar açıktır. Oteller ve sektördeki diğer işletmeler için, korona daha kötü bir zamanda gelemezdi. Marmaris'te yaptığım incelemelerde, resmi olarak tüm oteller resmi açılışlarını Nisan’dan Mayıs’a almışlar ancak gayri resmi olarak en erken Haziran ayından önce açabayacaklarını biliyorlar. Otel zincirlerine sahip gruplar ise sadece birini açmaya karar verdiler. 

Marmaris'teki otel yöneticileri ve bankalarla yaptığım görüşmelerde, otel ve otellere bağlı iş yapan gıda tedarikçileri gibi işletmelerin iflas edeceği konusunda en azından bir endişe hissetmedim. Bankalar vadeleri uzatma ve ödemeleri erteleme konusunda son derece yumuşak davranıyorlar. 

Bir banka şubesi müdürü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın 18 Mart'ta ekonomik kurtarma paketlerini duyurduklarında banka CEO'larıyla görüştüklerini, devlet bankaları gibi firmalara kolaylık sağlamalarını istediklerini söyledi. 

Sanırım bu “yeni” Türkiye'nin iktisadi politika oluşturma modeli olan ‘ikna’nın, önce bankaları krediyi genişletmeye ve firmaları fiyatlarını düşürmeye razı etmek gibi faydaları da var.

Kısa vadede oteller toplu olarak iflas etmese bile, turizm sektörünün korkunç sıkıntılarının Türk ekonomisi üzerinde büyük etkisi olacaktır. Bir kere, Türkiye'nin turizm gelirlerinin üçte ikisi kaybedildi ve benzer bir şekilde Nisan’dan Eylül ayına kadar olan altı aylık periyod için GSYİH'ye yüzde 5 gibi doğrudan katkısı da yok oldu. 

Bu altı ayın ilk / ikinci / üçüncü aylarının getireceği gelir kesin/ya da hemen hemen kesin sıfır. Haziran ayında korona sona erse bile havayollarının hemen uçuşlara başlaması ve insanların güven kazanması (ve biraz para kazanacak) zaman alacağından turizm hemen kalkınamayacak, yani hayat derhal normale dönmeyecektir. Aslında, oteller sadece Nisan ve Mayıs ayları için değil, yaz ayları boyunca iptaller almaktadır.

Ümit veren ise Eylül ve Ekim ayları için çok fazla iptal olmaması ve hatta yeni rezervasyonların bile olması - bazı insanların sonbaharda hayatın normale dönmesini beklediğini gösteriyor.

Ancak Türk otelleri sezona çok geç başlasalar bile, yılın o zamanında fiyatları daha düşük tutuyorlar. Bu durum da ödemeler dengesi açısından baktığımızda petrol fiyatlarındaki düşüşü dengeleyecek 10 milyar dolarlık döviz kaybı anlamına gelmektedir. 

Önümüzdeki üç ay içinde yapılacak 18 milyar dolarlık kısa vadeli dış borç ödeme kalemi, yabancı yatırımcıların devam eden çıkışı ve merkez bankasının net rezervlerinin tamamen tükendiği bir ortamda Türkiye'nin yaz aylarında tam bir ödemeler dengesi krizi olmasa bile dış finansman sorununa doğru gittiğini söyleyebiliriz.

Hepsi bu degil. Sektördeki toplam istihdam 1 milyondan biraz az ve çoğu halihazırdaki işsiz dört milyon 400 bin eklenecek. Diğer sektörlere de bakıldığında da Türkiye'nin bir istihdam krizine doğru gittiği açıkça görülüyor.

Ne yazık ki, diğer birçok ülkeden farklı olarak, Türkiye zaten yüksek bir işsizlik oranıyla korona krizine yakalandı: Yüzde 13.7 Aralık rakamıyla, on yıl önceki küresel durgunluk döneminin en yüksek oranından sadece bir puan daha düşük düzeyde. Bu kadar yüksek bir noktadan başlayan işsizliğin yaz aylarında yüzde 20'nin üzerine çıkması muhtemeldir.

Türkiye aynı zamanda sosyal mesafe önlemlerinden en fazla etkilenmesi muhtemel gelişmekte olan pazarlardan (EM) biridir: Ekonomik araştırma ve danışmanlık şirketi Capital Economics, Türkiye'de sosyal mesafeye (toplu taşıma, eğlence, restoran, oteller) duyarlı mal ve hizmet tüketiminin payını GSYİH'nın yaklaşık yüzde 12'si olarak hesapladı, ki bu gelişen pazarlar içindeki en yüksek olanlardan biridir. 

Peki, Türkiye korona krizine bu kadar kötü bir şekilde yakalandığı halde, hükümet yetkilileri neden bu kadar acemice önlemler alıyor?

Elbette, devletin çalışanların maaşından kestiği ücretlerin bir kısmını istihdam ödeneği olarak vermesi ve sınırlı gelir desteği sağlaması doğru yönde atılan adımlardır ve merkez bankası da çeşitli tedbirler açıklamıştır, ancak yaklaşmakta olan işsizler ordusu için kenara konan hiçbir miktar yok. 

Türkiye’nin 100 milyar liralık (15 milyar dolar) ekonomik paketi diğer gelişmekte olan pazarların gölgesinde kalıyor. Hükümet ve merkez bankası sınırlı kaynaklarla yakalandı. Capital Economics, negatif bölgedeki oranlarla faiz oranları zaten çok düşük olduğundan Türkiye'nin en az para politikası alanına sahip gelişmekte olan pazarlardan biri olduğunu tespit etti. 

Erdoğan'ın tam bir sokağa çıkma yasağı gibi daha katı önlemler yürürlüğe koymakta isteksiz davranmasının perde arkasındaki sebep yeterli bir maddi güce sahip olmamasıdır. Devlet tam bir sokağa çıkma yasağı uygulayacak yeterli kaynaklara sahip değildir.

Aslında, AKP'ye yakın birçok kaynaktan, daha sıkı önlemler alınmasını isteyen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Albayrak arasında gerilim olduğunu duydum.

Koronanın ekonomik etkisiyle savaşacak bir savaş yeleğinin bulunmaması sadece bir seçenek bırakıyor: Uluslararası Para Fonu. Erdoğan'ın kuruma olan hoşnutsuzluğu dikkate alındığında, Türkiye'nin, bugüne kadar Fon'a başvuran 81 ülkeden biri olmaması anlamlı geliyor. Sadece ekonomistler için değil, Albayrak için de başka bir yol olmadığı aşikar hale geldiğinde Erdoğan IMF’ye dönecektir.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.