Şub 27 2018

Türkiye demokrasiden uzaklaştıkça ekonomik zenginliğini kaybediyor

Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü… Bugünlerde Türkiye’de pek önemsenmeyen, OHAL’le iyice geri plana atılan kavramlar.

Aslında tüm bu evrensel kavramların ekmek gibi, su gibi temel bir ihtiyaç olduğu, hatta soframızda bile varlığını, yokluğunu hissettiğimiz zenginlik ya da fakirlik olduğunu ispatlayan onlarca, yüzlerce bilimsel makale mevcut. Özellikle ekonomik alanda. Zaten tarih de bunun örnekleriyle dolu. Ancak ne yazık ki siyasetçilere bunu anlatmak kolay değil.

Evrensel değerlere yakınlaşıp uzaklaşmanın ekonomi ve dolayısıyla toplumsal refah açısından neler kazandırıp kaybettiğini gösteren bir yazı da Hürriyet yazarı Uğur Gürses’ten geliyor. Gürses AKP iktidar tarihinin keskin biçimde ikiye bölünen dönemlerini yabancı sermaye ışığı altında yazıyor.

İlki Türkiye’nin hukuk, demokrasi ve insan hakları jonusunda büyük bir atılım süreci yaşadığı 2004-2007 dönemi. Bu yıllar arasında AB hikâyesinin ışıl ışıl parladığına, yatırımcı güveninin zirve yaptığına dikkat çeken Gürses, bu etkilerin rakamlara da yansıdığını ifade ediyor. ‘2004-2007 arası 4 yılda Türkiye ekonomisinin ortalama yüzde 7.7 büyüme ivmesinde AB hikayesinin çok önemli bir yeri var. Ülkeye gelen sermaye bunun nişanesi’ diyor.

Gürses, Türkiye’nin 2005’te 500 milyar dolarlık bir ekonomi olduğunu, 22 milyar dolar cari açık verdiğini hatırlatıyor. Ülkeye gelen sermaye 42 milyar dolar olduğunu Merkez Bankası’nın 22 milyar dolarlık bir rezerv artışı ile rekor kırdığını vurguluyor.

Gürses ‘2006 ve 2007’de bu defa doğrudan yabancı yatırımları rekor kırdı. Her iki yıl, yıllık ortalama 35 milyar dolar cari açık verirken (ortalama milli gelirin yüzde 5.7’si) her yıl 19 milyar dolarlık doğrudan yatırım girdi ülkeye’ diye yazıyor.

Yazar son rakamları da vererek Türkiye’nin değişen hikayesini gösteriyor. 2017’de gayrimenkul hariç net doğrudan yatırım girişinin 3.4 milyar dolarla 2014 hariç son 13 yılın en düşüğü olduğunu belirtiyor.

Gürses şunları söylüyor:

‘2004-2007 arasında Türkiye’nin AB üyelik süreci hızla güçlendi; müzakere tarihi alındı. Hem kısa vadeli portföy hareketleri ile hem de kalıcı doğrudan yatırım girişleri ile bu güçlü fotoğraf satın alındı. Türkiye bu hikayesini 2011 sonrası kaybetmeye başladı… Türkiye hikâyesi olduğu günlerdeki gibi kabaca milli gelire oranla yüzde 5.5 cari açık veriyor; ancak sağladığı finansman o günlerdeki gibi değil.’