Türkiye ekonomisi yeniden dengesizliğe doğru…

Faiz indirimi yapmaya direnen eskisinin yerine Temmuz’da atanan yeni Merkez Bankası Başkanı son sekiz ayda 1,275 baz puan faiz indirmişken, herhalde bu hafta Perşembe günü yapılacak Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından faiz indirimi beklememek gerçekçi olmaz. Hatta anketlere göre 50 baz puan faiz indirimi çoktan cepte.

Ne de olsa Sayın Cumhurbaşkanı yaz aylarına kadar faizlerin tek haneye inmesi ve bu sayede enflasyon gerilerken yatırımların şahlanması gereği doğrultusunda açıklamaları önceden yapmıştı. Hatta Sayın Erdoğan geçtiğimiz hafta sonu yaptığı bir konuşmada kredi faizlerinin zaten neredeyse tek haneye indiğini, hükümetin görevini fazlasıyla yerine getirdiğini ve elini taşın altına koyma sırasının artık yatırım harcamasını artırması gereken iş insanları olduğunu da eklemişti.

Elbette, sorun yüzde 15’lerde seyreden işsizlik oranı bu denli yüksek olunca, ekonomik büyümeye dönmek kritik derecede önemli. Ancak sürdürülebilirlik de akıllara hemen gelmesi gereken en öncelikli soru/sorun olmalı.  

Söz konusu faiz indirimleri döngüsü ve açıklamalarla eş zamanlı olarak gelen veriler gerçekten de ekonomide canlanma alametlerinin artık verilerle elle tutulur hale dönüştüğünü göstermekte.  

Sanayi üretiminde Aralık ayındaki yıllık yüzde 8,6’lık sıçrayış, sermaye malları temelli. Yine aynı ay içinde tüm sene boyunca 1,9 milyar dolar fazla veren cari denge, birden aylık 2,8 milyar dolar açığa dönmüş durumda. 2019 boyunca daralan ekonomi cari işlemler dengesini artıya çevirirken, demek ki ekonomik aktivedeki ilk hayat belirtileri cari işlemler açığını yeniden tırmandırmaya başlamış.

Ocak ayına gelince, hemen ilk dikkat çeken PMI verisinin 22 ay sonra ilk kez 50,0 seviyesinin üzerine 51,3 ile çıkışı. Bunun anlamı da 22 ay sonra ilk kez üretimin artıya dönmüş olması. Ocak enflasyon verisi de son derece dikkat çekici. Manşet tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) yüzde 12,15’e yükselirken, bu yükseliş neredeyse tüm kategorilerden kök almakta. Üstelik çekirdek enflasyon da manşet TÜFE’deki artışa paralel bir yükseliş içinde ki bunun da anlamı önümüzdeki aylara yönelik enflasyon baskılarının güçlenmekte olduğu.

Tam bu sıralarda gelen Ocak merkezi bütçe detayları da, daralan bir ekonomiden büyüyen bir ekonomiye geçişte maliyetin tam olarak ne olduğunu gözler önüne seriyor. Verimlilikte artış, inşaat odağından geniş sanayi ve hizmetlere yöneliş ya da ihracatta bir patlamayla uzaktan yakından bağlantısı olmadığını hemen söylemek gerek. Büyümenin temel kaynağı bütçe detaylarından anlaşılacağı üzere, kamu harcamaları. 

Öyle ki, makyajlı olarak tanımlayabileceğimiz aylık bütçe fazlası ve faiz dışı fazla IMF tanımına göre temizlendiğinde kayda değer bir ölçekte eksiye dönmekte.  2019’u önceki beş sene ortalamasının iki katına ulaşarak GSMH’nin yüzde 3,2’si olarak bitiren bütçe açığı 2020’de de doludizgin ilerleyerek yüzde 4’e yönelmiş durumda.

Hadi Merkez Bankası’nın erken ödeme ile Ocak ayına yetiştirilen kar transferini saymayalım. Nisan yerine yine Ocak’ta Hazine’ye gelmesi -beslediği kuralsızlıklar zinciri bir yana- tüm sene söz konusu olunca bir fark yaratmaz elbette.  Ancak, Merkez Bankası’nın el konan yedek akçeleri Hazine gelirlerinden arındırıldığında 21 milyarlık Ocak bütçe fazlası 15 milyar TL açığa dönüyor.  Birikimli olarak IMF tanımlı faiz dışı açık da 2015’ten bu yana istikrarlı bir şekilde büyüyerek aşağıdaki grafikten korkutucu biçimde kavrandığı üzere 128 milyar TL ile daha önce görülmemiş seviyelere ulaşıyor.

g

2020 için ortalama büyüme beklentisi yüzde 3,5 civarında iken, başta Sayın Albayrak olmak üzere hükümet kanadı hemen her gün yüzde 5 hedefine ulaşılacağı mesajını veriyor.  Demek ki krizli ekonomik daralmanın üzerine 2020’de hormonsuz koşullarda yüzde 3 civarı büyüyecek Türkiye ekonomisinde büyüme mutlaka yüzde 5 ve hatta belki üzerine çekilecek.  Bunun kaynağı bütçe harcamaları, kamu bankaları ucuz/sübvansiyonlu kredileri üzerinden gelecek. Harcamalar devam ederken, güven tesis edildiği varsayımı ile yatırım duasına çıkılacak ki işsizlikte düşüş gerçekleşsin.

Bu arada yabancı yatırımcı hızla Türkiye piyasalarını terk ederken, cari işlemler açığı kaynak kıtlığı veri iken yükselmeye devam edecek. Sene sonunda GSMH’nin yaklaşık yüzde 2,5’una yönelecek. Yeni Ekonomi Programı’nda hedeflendiği üzere yüzde 5 büyümeye sıfır cari açık seviyesinin hayal olduğu bir kez daha anlaşılacak.

Yabancı yatırımcı, yani döviz kaynakları Türkiye piyasalarına gelmezken, enflasyon yüzde 12-13’le çift hanelerde takılı kalırken, Merkez Bankası Sayın Erdoğan’ın yönlendirmesi doğrultusunda faizleri tek haneye kadar çekecek. Eksiye dönen reel faiz döviz kaçışını hızlandıracak. Eksi reel faizin yatırımlara neden dönmediğini anlamak tabi yine zaman alacak. Merkez Bankası’nın kaynakları Hazine’ye aktarıldıkça, enflasyon beslenecek. Bu arada Merkez Bankası artan oranda Hazine tahvili satın alarak faizleri baskı altında tutmaya çalışırken, TL’nin değerinin aşınmaması için kamu bankaları sattıkları 17 milyar doların üzerine çıkmaya yönelerek kuru “istikrarlı” tutmaya çalışacaklar.

Tüm bu deneysel çalışmanın tek dayanağı olarak da küresel ekonomideki yavaşlayan büyüme korkularına şimdi bir de koronavirüs eklenerek Çin gibi büyük bir ekonominin büyüme oranını yüzde 6’dan yüzde 4-5’e indirirken, büyük merkez bankalarının genişlemeci politikalarına devam etmek zorunda olduğu varsayımı yer almakta. Fakat tam olarak görülmeyen gelişmekte olan piyasaların bu likidite bolluğundan olumlu etkilenirken, Türkiye ekonomisinde yabancı sermaye kaçışının da devam etmekte oluşu.

2018 kur krizi, aylar öncesinden birikimli gelen aşırı ısınmanın, başka bir ifadeyle büyümenin yükseltilmesi için motorun su kaynatmasının göze alınmasının, göstere göstere gelen sonucuydu. 

Bugünün Türkiye ekonomisinde ise, değil aşırı ısınma, azıcık büyüme bile bozulan dengeleri tehdit eder nitelikte. 

Yüksek bütçe açığı, çift haneli enflasyon, Merkez Bankası’nın her şeye rağmen devam eden faiz indirimleri, kamu bankalarının Türk lirası polisi rolüne soyunmaları, Merkez Bankası’nın artan Hazine tahvil stoku, rekor seviyeye ulaşması beklenmese de büyüyen cari açık eşliğinde kaçan yabancı sermaye ve tüm bunları bir yana koyup yüzde 5 büyümeye kilitlenen ekonomi yönetimi.

Bu liste Türkiye ekonomisinde her daim savrulmalara neden olan risklerin yeniden biriktiği anlamına geliyor. Büyük ekonomik dengesizliklerden daralmaya; daralmadan da yeniden ekonomik dengesizliklere yönelişin bir nevi tematik tanımı niteliğinde. 

2018 kur krizi böylesi bir vurdumduymazlığın Fed’in para politikasını sıkılaştırması ve politik inatlaşmalarla birleşmesi sonucunda tetiklenmişti. Şimdi birikmekte olan gerilimin salınmasında tetikleyicinin ne olacağını ve zamanını kestirmek mümkün olmasa da, içinde bulunduğumuz döngünün benzer bir talihsizlikle sonuçlanacağını kestirmek için gerçekten de kâhin olmak gerekmiyor.   


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.