Eser Karakaş
Ağu 18 2019

Türkiye ekonomisinde olumsuzda büyük tutarlılık

Türkiye ekonomisinde yaklaşık her şey kitabına uygun olarak gidiyor, aşağıda sürecin mantığını anlatmaya gayret edeceğim; ekonomide anlaşılmayacak hiçbir konu yok, her şey kitabi, teoriye uygun ancak konuları zorunluktan özet olarak geçeceğim.

Her zaman öne çıkartmaya gayret ettiğim temel ilişki hukuk devleti-iktisadi büyüme ilişkisi; hukuk devleti standartları mesela mülkiyet hakları standartları yükseldiği ölçüde yatırımlar artıyor, yatırımlar arttığı ölçüde de iktisadi büyüme hızlanıyor ya da süreç tam tersinden işliyor.

Hukuk devleti prensipleri sıralamasında Türkiye 113 ülke arasında 101. sırada ve bu korkunç sıralamaya uygun olarak da doğrudan yabancı sermaye yatırımları yıllık bazda (2018) 12 milyar dolara inmiştir (2007’de 22 milyar dolar); 2007’de yüzde yedi olan büyüme oranı da hukuk devleti standartlarındaki ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarındaki düşmeye paralel olarak 2019 senesinde muhtemelen eksi yüzde bir düzeyinde gerçekleşecektir, hukuk-yatırım-büyüme ilişkisi hukuk ve ekonomi kuramına uygun işlemektedir.

Geçtiğimiz hafta açıklanan sanayi üretim endeksi sonuçlarına göre de “takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,9 gerilerken, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki aya kıyasla yüzde 3,7 azaldı; arındırılmamış sanayi üretim endeksi haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,6 düşüş gösterdi. Bu dönemde 96,9 olarak hesaplanan endeks, geçen yıl haziranda 107,2 seviyesinde bulunuyordu. (TÜİK)”.

Tarımsal üretimde de benzer sorunlar yaşanmaktadır: “İnek peyniri üretimi 51 bin 742 ton ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,8 azaldı. Koyun, keçi, manda ve karışık sütlerden elde edilen peynir çeşitleri ise 4 bin 401 ton ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,1 azaldı. Yoğurt üretimi 98 bin 271 ton ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,6 azaldı. Ayran üretimi ise 59 bin 130 ton ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,5 azalış gösterdi (TUİK).”

Milli gelir küçülüyor yani sanayi üretimi, tarımsal üretim azalıyor; unutmayalım, bire bir ilişki olmayabilir, çağımızda büyüme-istihdam ilişkisi çok karmaşık bir ilişki ama azalan milli gelire paralel olarak da işgücü piyasalarında çok büyük sorunlar yaşanıyor.

Aşağıda Türkiye İstatistik Kurumunun geçtiğimiz hafta yayınladığı İşgücü İstatistikleri araştırmasının çok önemli ve öğretici özet tablosunu aktarıyorum. 

Tablodan da görülebileceği gibi 2018 Mayıs ve 2019 Mayıs arasında toplam istihdam, tarımsal istihdam ve tarım dışı istihdam büyüklüklerinde mutlak küçülme vardır, artan sadece toplam işsiz sayısıdır; Türkiye ekonomisi gerçekten çok sıkıntılı bir döneme girmiştir ve bu sıkıntının temeli hukuk devleti faciasından hareketle kaynak girişinin ve dolayısıyla da büyümenin durmasıdır.

İşsizlik meselesi hala bir türev sonuçtur, önemli ölçüde ekonomik daralmanın türevidir ama türev sonuç çok vahim ölçülere ulaşmıştır; işsizlik oranı bir senede yüzde 9.7’den yüzde 12.8’e çıkmıştır.

En vahimi ise tarım dışı işsizlik oranının yine aynı dönemde (Mayıs 2018-Mayıs 2019) yüzde 11.6’dan yüzde 15 gibi çok ama çok sorunlu bir orana sıçramış olmasıdır; şunu da unutmayalım, tarım istihdam verileri bir dizi nedenden güvenilirlikleri sınırlı verilerdir yani bir ülkenin gerçek işsizlik oranını muhtemelen tarım dışı işsizlik oranı vermektedir. 

/var/folders/63/_w1044cj6wn807n9j_1cthdm0000gn/T/com.microsoft.Word/WebArchiveCopyPasteTempFiles/30691_img_1_16_15.08.2019-1763602965.jpg

TÜİK, İşgücü İstatistikleri, Mayıs 2019

İşsiz sayısının, istihdam sayısının artışına paralele olarak Türkiye işgücü piyasalarını gelişmiş ülkelerden en bariz ve olumsu bir biçimde ayrıştıran işgücüne katılım oranı da tekrar düşmeye başlamıştır; bu alanda da OECD ülkeleri arasında sondan ikinciyiz. Büyüme-işgücü piyasaları-işsizlik ilişkileri de teoriye, kitaba uygun gitmektedir.

TÜİK’in İşgücü İstatistikleri Mayıs 2019 tablosunda en dikkat çekici gelişme genç nüfusun (15-24) işsizlik oranının bir sene zarfında yüzde 17.8’den yüzde 23.3’e çıkmış olmasıdır ve bu oran artışı ülkemiz geleceği açısından çok büyük sıkıntılara işaret etmektedir; yine aynı tablodan genç nüfusun yaklaşık dörtte birinin (yüzde 24) ne eğitim aldığını ne de istihdam edildiğini görüyoruz. Bu gençler hayatta ne yapıyorlar, ne yapacaklar, kanımca bu sorunun muhatabı iktisatçılardan çok sosyologlar.

Ancak, genç işsizlik oranının bir sene zarfında bu kadar büyük bir sıçrama yaşamasının temel belirleyici nedeni de iktisadi küçülme yani azalan üretim olmayabilir; genç işsizlikte bu çapta bir artışın doğal olarak iktisadi nedenleri vardır ama çok önemli başka bir nedeni de eğitim sistemimizin içinde bulunduğu acıklı diyebileceğimiz durumdur.

Genç nüfusun aldığı, daha doğrusu alamadığı mevcut eğitimle işsiz kalması eğitim-istihdam ilişkilerine çok uygundur; genç işsizlerin mevcut bilgi-beceri donanım düzeyleri maalesef üretime pozitif katkı yapabilecek düzeyde değildir ve tam da bu nedenden sundukları bilgi-beceri düzeyi ile işverenlerin talep ettikleri bilgi-beceri düzeyi uyuşmamaktadır ve ortaya yüzde 25’e yaklaşan genç işsizlik oranı çıkmaktadır.

Ben bu yazıyı yazarken de CHP’li Veli Ağbaba’nın işsizlik oranları hakkında bir yorumu Artı Gerçek sitesinde yayınlandı; aşağıda da bu açıklamanın genç işsizlikle ilişkili bölümünü “kopyala-yapıştır” yöntemiyle tırnak içinde italik olarak sunuyorum:

AB ülkeleri arasında ortalama genç işsizliğinin yüzde 15 civarında olduğunu belirten Ağbaba, AB ülkeleri arasında İzlanda’dan sonra işsizliğin sürekli arttığı ikinci ülkenin Türkiye olduğunu söyledi. Ağbaba, “2008 küresel finans krizinden birinci dereceden etkilenen ülkeler genç işsizliği istikrarlı bir şekilde azaltmayı başarırken, Türkiye’de genç işsizlik oranı 2015 yılında yüzde 18,6 oranında iken dört yılda 4,7 puan artışla yüzde 23,3'e yükselmiştir. Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı ise yüzde 24’e yükseldi” dedi.

Sayın Ağbaba da (CHP) aşağı yukarı benim sunduğum rakamları benzer bir yorumla veriyor ama kimse, Ağbaba da dahil, Türkiye’deki genç işsizlik patlamasının eğitim süreçlerinin kalitesi ile, tercihleri ile (mesela dökülen meslek okulları ısrarı) ilişkisi konusuna girmemekte, genç işsizliği de genel işsizlik oranı gibi makroekonomik dengesizliklerle, negatif büyüme ile açıklanmaya çalışılmaktadır ama kanımca gerçek tam bu değildir.

Bir hayali model-dünya düşünün, tüm genç işsizlerin Harvard mezunu olduklarını varsayın, acaba anında genç işsiz sayısı ve oranı hangi yok mertebelerine inecektir?  

Genç işsizliğin yükselmesi de kitapla, teoriyle, eğitim-istihdam ilişkileriyle bire bir uyum içindedir.  

İthalat hacmimiz de 2008 seviyesi olan 202 milyar doların 2019 senesinde altına düşerek 11 sene sonra 198 milyar dolar dolayında olacaktır. İthalatı belirleyen temel faktör büyümedir, dış piyasalardan enerji, yatırım malı, ara malı talebidir ve bu talep düzeyleri negatif büyüme ile birlikte çok gerilemiştir ve Türkiye Haziran 2019 itibariyle cari fazla vermiştir.

Ancak, işin acıklı yanı, bu cari fazlanın bakanlar düzeyinde Türkiye ekonomisinin başarısı olarak takdimidir, büyümeyen ekonomi dış talebi düşürdüğü için ekonomi cari fazla vermektedir ve bazı cahiller ya da sahtekârlar bu çok sevimsiz gerçeği tarihsel bir başarı olarak sunabilmektedir.

Türkiye ekonomisinin üretmeye başladığı çok sevimsiz cari fazla da yine maalesef teoriye, iktisat kitaplarına uygun bir gelişmedir. 

Bu olumsuz gelişmeleri uzatmak, sahifeler boyu örnekler vermek mümkün ama tüm bu örneklerin ortak paydası yaşanan olumsuzlukların ve Türkiye gerçeğinin yaklaşık bire bir iktisat kuramı ile uyumluluğu.

Hukuk devleti evrensel ilkeleri ayaklar altında, iç tasarruflar yetersiz, dış kaynak gelmiyor, büyüme negatif; hep yazdık, söyledik, büyüme kaçınılmaz olarak cari açık üretiyorsa diktatörlüğün sınırı vardır, tüm bunlar teori ile bire bir uyumlu.

Büyüme oranları negatif ise tarım dışı işsizlik yüzde on beşi aşıyor, kuramla uyumlu.

Eğitim standartların küresel rekabet koşullarından kopuk ise büyümeyi arttırmak ve genç işsizliği azaltmak mümkün değil, bu temel gerçek de teori ile bire bir uyumlu.

İthalatın büyüme esnekliği çok yüksekse (Türkiye) yani büyüdüğün zaman ithalat artıyor, küçüldüğün zaman ithalat azalıyor ise negatif büyüme demek cari fazla demektir, bu durumu sevindirici bir haber olarak sunmak ancak cahillerin, akrabaların işidir. 

Türkiye ekonomisinin tüm olumsuzlukları son derece tutarlı bir biçimde tezahür etmektedirler.

 

© Ahval Türkçe

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir. 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.