Guldem Atabay
Ara 13 2017

Türkiye’de ekonomik büyümenin karanlık yanı…

 

Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 11,1 gibi çok dikkat çekici bir büyüme oranı açıkladı.

İkinci çeyrekte elde edilen yüzde 5,4’lük büyüme oranına göre büyük bir sıçrama elde edilmesinin nedeni temelde baz yıl etkisi ve çalışma gün sayısındaki farklar.

Yüzde 11,1 büyüme verisinin detaylarına bakınca ise dayanıklı tüketim mallarına yapılan geçici vergi indirimleri sayesinde iç talebin büyümeye yaptığı 7 puan katkı son derece dikkat çekici.   

Şekil 1: Büyümenin Kaynakları

Kaynak: Turkey Data Monitor (TDM)

Veride oynaklık yaratan baz etkisi veya mevsimsellik gibi gelişmeleri büyük ölçüde aradan çıkaran çeyrekten çeyreğe büyüme rakamlarına bakarsak, büyüme performansı ne yazık ki aynı seviyede parlak değil.

Düzeltilmiş seride, büyümenin ikinci çeyrekteki yüzde 2,2’den üçüncü çeyrekte  yüzde 1,2’ye gerilediği görülüyor.

Bu performans ise Türkiye’yi G20 ülkeleri arasında benzer kıyaslamaya göre beşinci sıraya koyuyor. (Endonezya +%3,2, Çin +1,7, Güney Kore +%1,5 ve Hindistan +%1,4).

Üstelik 2016 yılı üçüncü çeyreğinde yaşanan yüzde 2,6’lık küçülmeyi bir kenara bırakırsak, açıklanan  yüzde 1,2’lik büyüme 2009 yılından beri yaşanan en zayıf üçüncü çeyrek performansı.

Buna rağmen, üçüncü çeyrekte yaşanan büyümenin lokomotifi olarak ikinci çeyrekte yüzde 4,8’lik büyümenin ardından 3Ç’de de yüzde 4,0’lük çeyrekten çeyreğe büyüme kaydeden yatırım harcamaları oluşu önemli bir gelişme.

Gene düzeltilmiş çeyreksel rakamlarla bakıldığında imalat sanayinin ikinci çeyrekte yüzde 3 büyüdükten sonra üçüncü çeyrekte  yüzde 1,3 daralışı da gözden kaçırılmamalı.

Şekil 2: Türkiye’nin GSYİH büyümesi

       

Kaynak: Turkey Data Monitor (TDM)

2016 yılında yaşanan ve ekonomik performansı zayıflatan başarısız darbe girişiminden sonra 2017’de ekonomik hareketliliği canlı tutmak adına hükümetin “Kredi Garanti Fonunu ” yenilikçi bir yaklaşımla kullanması şüphesiz çok işe yaradı.

Ekonomiyi canlandırmak için doğrudan para harcamaktansa devlet,  65 milyar dolar tutarında yüklü bir desteği bankalar üzerinden kredi garantisi olarak sağlamış oldu.

Bu kaynak özellikle ikinci ve üçüncü çeyreklerde borç çevirme riski olan reel sektör şirketleri tarafından kullanıldı.

“Kredi Garanti Fonu”’ndan faydalanabilen reel sektör şirketlerinin çoğu da borçlarını yüzde 13-15 gibi daha yüksek cari piyasa faizinden yeniden yapılandırdılar.  Madalyonun diğer yüzüyse elbette ki söz konusu reel sektör şirketlerinin borç çevirme sorunlarını aslında çözmeyip sadece ertelemiş olmaları.   

Şekil 3: Türk Bankaları Kredi Büyüme Oranları

Kaynak: Turkey Data Monitor (TDM)

Türkiye’nin şaşırtıcı büyüme performansının karanlık yüzünde, büyümenin dengesiz doğası yatıyor.

Daha açık bir ifadeyle; yurtiçi tüketimi arttırmak için bu kadar fazla kredi kullanmanın nihai maliyeti, Türkiye’nin uzun süredir hassas noktası olan cari açığının GSYİH’nin yüzde 5’ine kadar yükselmesi.

Bu rakam geçen sene yüzde 3,8 oranındaydı. Cari açıktaki bu genişlemeyse AB ekonomisinin elle tutulur derecede toparlanmasıyla ihracatın arttığı bir dönemde gerçekleşti hem de.

Ayrıca, bu dengesiz büyüme rakamları Türkiye’nin sadece cari açığını artırmakla kalmadı. Yılın ilk yarısında ilan edilen vergi indirimleri ve sosyal güvenlik prim ödemelerinin ertelenmesi bütçe açığının da artmasına neden oldu.  

Başkanlık referandumu öncesi yapılan yüksek kamusal harcama da işin cabasıydı. Türkiye’nin bütçe açığı GSYİH’nin neredeyse %1,8’ine geldi ki bu geçtiğimiz yılın iki katına yakın.

Zaten, üçüncü çeyrek verileriyle de kanıtlanan çok kuvvetli iç talep tüketici enflasyonunun Kasım itibarıyla nasıl ve neden yüzde 13 oranına yükseldiğini açıklıyor.

Şekil 4: Türkiye cari açığı / GSYİH oranı

        

Kaynak: Turkey Data Monitor (TDM)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi danışmanı Hatice Karahan’a göre önümüzdeki çeyreklerde büyüme eninde sonunda yavaşlayacak.

Bunun nedeni hükümetin darbe girişiminden sonra ekonomiyi sağlam ve güvenilir tutmak için acele etmesinin ardından bir normalleşmenin başlayacak olması.

Üstelik Başkanlık sistemine geçmek için son derece kritik olan 2017 referandumu sırasında ekonomiyi canlı tutabilmek hükümet için son derece önemli de bir araçtı. Karahan ekonomiyi ayakta tutabilmek için artık daha fazla uyarıcıya ihtiyaç olmadığını düşünüyor.  

Fakat 2018’in ilk aylarında açıklanması beklenen yeni reform paketi içinde, büyüme ve istihdamı artırmak için “stratejik” sektörlere yeni teşviklerin açıklanacağını da ekliyor.

Para Politikası Kurulu’nun (PPK) bu haftaki ABD Merkez Bankası toplantısı sonrası 14 Aralık’ta yapacağı son hamle şimdi merakla bekleniyor. Piyasalara “sızdırılan” spekülasyonlara göre “bir şekilde” faiz artış beklenmekte. 

Şekil 5: Türkiye’nin çekirdek enflasyonu ve döviz kuru

Kaynak: Turkey Data Monitor (TDM)

Yılın üçüncü çeyreğinde açıklanan çift haneli büyüme oranı ile beraber yüzde 5’lik hedefine rağmen yüzde 13’e yükselen tüketici enflasyonu, Merkez Bankası’nın önündeki toplantı şansını doğru değerlendirme olasılığını artırıyor.  

Mantıken, geç likidite faizi (GLP) şu anki üst limit olan yüzde 12,25’ten yüzde 15-16 seviyesine çekilerek ortalama piyasa finansman maliyeti anlamlı bir seviyeye yükseltilebilir.

Böyle bir manevrayı en az altı ay devrede tutmak ise enflasyon beklentilerini dizginlerken, Türk lirasının ateşini de düşürür.  

Merkez Bankası’ndan uzun süre etkili olacak yüksek oranlı bir faiz artışı, (eğer gerçekleşirse) zaten normal şartlarda büyümenin doğal olarak yüzde 3-3,5 seviyesine düşmesiyle eş zamanlı gelecek.

Bu birleşme enflasyonla mücadeleyi kolaylaştıracağı gibi, artan cari açık ve hatta bütçe açığı sorunları açısından da olumlu bir gelişme.  

Gene de, sene sonunda yüzde 7 büyümesi beklenen bir ekonomide enflasyon da çift haneli rakamlardayken halen “sıkı para politikası” uyguladığını iddia eden merkez bankasından üzerindeki politik baskı da düşünüldüğünde enflasyonla gerçekten mücadele ile uyumlu bir politika beklemek gerçekçi değil.

Erken seçime yönelik beklentiler çoktan gazetelerde yer almaya başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koltuğunu korumak için yüzde 50’den fazla oy olma arzusu, hükümetin ekonomiyi normalden canlı tutmak için yeni yollar arayıp bulacağını gösteriyor.

Normalden öteye büyümeye zorlanan bir ekonomide büyümenin artan maliyetleri hesaba katıldığında; ufukta ne politik ne de ekonomik anlamda bir normalleşmenin mümkün olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor.   

Türkiye’de zaten durum öyle bir halde ki, insan neredeyse erken seçim yapılsın, başkanlık konusu kapansın da biraz olsun sükunet gelsin diye umut edebiliyor.