Türkiye’de ekonominin durumu siyaseti etkiler mi? Nasıl?

Her ayın ilk günlerinde açıklanan ekonomiye dair rakamlar Türkiye’nin sıkıntılı bir döneme doğru ilerlediğine işaret ediyor. İşsizlik -özellikle de genç işsizlik- tavan yapmış durumda.

Büyüme ‘eksiye inmeye devam mı etsem’ tereddüdünde. Enflasyon faizin zoraki etkisi altında ve ikisi de birbirine ters bakıyor. Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değeri yılbaşının gelip geçmesini gözlüyor.

Sanırım, iktidarı ve muhalefetiyle siyasiler, bu rakamlara yıldız falı okurcasına bakıyorlardır.

ABD başkentinde ise fal bambaşka açılıyor.

Kasım ayı içerisinde 266 bin kişi daha iş hayatına katıldı; bu, ülkede 50 yıldır ilk kez gerçekleşen bir durum ve işsizliğe karşı mücadeleden başarıyla çıkıldığının göstergesi. Pek çok mağazanın ve işletmenin en görünür yerinde “Çalışan aranıyor” duyuruları asılı. Canlanan sanayi üniversitelerden kaliteli hocaları içine çekmeye başladı. Mallarını yurtdışında üreten büyük firmalar kalkınma hamlesine katılmak için akışı kendi ülkelerine çevirme gayretine girdiler.

Bütün bunlar dünyanın en büyük ekonomisini daha da büyüteceğine dair güveni artırıyor.

Siyaset de ABD’de bu gelişmeye bakarak şekilleniyor.

Clinton: “It’s economy, stupid”

Ekonomi siyasetin en büyük belirleyeni; halk kendini ekonomik yönden güvende hissediyor, cebine girenin daha önce yanından geçtiği malları almasına yarayacağını anlıyor ve bu yönelişin devam etmesini arzuluyorsa, oyunu da ona göre kullanıyor. Ekonominin kötüye gittiği görüldüğünde ise, seçmen, parti bağımlılığını gözetmeden oyunu kullanıyor.

Jimmy Carter 1980’de artist Ronald Reagan karşısında başkanlığı kötü giden ekonomi yüzünden kaybetti. Baba Bush, ilk Körfez Savaşı sayesinde tepeye çıkan popülerliğine ve kamuoyu araştırmalarına da yansıyan zirvedeki beğenilme oranlarına rağmen seçimi Bill Clinton’un kazanmasına engel olamadı. Yine ekonomik kötü gidiş yüzünden… 

Amerikan siyaseti seçmen kararlarında ekonominin ilk sırada geldiğinin farkında.

Donald Trump da, kendisini seçime giremez hale getirmek için alel acele azil girişimini başlatan Demokrat rakipleri de, 11 ay sonra yapılacak seçimi göz önünde bulundurarak siyasi tavırlarını belirliyorlar.

Trump ekonominin kendi lehine geliştiğini rakiplerine karşı koz olarak kullanıyor ve her ay başı açıklanan ekonomik performans rakamlarından sonra kendine güveni daha da artıyor.

Yaptıkları ve söyledikleri yüzünden Trump’ı beğendiğini açıklamakta zorlanan Amerikan seçmeni, sıra ekonomik tercihlere geldiğinde, birden bire ‘Trumpçı’kesiliveriyor. CNN’in yaptırdığı son kamuoyu araştırması bunun açık kanıtı. “Trump’ın görevini yapış tarzını beğeniyor musunuz?” sorusuna olumlu cevap verenler azınlıkta (yüzde 42) kaldığı, daha kalabalık bir kesim (yüzde 52) “Hayır, beğenmiyorum” cevabını verdiği halde, aynı kişiler ekonomik değerlendirmede yer değiştiriyor ve “Beğeniyorum” diyenlerin oranı yüzde 52’ye çıkıyor, beğenmediğini söyleyenler ise yüzde 40’a iniyor.

CNN konuya ilişkin haberinin başlığını bu gerçeği akılda tutarak belirlemiş: “Donald Trump şimdi açıkça ikinci döneme doğru yürüyor.”

Demokratlar Kongre’de sürdürdükleri azil süreciyle önünü kesemezler ve TrumpCumhuriyetçilerin adayı olarak seçime katılabilirse, sonucu ekonomik değerlerin belirleyeceğine inanılıyor.

Bu da, Kongre’deki azil sürecine gerektirdiğinden daha fazla bir anlam yüklüyor.

Trump’ın seçime katılamamasıyla sonuçlanacak azil sürecinin başarıya ulaşabilmesi için Cumhuriyetçi Partili senatörlerin önemli bir bölümünün Trumpaleyhine oy kullanması gerekiyor. Parti disiplininin faklı algılanıp uygulandığı bir ülke ABD ve Kongre üyeleri çoğu kez partilerinin çizgisine aldırmayarak serbestçe oy kullanabiliyor.

Ancak Trump attığı Twitler ve habire konuşarak yalnızca toplumu kutuplaştırmakla kalmıyor, Kongre üyelerini birbirlerine karşı daha sert davranmaya da zorluyor. Şimdiye kadar yapılan oylamalarda Cumhuriyetçi Partili siyasiler hemen hemen bütünüyle Trump’ın arkasında saf tuttular.

Ekonomik canlılık onlar için de önemli.

İtibar mı, ekonomi mi?

Boşalan koltuklar için sürekli ara seçimlerin yapıldığı bir ülke ABD ve genel seçimlere kadar halkın nabzı ara seçimlerde tutulabiliyor. Yakında yapılan bazı seçimlerde daha önce Cumhuriyetçilere ait bazı koltukları bu defa Demokratların kazandığı görüldü. Seçmen oralarda “İtibar daha önemli” dedi. 11 ay sonra ne olacağını olağanüstü önemli kılan bir gelişme bu.

ABD’de yaşanan ve yaşanacak olanlar Türkiye’yi ilgilendirir mi?

Trump ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında hemen kendini belli eden coşkulu dostluk iki lideri bir anlamda birbirine de bağlıyor.

Dahası, ABD’de Trump imzasını taşıyan kararlardan olumlu etkilenen ekonomik canlılık onun seçim şansını artırırken, bizde ekonomik değerlerin tam tersi bir manzara verdiği gerçeği mukayeseyi zorlaştırıyor. Trump iyi giden ekonomi sayesinde oyunu artırıyorsa, Türkiye’de ekonominin sıkıntılı olması siyasette olumsuz bir etkiye sebep olacaktır sonucunu doğurabilir mi?

Üzerinde düşünülmesi gereken soru bugün budur.


Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel internet sitesinden alınmıştır.