Türkiye’nin ABD ile bozulan ilişkisi ve ekonomi

Türkiye-ABD ilişkileri konusunda, son olumsuz haberler, Türkiye'nin dış ilişkilerinde yaşadığı sorunları gözden kaçırmayı zorlaştırıyor. Ve Türkiye gibi bir ülkede, her yıl 880 milyar dolarlık ekonomiye kıyasla 260 milyar dolarlık büyük bir dış finansman ihtiyacına sahip olan bir ülkede, dış ilişkilerdeki gerilimlerin her zaman ekonomi üzerinde büyük etkisi vardır.

En son yayınlanan olumsuz haberlere göre, ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence,  NATO müttefiki Türkiye'yi, şu anda ev hapsinde bulunan ünlü Amerikalı papaz Brunson'un derhal serbest bırakılmaması halinde “büyük yaptırımlar” uygulamakla tehdit etti.

Papaz, sözde terörizm ve casuslukla suçlanıyor, hem İslamcı Gülen hareketini hem de Kürdistan İşçi Partisi'ni (PKK) desteklediği iddia ediliyor. 

Öncesine bakarsak, Trump yönetimi ile Türkiye’nin AKP’si arasında Brunson davası hakkında haberleşmeler oldu; çoğu da medya aracılığıylaydı. Yine de, Trump’ın ağzından çıkan “büyük yaptırımlar” tehdidi, iki ülke arasındaki gerilimin, belki de uzun süreli etkileri olacak şekilde ABD-Türkiye ilişkilerinde daha da büyük bir bozulmaya dönüştüğü anlamına geliyor.

Papaz Brunson’ın 21 aylık tutukluluğu boyunca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Brunson’ı, AKP’nin eski müttefiki olan, Pennsylvania’da yaşayan ve 2016’daki darbe girişimini yönetmekle itham edilen Türk imam Fethullah Gülen ile takas etmeyi amaçlıyordu. Yine de bugün anlaşılıyor ki Brunson’ın davası Türk hükümeti açısından Gülen’in iadesi için bir koz olmaktan çok bir yükümlülüğe dönüştü.

Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerilimin Brunson davası dışında daha derin kökleri var. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya'ya daha yakın olma arzusu, Batı dünyası ilişkileri gevşetmek pahasına BRICS'e üye olması, İran'la ticarete devam etmesi ve tabii ki ABD'nin, Ankara'nın terör örgütü PKK’nın bir uzantısı olduğuna inandığı Suriyeli Kürtlerin gücü olan PYD’yi destekleme kararı gibi.

Daha bu hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğer İran’daki rejime yönelik yaptırımlara uymak Türkiye’nin çıkarlarına zarar verirse, bu durumda Türkiye’nin tercihini ABD’den yana yapmayacağını söyledi. 

ABD ve Türkiye yönetimleri bu zorlu konularda ortak bir zemin bulmakta başarısız olurken, geçen hafta ABD Kongresi, Brunson ve ABD konsolosluk çalışanlarının tutukluluğuna karşı F-35 savaş uçaklarının Türkiye’ye satışını engelleyen bir yasa tasarısını onayladı.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nin 26 Temmuz’da “Türk hükümet ABD vatandaşlarının ve konsolosluk çalışanlarının keyfi tutukluluğunu sona erdirmediği sürece” ABD’nin Türkiye’ye kredi vermesini kısıtlayan tasarıyı gerçimesi de tesadüf değil.

Tasarı, Türkiye'nin "ABD vatandaşlarının (ikili vatandaşlar da dahil olmak üzere) ve ABD konsolosluk çalışanlarının keyfi tutukluluğu ya da serbest dolaşım hakkının inkarı sona ermediği sürece" Dünya Bankası ve Avrupa Yeniden Yapılandırma ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) insani yardım dışında gelecekte vereceği tüm kredileri kısıtlıyor. 

Türkiye’nin, NATO sistemleriyle uyumlu olmayan S-400 füze savunma sistemini Rusya’dan satın alma kararı hakkında ABD, eğer satış gerçekleşirse henüz listede yer almayan başka bir dizi ekonomik yaptırım uygulanabileceği konusunda uyardı. Medyaya da yansıdığı üzere Türk tarafı ABD’den Patriot satın almak için görüşmeler yapa dursun, Rusya’dan S-400 satın almaktan vazgeçene kadar Kongre’nin Türkiye’ye F-35 satışını buzdolabına kaldıracağı neredeyse bir gerçek. 

Türkiye ABD ilişkilerindeki olumsuz haber akışına ek olarak, Obama yönetiminin imzaladığı nükleer anlaşma öncesinde İran ile ticari işlemler yapan devlet tarafından yönetilen Türk bankası Halkbank’ın 10-11 milyar dolar civarında olması beklenen cezası da cabası. 

Bir sonraki duruşması Ekim ayına bırakılan Brunson belki beraat edecek ama yaptırımlar hakkında dile getirilen sert cümlelerin Türkiye’nin zor durumdaki ekonomisinin üzerindeki etkileri çok zor unutulur.

Ekonomiye geri dönersek, Merkez Bankası’nın bu haftaki verileri yabancıların yavaş yavaş Türkiye’den kaçtığını gösteriyor. 13-20 Temmuz haftası boyunca yabancı yatırımcılar hisse senedi piyasasında net 210 milyon dolar, tahvil piyasasında ise 256 milyon dolar net satıcı oldu. Aynı dönemde, 52 haftadaki akışlar, aynı dönemde tahvil piyasası girişlerinin 3,6 milyar dolardan 1,5 milyar dolara düştüğünü gösterdi.

Piyasanın 100-150 baz puanlık artış çağrısına karşı Merkez Bankası'nın faiz oranlarını yüzde 17,75 seviyesinde tutması yönündeki kararıyla önümüzdeki aylarda tüketici fiyatları enflasyonunda beklenen artış yüzde 18-20 seviyesine ulaşacak.

Bu da liranın değer kaybına katkıda bulunacak. Yeni atanan ekonomi çarı Albayrak, G 20 Zirvesi yazışmaları boyunca yeni AKP döneminde Türkiye'nin ekonomi yönetiminde rasyonalite umutlarını artırdı; Merkez Bankası’nın faizi bekletme kararı, Erdoğan’ın 24 Haziran seçimlerinden önce piyasayı sarsan açıklamasında olduğu gibi, para politikasının kontrolünü ele geçirmesi olarak yorumlandı.

Türkiye, ağır dış borç yükümlülüklerini olan özel sektörünün tamamen dibe vurmasını önlemek için dış finansmana ihtiyaç duyuyor. 

AKP yönetimi, bankalarını, 24 milyar dolarlık borcu mevcut yüksek faiz oranlarıyla yeniden yapılandırma çabaları ile meşgul olan özel sektör şirketleriyle birlikte batmaktan kurtarabilmek için akışı güçlü tutması gerekiyor.

ABD ile zorlu olan ilişkilerin ekonomik yaptırımlara dönüşebileceği düşünülürse, ülkeye Rusya ya da İran gibi davranmak dış finansmanın Türkiye’den daha da uzaklaşması anlamına gelecek.

Erdoğan, ABD hükümetinin gözünde sorunlu olan konulara ilişkin mevcut duruşundan keskin bir dönüş yapmazsa, Fed'in faiz arttırımlarıyla gelişmekte olan piyasalardaki fon akışı zaten kuruduğu için, belirlenen ekonomik yavaşlama bir anda hızla tam bir krize dönüşebilir.

Şu anda, para politikası/faiz artırımları artık Türk ekonomisindeki rahatsızlıkların tedavisi için bir çare olamaz. Bu nedenle, Türkiye'nin bir çapa arayışından geriye kalan tek umut, 18 Ağustos'ta yapılması beklenen “Orta Vadeli Mali Plan”. İçeriğinden aynı zamanda Erdoğan’ın damadı da olan Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak sorumlu.

Plan, bütçe açığının GSYH'ya oranının yüzde 3,0'a çıkması ve yüzde 20.0'a kadar olan enflasyon oranının görülmesi için güvenilir ve güçlü bir kemer sıkma programı getirerek Türkiye'yi bir erimeden kurtarabilir mi?

2019 Mart'ındaki yerel seçimler ve Başkan Erdoğan’ın yarattığı makro dengesizlikleri göz ardı ederek çok güçlü bir büyüme performansı elde etme arzusu ile birlikte; Albayrak'ın bahsettiği kemer sıkma tedbirlerinin, sadece bir yüz germe için mi, yoksa Türkiye'nin makro rotasını ince ayarlayabilecek bir zemine sahip olması için mi olduğu görülmeli. 

Aksi halde, başka bir döviz krizi patlamasından sonra, Türkiye ekonomisi kendini daha büyük bir makroekonomik öğütücü girdabının içinde bulabilir.