Ağu 15 2018

‘Türkiye’nin krizi, tek adam iktidarının tehlikesini gösteriyor’

Türkiye’de yaşanan ekonomik krizle ilgili New York Times gazetesinde yayımlanan makalede, “Türkiye’nin krizi, tek adam iktidarının tehlikesini gösteriyor” denildi.

Max Fisher imzalı makalenin çevirisi şöyle:

“Enflasyonist krizler, herhangi bir hükümet için kötü bir haberdir, ancak kimi otoriter gruplar için özellikle daha tehlikelidir: Popülist tek adamlar.

Bunlar alışılmadık bir şekilde bu tür krizleri yaratmaya eğilimlidirler, krizin giderilmesini engellerler ve yavaşlatırlar. Ortalama olarak daha yüksek enflasyon oranları ve yapay olarak değeri düşürülmüş para birimleri vardır. Merkez bankaları daha az bağımsızdır ve bu onların müdahale yeteneğini azaltır.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan nihayetinde aynı yolu izlese de izlemese de, zaten kendi ülkesinin uzun vadeli çıkarları için değil, kendi sistemi tarafından kısıtlanmış ve yönlendirilen bir yöneticinin alışılmış kalıplarını tekrarlıyor.

Erdoğan’ın gücü ele geçirmesinin ürününden daha fazlası olan Türkiye’nin erimesi, kendisinin yönetim tarzı ve diğer popülist tek adamların doğasında var olan patolojilerin bir mikrokozmosudur. Ve bir hatırlatma olarak; sistemleri her ne kadar dünyada yükseliyor gibi görünse de, çökme ihtimalinin daha yüksek olmasını sağlayan özel risklerle birlikte geliyor.

Herhangi bir diktatör, halk nezdinde meşruiyete zarar veren ve ödeme bekleyen güçlü elitleri kızdıran enflasyonun varoluşsal riskler taşıyabileceğini bilir. Seçilmiş liderler çoğu zaman sadece ofisi kaybeder, ancak otoriter bir devlet daha kolayca çökebilir.

Enflasyon, İran’daki gibi daha önce düşünülemeyen reformlara da yol açabilecek kadar otoriterler için tehlikeli olabilir.

Tüm otoriter yönetim şekilleri hassastır: Çin ve Küba’daki gibi tek parti devletleri, Suudi Arabistan’daki gibi monarşiler veya Tayland’daki gibi askeri diktatörlükler. Ancak, kendi gücünü pekiştiren ve kendisine meydan okuyabilecek kurumları yıkan bir tek adam bu tür krizlerin başlamasını kolaylaştırabilir ve kontrol altına alınmasını zorlaştırabilir.

Bunun çoğu, tek adamın iktidara nasıl geldiğiyle ilgilidir: Kusurlu bir demokrasi içinde veya bazı durumlarda askeri veya tek parti rejiminde yükselerek. Bu, onları tehdit olarak gördükleri eski sistemi yıkmaya götürür ve çoğu zaman sorunun başladığı yer burasıdır. Michigan Devlet Üniversitesi'nde otoriterlik uzmanı olan Erica Frantz “Geleceklerine yönelik güvensizlik, onları uzun vadede kötü olan seçimleri yapmaya teşvik edebilir” diyor.

Kendi meşruiyetini baltalayan kurumlara ve rakiplere saldırırken, büyüme için daha gözü kara ve büyümenin azalması konusunda daha panik olurlar.

Bu genellikle tehlikeli aşırı harcamaya veya Erdoğan örneğinde olduğu gibi aşırı borçlanmaya yol açar. Hükümeti, muazzam ekonomik büyümenin sağlanması için firmaların döviz kredileri ile çılgınca para harcamasını teşvik etti. Ancak, bu borç şu anda ortaya çıkan para birimi krizini başlattı.

Yerleşik bir monarşi, askeri ya da parti bürokrasisi tarafından yönetilen diktatörlükler, tek adamların genellikle onu imha etmeye mecbur hissettikleri bir şeye sahiptir: Kurumlar. Otoriter kurumlar adil olsalar da olmasalar da, en azından tahmin edilebilir ve kendi sınırları içinde bağımsız olabilirler. Bu, sorunları daha iyi yönetebilmelerini veya önleyebilmelerini sağlar. Özellikle de merkez bankaları.

Diktatörlük merkez bankası güvenilir ve bağımsız olarak görülüyorsa, enflasyonun kontrol altına alınması daha kolaydır. Tek adamın baskın olduğu sistemlerdeki kurumlarda yaşandığı gibi, merkez bankasının keyfi ya da kararsız siyasi müdahaleye karşı hassas olduğu görülüyorsa, enflasyon kontrol dışı kalabilir.

Damadını maliye bakanı olarak atayan Erdoğan gibi tek adamlar, hem kısa vadeli büyümeyi sağlamak hem de bağımsız kurumları tehdit olarak görmeye eğilimli oldukları için merkez bankalarına müdahaleyi tercih ederler. Enflasyon yükselir ve bu gelecek daha kötü şeylerin başlangıcıdır.

Böyle liderler ekonomilerini çeşitli yollarla zayıflatırlar. Bir ülkenin yasal sistemi erozyona uğradığında, enflasyon yükselme eğilimindedir.

Çin gibi bürokratik diktatörlükler, hukuki sistemleri derinden kusurlu olsa bile, kendi iktidarlarını pekiştirmek için hukuki sistemlerini geliştirmeye çalışır. Ancak, ülkesinin hakimlerini tasfiye eden Erdoğan gibi bir lider, yargıyı tehdit olarak görmeye eğilimlidir.

Tek adam yönetimlerinde, ekonomik yönetim daha az yetkin olma eğilimindedir ve bu nedenle büyümeden ziyade bir balonu ya da borcu tetikler. Alt düzey yetkililer, ilk görevlerinin liderlerini memnun etmek ve yüceltmek olduğunu bilirler, bu yüzden aşırı umut verici olmaya veya örtbas etmeye daha eğilimlidirler. Sadakat, yetkinliğe baskın çıkar.

Diktatörlerin savaşta nasıl davrandıkları konusunda yaptığı bir araştırmada Dr. Frantz, “kişisel diktatörlüklerin her zaman doğru bilgiye veya bilgili tavsiyelere ulaşamadığını” ortaya çıkarmış.  Kendilerini dalkavuk sadıklar balonu ile izole eden diktatörler, kendi kendilerine feci hataları başlatır.

Frantz, “Bu kısmi körlük politikasının ekonomik karar verme sürecini de sınırlandırdığına ve kişisel diktatörlüklerde, diktatörlüğün diğer biçimlerine nazaran, enflasyon oranlarının yıldan yıla daha fazla dalgalandığına” işaret ediyor.

Tek adamın, güçlü elitlerle ilişkisi kötüleşebilir. Kendilerini rakiplerini ezmeye adayan tek adamlar, ülkedeki elitlerinin yalnızca bazı üyelerinin desteğini almaktan hoşlanmaktadır, bu yüzden onları mutlu etmeleri gerekir. Bu üyeler, çoğunlukla iktidara geldiklerinde kârlı olan, ancak zaman içinde modası geçen sektörlere ait olduklarından ekonomiyi deforme edebilirler. Örneğin, Erdoğan'ın aşırı borçlanmanın büyük bir kısmının yapıldığı inşaat sektörüne ilgisi gibi.

Tek adamın güvensizlik duygusu kötü seçimlere yol açsa da, altta yatan korkusu rasyoneldir. Tek adam sistemleri açık ara yıkılması en muhtemel devlet şeklidir. Hatta, bu ihtimal dünyanın en baskıcı devletlerinden bile daha yüksektir.

Ancak, lira değer kaybettikçe sadece ekonomik açıdan değil, en büyük riskler de Erdoğan'ın vatandaşları tarafından üstlenilecektir.

Cornell Üniversitesi’nden siyaset bilimci Tom Pepinsky, Twitter'da şakayla karışık şunları yazdı:

“Eğer kolayca günah keçisi yapılabilecek bir Türk politikacı ya da sosyal grup iseniz, şimdi oyundan çıkmanın tam zamanı.”