Türkiye’nin nevrotik para politikası

Yılın ikinci Enflasyon Raporu’nu, yılın ikinci Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun sunumu ile keşfettik.

Beklendiği üzere banka 2021 sonu öngördüğü TÜFE enflasyonu seviyesini yükseltti: Ağbal döneminde açıklanan beklenti olan %9,4’ü, Kavcıoğlu dönemi beklentisi olarak sunulan %12,2 ile değiştirdi.  2,8 puanlık artışın açıklaması olarak da farkın önemli ölçüde (1,8 puan) TL’deki değer kaybına bağlı olarak ithalat fiyatlarındaki yükselişten kaynaklanacağına işaret etti. Önceki başkan dönemindeki parasal sıkılaştırmaya rağmen halen gücünü koruduğunu itiraf ettiği iç talebin enflasyon beklentisindeki artışa katkısı 0,4 puan olarak açıklanırken, yükselen küresel gıda fiyatları enflasyonunun da yine sene sonu enflasyonunu önceki öngörüye göre 0,4 puan yukarıda olacağını söyledi.   

Sunumun ötesine geçip de ilki ocakta, ikincisi de 29 Nisan’da açıklanan Enflasyon Raporu’nun içine bakınca,  enflasyon dinamikleri açıklanırken sanki olmamış gibi hiç değinilmeyen; fakat önemli, yön değiştirici, büyük bir olay var.

Aşağıdaki Enflasyon Raporu’ndan alınmış grafiklerden anlaşılacağı üzere, ABD 10 yıllık tahvil faizlerindeki sert yükseliş öncelikle gelişmekte olan ülkelerden (GOÜ) sermaye çıkışına neden oluyor. Bu hareket GOÜ dünyasında Ocak sonundan itibaren başlarken (sol grafik-siyah çizgi), Türkiye’de bir şeyler oluyor ve Mart ortalarından itibaren sermaye ülkeden silahla kovalanmışçasına kaçmaya başlıyor (sol grafik-kırmızı çizgi).

Söz konusu sermaye çıkışı ABD tahvil faizlerindeki yükselişten kaynaklandığından GOÜ dünyasında risk primlerinde bir hareketlenme izlenmiyor (sağ grafik-siyah çizgi).  Fakat Türkiye’de geçen sene ortalarında merkez bankasına ait 128 milyar doların nedensiz eritildiği dönemde şahlanan, Ağbal’ın göreve gelip de zapturapt altına aldığı para politikası sayesinde nispeten normalleşen risk primi, yine sermaye kaçışının başladığı Mart ortasında birden 500 sınırına dayanıyor (sağ grafik-kırmızı çizgi).       

grafik

Enflasyon Raporu boyunca bu hareketler tasvir edilip, sonuçlarının enflasyonu yükseltici yönde olduğu vurgulanırken, nedense bu hareketi tetikleyenin ne olduğu konusunda bir kelimeyle dahi yer verilmiyor.

Hâlbuki biz çok iyi biliyoruz.

Merkez bankasını şahsına ait bir kurum gibi görüp politik amaçları doğrultusunda para politikasına müdahale eden Erdoğan’ın dört ay önce kendi atadığı banka başkanı Ağbal’ı görevden alıp yerine Kavcıoğlu gibi merkez bankasının karı ile övünebilecek kadar konuya bihaber olan Kavcıoğlu’nu başkanlığa ataması.

Enflasyon Raporu’nun her zaman olduğu gibi merkez bankasının içindeki teknik ekip tarafından hazırlandığını içindeki neden sonuç ilişkilerinin ekonominin mantığı ile uyumlu oluşundan biliyoruz. Ancak satır aralarında yoğun bir müdahaleye maruz kaldığının izleri var. Küresel ekonomideki toparlanmanın ve gelişmiş ülkelerdeki aşılamanın nasıl emtia fiyatlarını yukarı çektiği, Türkiye’nin bu sene ihracat tarafındaki parlak görüntüsü, tedarik sıkıntıları, ABD tahvil faizlerinin GOÜ kurlarında yarattığı etkiler, iç talebin gücü, kredilerdeki yükseliş, TL’den enflasyona geçişkenlik ve yüksek enflasyon beklentileri enflasyonist baskıları açıklamak için bir bir sıralanmakta. Ancak, işin esasına, Türkiye’de merkez bankasına olan güvenin sıfırlanmasına, ülkenin – 48 milyar dolarlık net döviz rezervlerine, başkan değişimine ve bunun TL üzerindeki 19 Mart sonrası yarattığı %10 civarındaki değer kaybına; kısaca suya sabuna dokunan birkaç satır yakalamak mümkün değil.     

Şahap Kavcıoğlu’nun Enflasyon Raporu sunumunu izleyenler sanırım 2021 sonu enflasyon öngörüsünün %12,2’ye çekilmesine, bunun gerçekten ne kadar uzak kaldığına, sıkı para politikasının devam edeceğine dair sözlerine fazla odaklanmamıştır.  Sene sonu TÜFE enflasyonunun son yaşananların ardından %15’ten aşağı olmasının kolay olmadığı paylaşılan bir beklenti.   

Fakat izleyenler Kavcıoğlu’nun konuya yabancılığından olsa gerek önüne konan sunumu okurken zorlanma derecesinden ve sorulmasına izin verilen sorulara deneyim ve bilgisini yansıtan kendi kelimeleri yerine, önüne olası sorulara hazırlık için konduğu anlaşılan metinden soruyla ilgili ilgisiz parçalar okuyarak cevap verişinden kendilerini alamamışlardır.

Başkan’ın ısrarla sıkı para politikasını güncel ve beklenen enflasyonun üzerinde tutacağına söz verdiği politika faizi olarak tanımlaması da herhalde dikkatlerden kaçacak gibi değil.  Kavcıoğlu’nun Nisan faiz kararının alındığı Para Politikası Kurulu (PPK) gibi temel bir metinden “elenen kavramlara odaklanmayın sıkı para politikası sözüme odaklanın” deyişi de akıllardan çıkacak gibi değil.

Başkan koltuğundaki değişimin yarattığı TL devalüasyonuna hiç olmamış gibi davranmak ancak nevrotik olarak açıklanabilecek bir gerçeklerden kopuş hali, yadsıma olabilir.

Kavcıoğlu’nun ısrarla vurguladığı sıkı para politikası tanımı faiz indirimlerinin er ya da geç, muhtemelen yaz ortası gibi başlayacağına işaret ediyor.

128 milyar doların savruluşu Türkiye ekonomisin ne kadar ehil olmayan ellerde yönetilip, çıkmaz sokağa saplandığını yeterince kanıtlamadıysa, Kavcıoğlu yönetiminde son Enflasyon Raporu ve sunumunda iyice netleşen, yönetilmeyen ancak sürüklenen para politikası, mutlaka belirleyici olacak.

Temmuz ya da Ağustos ayında başlayacak faiz indiriminin, TL, enflasyon, dış borç, risk primi, sermaye hareketleri ve genel ekonomi üzerindeki etkileri de işte mevcut hükümetin kaderini belirleyen dönemeç olarak yıllar sonra bile hatırlanacak.   


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar