Türkiye’nin Yeni Ekonomi Programı: Tutarlılık ve inandırıcılıktan yoksun, kamu harcamaları daha da artacak

AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde büyük kayıp yaşamasından sonra, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı olan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın akıbeti tartışılır oldu. Türkiye’nin 2020-2022 için Yeni Ekonomi Programını (YEP-20/22) sunmasıyla hem hükümetin ekonomide oyun planını hem de Albayrak’ın koltuğunu koruyacağını öğrenmiş olduk. 

Albayrak’ın konuşması, hükümetin Türkiye ekonomisini yönetme biçimine yönelik kamuoyunda artan muhalefete karşın kabinede büyük değişiklik olacağına yönelik tartışmaya da bir anlamda son verdi. Bir de tabi Türkiye Cumhurbaşkanı’nın maliye politikasının yanı sıra Temmuz’dan bu yana elle tutulur şekilde para politikası üzerinde daha güçlü bir denetim kurmasının ardından ekonomi yönetimine müdahale etmeyi sürdüreceğini anlamış olduk.

İlan edilen programa gelince, Erdoğan-Albayrak ikilisinin Türkiye ekonomisindeki diğer sorunlu alanlar karşısında büyümeye öncelik vermeyi sürdüreceklerini görmek ilginç. Önceki YEP’in 2019 için yüzde 2,3’lük büyüme öngörüsünün şimdi yüzde 0,5’e düşürülmüş olması iç talepteki çöküşün hükümeti ince ayar yapmaya zorladığını gösterdi. Fakat programın detayları arasında en dikkat çekici olan, 2020’de GSYİH’de yüzde 5,0 büyümenin hedeflenmesi ve üç yıllık program döneminin her birinde büyümenin yüzde 5,0 olacağı öngörüsüydü. 

Şüphesiz, baz yıl ve istikrarlı Türk lirası 2019’un son çeyreğinde pozitif büyümenin önünü açtı; ancak sergilenen iyileşme, ekonomi verilerinin teyit ettiği üzere, önümüzdeki yılda ortalama yüzde 5.0 büyüme sağlayacak bir sıçrama sağlamaktan uzak. 

YENİ EKONOMİK PROGRAM HEDEFLERİ

 

2019 İlk Öngörü

2019 Yenilenen Öngörü

2020 tahmini

2021 tahmini

2022 tahmini

Büyüme (%)

2.3

0.5

5.0

5.0

5.0

Enflasyon (%)

15.9

12.0

8.5

6.0

4.9

Bütçe Dengesi (GSYİH’nin %)

-1.8

-2.9

-2.9

-2.6

-1.8

Cari İşlemler Dengesi (GSYİH’nin %)

-3.3

0.1

-1.2

-0.8

dengede

 

Albayrak, yüzde 5,0 büyümenin kaynağı olarak faiz oranlardaki düşüşün kapasite yatırımlarını canlandırmasını, ertelenen talebin piyasalara dönüşünü, Varlık Fonu’nun yatırım harcaması yapacağını, stokların artışını ve kredi kanallarının açılması sayesinde bankaların daha fazla kredi vermesini sayıyor. 

Fakat belli ki asıl hikâye kamu harcamaları.

Hükümetin harcamayı sürdürebilmek için merkez bankası kaynaklarına yüklenmesine, yani yıl ortasında bankanın Türk lirasında tutulan ihtiyat fonlarının bütçeye transferine rağmen bütçe açığının yılsonunda 80 milyar TL (15 milyar ABD doları) olan resmi tahminin yerine 125 milyar TL’ye (22 milyar ABD doları) ulaşacağı anlaşılıyor. Böylece, açıklanan YEP’e göre merkezi bütçe açığının GSYİH’ye oranı da geçen yılki bütçe kanununda belirlenen yüzde 1,8 hedefinin ötesine geçip yüzde 2,9’a ulaşacak. Albayrak açığın bu şekilde artışını küçülen bir ekonomide vergi gelirlerinin düşmesine bağlasa da, harcamalar enflasyon oranının iki katı düzeyinde tutulurken, gelirlerdeki artışın bunun yarısı düzeyinde kalmasının asıl neden olduğunu biliyoruz.

Talebin gerilemesi bakımından 2019 çok kötü bir yıl oldu ve hükümet Türkiye ekonomisinin gidişatını çevirmek için harcamaya yüklendi. Kamu harcamaları kontrolden çıkarken, hükümetin kötüleşmeyi dizginlemeye çalışacağını varsayabilirdik; zira IMF ile anlaşmanın 2008’de bitişinden bu yana mali disiplin Türkiye ekonomisinin en önemli çıpası oldu.

Fakat 2020 için YEP’in bütçe açığının GSYİH’ye oranına ilişkin hedefi aynı yüzde 2,9 seviyesinde tutulması dikkat çekici. Arzulanan yüzde 5’lik GSYİH büyümesi Albayrak’ın konuşmasında iddia ettiği gibi reel sektör yatırımlarındaki artıştan gelecekse, bu durumda hükümetin çıpayı sabit tutabilmek için merkezi bütçe açığının GSYİH’ye oranını aşağıya çekmeye istekli olması gerekir. Albayrak’ın kamuoyunu tatmin etmeyi hedefleyen söyleminin aksine Erdoğan önümüzdeki yıl kamu kaynaklarından faydalanarak büyümeyi yüksek tutmayı hedefliyor. 

2020 sonunda olacağı yönünde yoğun spekülasyon yapılan erken seçim olasılığına hazırlıklı olmak isteği de olabilir bunun gerisinde; ya da Türkiye’yi bir an önce resesyondan çıkarma yönünde samimi bir çaba da olabilir. Geçmişe dair verilerden biliyoruz ki, Türkiye’ye yoğun yabancı fon akışı olmaksızın yüzde 5’lik GSYİH büyümesi gerçekleşemez ve son zamanlarda böyle bir akış söz konusu değil. 

Başka bir açıdan, Erdoğan’ın büyüme yüzde 5’e varana dek harcama yapma yönündeki oyun planı tehlikeli bir denemeye de dönüşebilir; yani eğer yüzde 5’llik büyümeye önümüzdeki yılın sonunda ya da bir sonraki yılda ulaşılamazsa, bütçe açığının GSYİH’ye oranı YEP-2020/2022’de planlanandan daha yüksek gerçekleşebilir. 

Programın detaylarına dönecek olursak, en eğlenceli varsayım cari açık öngörülerinde görülüyor. Önümüzdeki üç yıl için yüzde 5’lik büyüme hedefinin bir şekilde tutturulduğunu varsaydığımızda, ithal ara mallarına bağımlılığı da düşünürsek Türkiye’nin cari işlemlerinin “dengede” tutulması mümkün değil. AKP hükümeti ihtiyaç duyulan reformların yapılmasıyla Türkiye’nin üretim süreçlerinde yapısal dönüşümü başarsa dahi, böylesi bir değişim bu kadar kısa dönemde gerçekleşemez. Artan kamu harcamaları ve azalan dış kaynaklarla 2020’de büyüme mümkün olabilir; yine de AKP’nin YEP-20/22 ile öngördüğü yüzde 5 büyümenin gerçekleşmesi halinde cari açığın GSYİH’ye oranının yüzde sıfır ile 1,2 arasında tutulması hedefi tam bir hayal. 

Enflasyon öngörülerine geldiğimizde, hükümetin kamu harcamalarına yüklenmeye devam edip ileride harcayabileceği kaynakları yaratmak için fiyat artışlarına ve belki de vergi artışlarına yönelmesiyle tüketici fiyatları enflasyonunun 2022’de yüzde 5’in altına düşmesi ya da 2020 sonunda yüzde 8,5 olması mümkün görünmüyor. 

Toparlarsak, Albayrak’ın gururla ve özgüvenle açıkladığı oyun planı ekonomistlerden pek alkış toplayamadı. 2020’de yüzde 5 büyüme ancak yüksek kamu harcamalarıyla mümkün olur ve bu düzeyde büyüme gerçekleştiğinde hem enflasyonu yüzde 8,5’e hatta yüzde 5’in altına indirmek, hem de cari açığı çok düşük bir düzeyde tutmak tutarlı görünmüyor. Sonuçta Albayrak’ın YEP-20/22 programı tutarlılık ve inandırıcılıktan yoksun, zira AKP hükümeti çeşitli yollarla ekonomiyi canlandırmaya çalışacağından kamu harcamaları 2020’de daha da artacak. Bu türden önlemlerin mali cephede, enflasyonda ve cari işlemler dengesinde yan etkileri olması kaçınılmaz.

Bankacılık sektörünün yüksek sorunlu kredi oranıyla baş etmekteki sıkıntıları sürdükçe hükümet kamu bankalarına büyümeyi destekleme görevi vermeye devam edecek. Türkiye’nin ekonomi gündeminin birinci başlığı önümüzdeki yıllarda da gelecek üç yıl için belirlenen yüzde 5 büyüme hayali değil, düşük büyüme ve büyümenin niteliğindeki yetersizlik olmayı sürdürecek.

Yeni üç yıllık ekonomi programının en hazin tarafı ise Albayrak’ın, yani Erdoğan’ın Türkiye’nin son derece yüksek işsizlik oranına çare olarak hala inşaat sektörünü görüyor olması. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.