Uğur Gürses: 'Eriyen oylar sendromu'nun ekonomik enkazı

Ankara şunun farkında; 2018’den bu yana gelen ekonomideki yokuş aşağı düşüş pandemi ile daha da hız kazanacak, seçmen nezdinde oy erimesi de.

İktidar partisinin bu erimeyi yavaşlatmak (belki de geri kazanmak) için “son kurşunları” kullanma çabası, ekonomide geleceğe taşınan çok büyük hasarlar anlamına geliyor; partiyi kurtarmak için ekonominin geleceğini ve toplumun ödeyeceği faturayı büyütmek.

İktidar partisi, oylarındaki erimenin arttığını ve muhtemel bir seçimde iktidarı kaybetme olasılığının güçlü olduğunu görüyorsa, ekonomide kendisi için “siyasi beka için tüm mühimmatı sonuna kadar kullanma” anlamına gelen, ama ülkenin yurttaşları için de “devasa bir enkaz” miras bırakılması anlamına gelen bir süreci hızlandırdığı çok açık.

Geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi söyleminde övünerek çokça dillendirdiği düşük faiz giderleri de son 10 yılında 50 milyar TL’lik sabit çizgisinden “başkanlık sistemi” ile saptı ve Haziran 2020’de 120 milyar TL’ye ulaştı.

Bütçe açığında henüz bir şey görmedik; zira gelecek dönemde daha büyük açıklara gebe. Pandemi nedeniyle hem gelir kayıpları hem de artan harcamalar açığa yeni rekorlar kaydedecek. Ayrıca, döviz kuruna endeksli altyapı ve şehir hastaneleri için kamu bütçesi adına taahhüt ve verilen garantiler nedeniyle artan bir “koşullu yükümlülükler” harcamaları yükü göreceğiz.

Tüm bunlara bakınca, Ankara’nın kendi siyasi geleceği konusunda oldukça umutsuz olduğu bir tablo ortaya çıkıyor. Zira hiçbir iktidar, gelecekte kendisinin baş etmekte zorlanacağı, hatta daha fazlası “baş edemeyeceği” bir ekonomi tablosunu ortaya çıkaracak ekonomi politikası izlemez.

“Oy erimesi yaşıyorsam, bunu ortadan kaldırmak için gelecekte ekonomik olarak devasa sorunlar (enkaz) yaratacak bile olsa bu politikaları izlemekten kaçınmam” anlamına gelecek bir tablo var önümüzde.

“Parti yararı-ülke yararı” terazisine konulduğunda, hiçbir biçimde kefelerin birinin yararına olacak politikalar değil bunlar. Ehil bir ekonomi politika yapıcısı olsaydı; bunun her iki kefeye de yararının olmadığını tersine ülkenin geleceğine yük yarattığının farkında olurdu.

Görünen o ki Türkiye’de ekonominin normalleşmesi için siyasetin normalleşmesini beklerken, bu normalleşmeyi potansiyel bir uzlaşma ile kuracak olan siyasi partileri daha fazlası bekliyor; zor temizlenecek bir ekonomik enkaz.


Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.