Haz 05 2018

Uğur Gürses: Seçim sonrası rüyadan uyanılacak

Dolar son beş ayda yüzde 20 oranında artışla rekor kırdı. Bu artışın büyük bölümü Mayıs ayı içinde gerçekleşti. Bu artış hem tüketici fiyatlarına hem de üretici maliyetlerine yansıdı.

TÜİK'in 4 Haziran tarihli açıklamasında, Mayıs ayı tüketici fiyatı artışını yüzde 1.62 olarak açıladı. Üretici maliyet artışı ise yüzde 3.79 

Yani, 2003 yılından bu yana gerçekleşen en yüksek Mayıs artış oranı.

Hürriyet Gazetesi yazarı ekonomist Uğur Gürses, Tüketici Fiyat Endeksi'nin (TÜFE) yüzde 10, Üretici Fiyat Endeksi'nin (ÜFE) ise yüzde 15 üzerinde seyrettiğini, buna bir de kurdaki artışın eklendiğine dikkat çekiyor ve ekliyor:

"Şu iki fotoğraf bize izleyen aylarda enflasyonun ne olacağını söylüyor; tüketici enflasyonunu ölçen TÜFE artışı yıllık yüzde 12.1’e, üretici enflasyonunu ölçen yurtiçi ÜFE yüzde 20.4’e çıkmış durumda. Yüzde 20’lik üretim maliyet artışından gelen yükün üreticilerce sineye çekilmesi kolay değil.

ÜFE artışı ve bu ay üzerine binecek ilave artışlar öylece kalmayacak, perakende fiyatlara yansıyarak nihai olarak tüketicinin hanesine, sofrasına ulaşacak. Anımsatalım, akaryakıt fiyatları gibi “askıda tutulan” artışlar var; seçim sonrasında ya bu zamlar yansıtılacak ya da vergisini zamanında ödeyen mükelleflerin cebinden çıkacak. Akaryakıtta ÖTV eritilerek karşılanan ve askıda tutulan zam oranın da yüzde 5 olduğunu anımsatalım."

Fiyat artışlarının yıllık yüzde 24'e ulaştığına değinen Gürses, 2008'de enerji fiyatları tavan yaptığında bile böyle bir zıplamanın görülmediğine dikkat çekiyor. 

Kur artışlarından kaynaklanacak ek yük, artan enflasyon ve fiyatlama davranışı bozukluğunun ülkeyi adım adım 2004 öncesine sürüklediğini vurgulayan Gürses, gıda ve enerji dışındaki fiyat artışının yüzde 12.64 ile son 15 yılın rekoruna ulaştığını ifade ediyor.

Gürses, tespitlerini şöyle sürdürüyor:

"TÜFE ve çekirdek enflasyonda hızla 2004’e geri döndüğümüze göre; o dönemdeki politika faizlerinin nerede olduğunu da anımsamak gerekiyor. 2004’te Merkez Bankası’nın piyasadan para çektiği ve gecelik borç alma faizinin yüzde 20-22 aralığında olduğunu anımsatalım. Bugün yükseltilmiş hali yüzde 16.50’de ve yetmiyor.

Ne yazık ki bol sermaye akımı-bol döviz likiditesi döneminde edinilen rehavet içindeki “idare ederizci” politikanın ve geç kalmanın bedelini çok ağır ödüyoruz.

Geldiğimiz yer şurası: Enflasyon-devalüasyon sarmalı eşiği. Kredi ve itibar kaybı.

Enflasyona karşı Merkez Bankası eskisi gibi davranırsa bedeli kur artışı ile ödeyeceğiz. Kur artışı enflasyonu yukarı çekiyor. Kararlı biçimde bu eğilimi ve kur beklentilerini ezmenin bedeli ise yüksek faiz.

Tüm bunlar, ülkeye sermaye akışı sürerken yüksek cari açığı göz ardı ederek faizi düşük tutma tutkusunun bedeli. Üstüne üstlük, faiz artırma zamanı geldiğinde de ilave bir puanlık artıştan kaçınırken “alevlerin sarmasını bekleyip” sonunda 3 puan, o da yetmediğinde daha fazlasına mahkum olmak.

Bu süreçte sadece Merkez Bankası’nın itibar ve güven kaybı değil, finansal kurumların ve şirketlerin de kredi itibarları hasar görmüş oldu."