YEM ve YEP rafa kalktı, ekonomide ‘Yeni Paradigma Modeli’ devrede

Günlük koronavirüs vaka sayısı hâlâ binin üzerinde günlük vefatlar ise 30’lu rakamlarda dolaşırken, Türkiye’de hükümet 1 Haziran’dan itibaren salgın önlemlerinin bir ikisi dışında neredeyse tamamını kaldırma kararı aldı.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 28 Mayıs’ta “son kez” yapıldığı açıklanan video-konferanslı kabine toplantısının ardından 1 Haziran itibarıyla şehirlerarası seyahat yasaklarının kalktığını, parkların, restoranların (içkili, müzikli yerler hariç), kahvehanelerin (nargile kafeler hariç) açılacağını, kamu kuruluşlarında normal mesai düzenine geçileceğini duyurdu. Türkiye’nin salgınla en başarılı mücadeleyi yürüten dünyada örnek gösterilen ülke olduğunu kaydeden Erdoğan, maske-sosyal mesafe-temizlik konusunda ise herkesi mevcut önlemleri sürdürmeye çağırdı.

Ancak iktidarın hızla normalleşmeye geçiş kararının arkasında koronavirüs riskinin ortadan kalkmış olmasından çok, ekonominin tahammül sınırlarının aşılmış olması ve çatırdamanın başlaması en büyük etken. O yüzden de sağlık konusu bir anlamda geri plana atılarak, öncelikle ekonominin tümüyle açılması tercihi, siyasi iktidar açısından acil hale geldi.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından bir gün önce katıldığı televizyon programında bunun işaretlerini dile getirirken, ekonomide eksen değişikliğine gidileceğinin mesajlarını verdi. 

Temmuz’da Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinde iki yılını dolduracak olan Albayrak, bu süre içerisinde ilk olarak Yeni Ekonomik Model’i (YEM), daha sonra Yeni Ekonomik Program’ı (YEP) açıklamıştı. Daha sonrada, İstihdam Seferberliği, Can Suyu, Nefes vb. adlarla çeşitli ekonomik paketler açıklayan Albayrak’ın ilan ettiği tüm paketler ekonomik sorunlara çözüm olmadığı gibi, işsizliğe, yatırım eksikliğine, büyüme hedeflerinin tutturulmasına, milli gelirin artırılmasına çare üretemedi.    

O yüzden de ilk resmi vakanın 10 Mart’ta açıklanmasından 2,5 ay sonra, ekonomiyi tümüyle açma, her alanda büyük ölçüde normalleşmeye geçme kararı alınması mecburiyeti iktidara kendisini dayattı. 

Dört ayda yıllık bütçe açığı hedefinin yüzde 53’ü gerçekleşirken, yılın kalan sekiz ayı için kaynak sıkıntısının had safhaya ulaşması yanında, döviz rezervlerindeki hızlı erime ve yabancı yatırımcı kaçışının durdurulamaması Erdoğan yönetimini bir anlamda köşeye sıkıştırdı. 

Bakan Albayrak 1 Haziran’dan itibaren ekonominin açılacağının sinyallerini verdiği açıklamalarında; “Türkiye artık rekabetçi kur politikası ile üretim odaklı, üreticilerin desteklendiği bir çerçevede eskisinden çok başka yeni bir ekonomik modele geçiyor. Bu süreç Türkiye’nin en büyük dinamizmi olacak. Maliyetler ve yatırımların yüksek maliyetli faiz marjlarına değil, düşük faiz marjlarıyla uzun vadeli ve öngörülebilir bir yatırım iklimiyle bir sürece giriyoruz” dedi.

Şu ana kadar salgın önlemleri çerçevesinde açıklanan önlem ve destek paketinin “çarpan etkisiyle” 600 milyara ulaştığını kaydeden Albayrak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hakikaten, 260 milyar lirayı geçen ve çarpan etkisiyle 600 milyara yakın, 260 milyar lira etkisiyle gayri safi mili hasılanın yüzde 5’i, çarpan etkisiyle bakınca gayri safi milli hasılanın yüzde 10-11’i oranında olan önemli bir paket. Hazirandan itibaren normalleşmenin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de başlayacağı süreç. Haziran ve temmuzla birlikte ihracatta, ticarette, turizmde, iç piyasa ve iç tüketim noktasında hareketlenmenin yavaş yavaş başlayacağı döneme giriyoruz. Türkiye, dünyaya kıyasla büyümeden tutun işsizliğe kadar birçok alanda en az etkilenen, pozitif ayrışan ülke olacak. Yılın kalan iki çeyreğinde, yılın ikinci yarısında bu manada da Türkiye’nin pozitif büyüyerek 2020’yi kapatacağını öngörüyoruz.”

Yeni ekonomi eksenle birlikte ekonomide Yeni Paradigma Modeli’ne (YPM) geçildiğini vurgulayan Albayrak “Ekonomideki paradigma değişikliğinin altında son iki yıldır milli ekonomiye ve milli enerjiye geçişin yattığını” söyledi. Albayrak, “Türkiye’yi sanki uyuşturucuya alıştırıyormuş gibi yıllardır sahte bir hayat, ‘sen onu üretme ben sana bunu vereyim’ politikası güdüldü. AK Parti iktidarları döneminde, Cumhurbaşkanımız ilk günden beri hep bu konsept ile bu noktaya geldi, ‘üretim ve düşük faiz’. Türkiye şimdi ilk defa bunu bu kadar güçlü ve sağlam bir şekilde uygulayacağı bir döneme giriyor” diye konuştu.

Hazine ve Maliye Bakanı’nın ifadelerine göre YPM’deki dönüşümün en stratejik noktası her ülkeyle yapılan ticarette yerel paranın önceliği olacak. Albayrak bu önceliği, “Dolayısıyla G20 başta olmak üzere, ticaret açığı verdiğimiz, serbest ticaret anlaşmalarında aleyhimize işleyen kararlar başta olmak üzere çok net ve sert adımlar atılacak. Amerika ile swap, ABD ile benim ticaretimi geliştirme noktasında swapla ilgili, İngiltere ile ilgili kazan-kazan politikası. Çin, Japonya, Kore, Hindistan, Malezya ile ilgili birçok ülkeyle ticarete bakıyoruz, başladık görüşmelere. İki ülkenin birbirinin parasıyla ticaret, takas anlamında bir sürece girerek oluşturduğu bir ticaret. Dolayısıyla swap hususunu böyle değerlendirmek lazım. Bu ülkedeki finansal güvenliğe tehdit unsuru oluşturabilecek delikleri tek tek kapattık” sözleriyle detaylandırdı.

Ancak Bakan Albayrak’ın kendi görev dönemini vurgulayarak son iki yıldan bu yana yeni ekonomik paradigmanın altyapısının oluşturulduğunu dile getirerek, bunun öncesinde Türkiye’nin yıllardır adeta uyuşturulduğunu öne sürmesi Erdoğan başkanlığındaki 16 yıllık AKP hükümetleri dönemini de kapsıyor. Bu açıdan Albayrak’ın gündeme getirdiği eleştiriler, yapıldığını öne sürdüğü yanlışlar, büyük ölçüde Erdoğan’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığındaki dönemin sonuçları.

Şimdi haziran ayından itibaren geçileceği vurgulanan YPM’nin içeriğinin ne olacağı, Türkiye’nin ticaretinde en büyük paya sahip AB ve ABD’nin ‘yerli parayla ticarete’ nasıl ikna edileceği belirsiz.  

Rekabetçi kur politikası, üretici ve ihracatçının desteklendiği yeni modelin nasıl bir değişim ve dönüşüm hedeflediği de bilinmiyor. Dolayısıyla açıklandıktan birkaç ay sonra tüm hedef ve öngörüleri çöken YEP ve YEM’in akıbetinin YPM için de gündeme gelmesi kaçınılmaz görünüyor. 

Hazırlandığı ifade edilen yeni destek paketleri yine her zaman olduğu gibi kamu bankalarından düşük faizli uzun vadeli konut kredisi, mobilya ve beyaz eşya kredisi, turizmi canlandırmak için tatil kredisi vb. ibaret. Bu yöntem yıllardır her daralma, küçülme döneminde uygulanan artık ezberlediğimiz günü kurtarma, 3-6 ay ekonomiyi canlandırıp, harcamaları artırarak kısa süreli büyüme sağlama amaçlı. 

Dolayısıyla, Erdoğan Başkanlığındaki Türkiye Varlık Fonu’nun neden iki hafta önce Vakıfbank’tan yüzde 30 hisse alarak, Halkbank ve Ziraat’in sermayelerini artırıp taze nakit kaynak aktardığı daha iyi anlaşılıyor. Şimdi kamu bankalarına konulan bu ilave sermaye yine kredi olarak dağıtılıp ekonomi canlandırılmaya çalışılacak. Tabii buna paralel olarak da kamu bankalarının hem görev zararları hem de geri dönmeyen batık kredileri daha da büyüyecek. Bir sonraki aşamada bu kredi kampanyalarına özel bankaların da destek vermesinin istenmesi ve baskıya başlanması şaşırtıcı olmaz.

Ancak salgın nedeniyle eski kredi borçları ertelenen ya da yapılandırılan, vergi-SGK borçları 3 ay ötelenen milyonlarca bireysel ve ticari borçlu açısından yakında geri ödenmesi istenecek mevcut borçları dururken, üç ay öncesine göre işini ya da gelirini kaybetmişken, yeni kredi borcunun altına girmek ne kadar cazip olacak?

TÜİK’in yüzde 4,5 olarak açıkladığı Ocak-Mart dönemi ilk çeyrek büyüme hızı, salgın etkisinin henüz başlamadığı döneme ait. Bu büyümede yüzde 11 artan devletin tüketim harcamaları ile yüzde 3 artan hane halkı (bireysel) tüketim harcamaları itici güç olmuş. Nisan’dan itibaren tümüyle duran ekonomi göz önünde tutulduğunda Nisan-Haziran dönemi ikinci çeyrek büyümesinin eksi yüzde 8-12 arasında olması kaçınılmaz. Üçüncü çeyrekteki eksi büyümeyi frenlemek için gündeme alınan YPM ve kamu bankaları destekli kredi paketlerinin bu sürece çözüm olması güç.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.