Atilla Yeşilada
May 27 2018

Yeni fırtınalar yolda

TCMB’nin faiz artımına verilen gecikmeli tepki kadar, Mehmet Şimşek’ten gelen “ek tedbirler de alınabilir” açıklamasıyla döviz kuru sakinleşti. Ancak, bizi Mart 2019’a kadar neredeyse her hafta yeni fırtınalar bekliyor.

İlkin, Societe General’den Phoenix Kalen’in “Muhalefet kazanırsa TL prim yapar” yorumu çok dikkat çekici.

Demek ki, Erdoğan ve AKP kazanırsa, piyasalarda yeni bir çalkantı dönemi başlayabilir.   

Durum gerçekten de böyle olabilir, çünkü AKP Batı’ya verdiği sözlerin tam tersini uygulamaya niyetli. Anketler Erdoğan’ın muhalif bir parlamento ile güreş tutma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu vurgularken, her iki kampın da yaptığı popülist  vaatler bütçe ve Sosyal Güvenlik Kurumu dengesinde onarılmaz yaralar açma riski taşıyor.

Dışarda ise, yeni not indirimleri yolda, ABD’den yaptırımlar başladı ve Gelişmekte Olan Piyasalar’ın düzelmesi çok zor.

KONDA Türkiye’nin en isabetli tahmin yapan araştırma kuruluşu ünvanını tam olarak hak etmeyebilir, ama tarafsızlığı tartışılmaz.  

Bakalım, Tarhan Erdem  ne diyor:

“Mayıs ayı başında; her 100 seçmenin 30’unun duraksamadan Erdoğan’a ve partisine oy vereceği, yüzde 34’ün oyunun da diğer cumhurbaşkanı adayları ve partilere dağılacağı görünüyor. Kalan yüzde 36 seçmen henüz kararsızdır.”

Bu oranı oldukça yüksek buluyoruz, herhalde Mayıs sonunda bir miktar gerilemiştir.

Ama kararsızlar muamması Mayıs sonunda da devam ediyor.

Sırada MAK Danışmanlık yorumu var:

“Anket firması, kararsızların matematiksel dağılımının doğru sonucu vermeyebileceğini, muhalefet partilerine oy vereceği halde kararını ifade etmeyen önemli oranda seçmen olacağı notunu da düştü”.

Eğer durum buysa,

  • Bizi 25 Haziran’da büyük sürprizler bekliyor.

  • Bu sürprizin AKP aleyhine cereyan etmesi olasılığı tersinden biraz daha yüksek.

Şimdi gelelim tablolarımıza.

Başkanlık yarışında durum değişmedi, hala az farkla ikinci turda Erdoğan kazanır tahminimizi koruyoruz.  

(Tablolar  İngilizce olduğu için özür dilerim)

 

İkinci turda da İnce veya Akşener’in kazanacağına dair somut anketler görmedik.

Öte yanda, genel seçim anketlerinde Cumhur İttifakı’na destek gün geçtikçe eriyor:

 

 

Şimdi, HDP barajı geçer mi sorusuna da cevap arayalım.

SONAR Başkanı Hakan Bayrakçı şöyle diyor:  

“HDP'nin oy oranı yüzde 11-12 puan sınırında...

Milletvekili dağılımında HDP'nin baraj sorunu sürüyor” (Nasıl sürüyorsa?).

Türkiye’de erken seçim kararı alınmadan önce yaptıkları bir kamuoyu araştırmasında HDP’nin oylarının seçim barajı olan yüzde 10 dolayında çıktığını dile getiren ANAR Başkanı Uslu bu seçimlerde HDP’nin baraj altında kalabilme ihtimalinin bulunduğunu dile getirerek, şöyle konuşuyor:

“Bu süreç içerisinde tahminime göre teorik olarak HDP’nin baraj altında kalma ihtimali var, ama Hüda - Par ve Saadet Partisi’ne yakın muhafazakâr Kürt seçmeni kaybetmezse bu barajı geçip geçmeme konusunda belirleyici olacaktır. Bu söylediklerim parlamento seçimleri için geçerli şeyler. Muhafazakâr Kürt seçmenin esas belirleyici yönü HDP’nin parlamento seçimlerinde barajı geçip geçmeyeceğinde belirleyicidir.”

Biz barajı aşacağına inanıyoruz, çünkü iki önemli trend HDP’ye destek olacak.

İlki Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk’ün yayınladığı anket tablosu:

 

Seçim yaklaştıkça, Demirtaş’ın gençler için cazibesi artıyor.

İkincisi ise çevremizde gözlediğimiz ve Haziran 2015’te bizi yanıltmayan “dip dalga”.

Fedakar ve cefakar CHP seçmeni HDP’nin baraj altında kalmasının maliyetini sezdi. Başkanlık zarfında İnce, genel seçim zarfında HDP mührü vuracak.

 

 

ekonomi

 

Ekonomiye gelince:

Seçime kalan 30 gün zarfında kur çalkantısının süreceğini, ekonomide ise işlerin hızla kötüye giderek Erdoğan ve AKP-MHP’ye oy kaybettireceğini iddia ediyoruz.

Bizce  iktidarın Erdoğan ve Millet İttifakı + HDP arasında paylaşılması, daha doğrusu rekabet konusu olması artık %60-65.

Belki bizi çok kötü kötümser bulacak okurlarımız vardır, onlara Türkiye’de ekonomi vicdanının acımasızca susturulduğu ve aslında görüşlerimizin konsensusa çok yakın olduğunu ispat için, Bloomberg makalesini (Türkçe kısmi çevirisiyle) sunalım.

Analistlerin raporlarını yazarken kendilerini frenlemesi başlıklı analizin en önemli kısmı şöyle:

Türkiye’de rejimin otoriterleşmesinin açık örneklerinden belki yalnızca bir tanesi. Analistlerin raporlarında yer verdikleri yorumlar ve televizyon ekranlarında dile getirdikleri ifadelerle, sahne arkasında söyledikleri arasındaki uçurum, yaşanan kaygının büyüklüğünü ortaya koyuyor.

Bloomberg’in konuştuğu birçok analist Erdoğan ekonomisine yönelik eleştirilerini kağıda dökemediklerini, çalıştıkları  kurumların bu konuda kendilerini kesin bir dille uyardığını bildirdi. Haber için konuşulan 10 analistin tamamı isminin kullanılmasına izin vermedi. Bir analist ise bu konuda adı kullanılmasa bile görüş vermekten çekindiğini söyledi.

Şimdi, gelelim sonuçlara:

  • TL cinsinden varlıklarda toparlanma beklemeyelim. Asli neden güven sorunudur. AKP hükümeti samimi ve inandırıcı bir yönetim tarzına geçmeden, piyasalar kalıcı olarak prim yapamaz.

  • TL’de 4-7  Haziran ve sonrasında ABD ve TCMB kaynaklı yeni şoklara hazır olalım.

  • Kredi faizlerinde yeni zıplamalar kaçınılmaz olacak.

  • TL mevduat hiç cazip değil. Döviz mevduatın getirisi düşük olsa dahi, yaklaşan enflasyon fırtınasına karşı döviz ve altına sığınmakta fayda görürüz.

  • Erdoğan ve AKP’nin anketçileri tarafından yanıltıldığı kanaatindeyiz.  Eğer seçimleri kaybedeceklerini idrak ederlerse, çok moral bozucu gelişmelere şahit olma riskimiz var.

İran’ı durdurmak için Suriye ve Irak’ta yeni  hakimiyet alanı kurmakta kararlı olan Washington, askeri destek alamadığı Türkiye yerine PYD-YPG’yi kullanmaya devam edecek. Türkiye’nin Batı blokundan uzaklaşması da ABD için ciddi bir sorun, çünkü Rusya-İran eksenine yakınlaşan Türkiye ABD’nin bölgesel planlarını bozuyor. ABD Türkiye’yi nasıl ikna eder?  Hala havuç yöntemini denemesi ihtimali var ama, bu hafta başlayan yaptırım dalgası sıranın sopaya geldiğini gösteriyor.

 

 

pompeo

 

ABD 4 Haziran’da Çavuşoğlu- Pompeo zirvesinde Ankara’nın esnekliğini sınayacak. Ankara Batı’ya dönmeyi reddedip Suriye’de PYD-YPG’yi imha hedefinden vazgeçmezse, havuç yerine sopa dönemi başlayabilir.

Düşünce kuruluşu Centre for Strategic & International Studies’in (CSIS) sopayı tarif ediyor: ABD’nin Türkiye’yi hizalamak için kullanacağı unsurlar ise ekonomi ve sivil toplum olarak sıralandı. Türkiye’de devam eden ekonomik krize vurgu yapan uzmanlar “Baş aşağı gidiş iktidarı boyunca büyüyen ekonomi ile ülkeyi idare eden Erdoğan’ın zayıflatabilir” diye yazdı.

Hafta içinde, S&P, Moody’s, JCR, ve Fitch (2 kez) Türkiye’yi uyardı.

En sonunda IMF Başkanı LaGarde de onlara katıldı: Merkez Bankası’nın bağımsız olup olmadığına dair piyasaya verilen mesajların yatırımcılar arasında belirsizlik yarattığını belirten Lagarde, ‘bazı açıklamaların’ uluslararası camiada özellikle de yatırımcılar cephesinin Türkiye Merkez Bankası’nın etki, direktif ve baskı altında olduğuna dair uyarılmalarına neden olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sonrası döneme ilişkin net biçimde ekonomiye dair dizginleri sıkılaştıracağını dile getirmiş olması, Merkez Bankası’nın TL’de sert değer kayıplarına rağmen gereken tepkiyi vermekte geç kalmış olmasına gönderme yaptığı anlaşıldı”.

AKP’nin alışılmamış ekonomi deneylerine son vereceği yok, muhalefet ise oldukça pahalı vaatlerde bulunuyor. Dolayısıyla, bizi yeni not indirimleri bekliyor.

“Artık satan sattı, not indirimi bizi etkilemez” demeyin, bankaların sermaye yeterliliği açısından çok önemli notlar.

Bakın, Türkiye’nin F/X tahvil spredi nasıl GOP ortalamasının üstüne çıktı şimdiden:

 

 

Yakında bankaların tahvil borçlanma ve sendikasyon maliyetlerinin başa çıkılmaz düzeylere erişeceğini hatırlatalım. Ayrıca, basında çok endişe verici dedikodular dolaşıyor.

İşte PARA Dergisi kaynaklı bir dedikodu: Türkiye’nin önemli holdinglerinden birinin daha borç yapılandırması için bankalarla masaya oturduğunu, büyük oranda da anlaşmanın sağlandığını duyduk.

İsmini paylaşmayacağımız bu holdingin enerji, gayrimenkul, sağlık, şehir hastaneleri, uluslararası müteahhitlik işlerinin olduğunu belirtmekle yetinelim.

İş dünyasından gelene şikayetler, yükselen kredi maliyetleri ve daralmasını beklediğimiz ekonomik faaliyet özel sektörde belirgin ödeme güçlüğü yaratacak, ve bankalar sonunda batık kredilerinin resmi oranların çok üstünde olduğunu kabul etmek zorunda kalacaklar. Tarihini bilemeyiz ama sıradaki not indirimi kreditörlerin bankacılık sisteminin kredi riskine çok yakından bakması ve gördüğünü hiç beğenmemesi sonucunu doğurabilir.

 

aksener ince

 

Sorun her geçen gün kötüye gidiyor. Bizim TBMM’nin muhalefetin eline geçtiği senaryomuzda, Akşener ve İnce’nin de seçim vaatlerinin Mart yerel seçimleri öncesi hayata geçeceğini varsaymak makuldür.

Nedir bunlar?

  • İnce: Asgari ücrete zam, emekliye asgari ücret kadar çifte ikramiye.

  • Akşener: 4.5 milyon dargelirlinin banka borcunu devlet üstlenecek.

  • Erdoğan: 3600 gösterge—1.5 milyon çalışanın maaşı, ikramiyesi ve emekli aylığına %20 zam geliyor.

  • Cumhuriyet: KÖİ’lerin toplam sözleşme değeri 134.8 milyar Dolar ancak yine Kalkınma Bakanlığı verilerine göre söz konusu projelerin toplam yatırım tutarı 61.6 milyar Dolar. Yani söz konusu projelerden yandaş firmaların elde edeceği gelir ile maliyet arasında 73.2 milyar Dolar fark var. Dahası, gelir belirlenen hedefin altında kaldığında devlet farkı yine dövizle ödeme garantisi vermiş durumda. Örneğin, Osmangazi Köprüsü, Avrasya Tüneli, şehir hastanelerinde yolcu ve hasta belirlenen hedefin altında kaldığında gerisini devlet ödüyor. Türk Tabipleri Birliği Şehir Hastaneleri İzleme Kurulu raporuna göre, 18 hastanenin toplam yatırım maliyetinin 10.5 milyar Dolar ancak sözleşme süresince devletin ödeyeceği toplam kira miktarı ise 30.2 milyar Dolar. Dolar/TL’de gerileme beklemeyeceğimize göre, bütçeden gelir garantisi ödemeleri hızla artacak.

7 Haziran PPK’da  ek sıkılaştırma kararı alınacağını öngörmekte çok zorlanıyoruz. Bu durumda, tam seçim arifesinde AKP ve ekonomi üstünde yıkıcı etkileri olacak yeni bir kur şoku gündeme gelecek.

Zaten biz temel sorunun TCMB’nin adımlarında gecikme değil, AKP’den gelen “seçim bitsin, biz size gösteririz mesajı olduğunu”  düşünüyoruz.

  • SABAH köşe yazarı Mehmet Barlas, hala dövizde komplo olduğunu iddia ederken, tüm cenahın düşüncesine tercüman oluyor.

  • Çavuşoğlu ve Zeybekçi de komplo iddiasını açıkça dile getiriyor.

  • En korkutucu yorum ise SABAH yazarı Okan Müderrisoğlu’ndan geliyor: “Seçimin ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, siyasi doktrinine uygun bir ekonomik program yazılması ya da mevcut programın seçimin galibinin siyasi tercihlerine göre düzenlenmesi mutlak gereklilik…. "Faiz-Enflasyon ilişkisini", "Yerli para ile dış ticareti", "Altına dayalı rezerv yönetimini" mevcut program altında hayata geçirmekte güçlük çekiyorsak, dünyaya anlatacak ve piyasaları ikna yeni bir programa ihtiyaç var demektir”.

Bu cümlelerin tek anlamı olabilir, ekonomide radikal deneyler sürecek.  

 

 

Yatırımcının güven kaybı, öncelikle sene başından bu yana sisteme giren tüm sıcak paranın kaçmasından okunuyor. Ama Societe General’in muhalefeti tercih eden analizi bir ilktir. Şu ana kadar günahı-sevabı ne olursa olsun, yatırım bankası araştırmaları istikrar sembolü olarak AKP’yi tercih etti.

AKP seçim sonrası niyetlerini mahsus muğlak tuttuğu için, döviz kuru ve döviz talebi yatışmaz. Erdoğan ve AKP-MHP’nin iktidarı kazandığı senaryoda ise, ekonomik politikalarda değişim beklemek için yeterli delil bulamıyoruz.

Ankara sadece ve sadece sırtı duvara yaslandığı zaman tedbir alacak.

Dr. Murat Üçer’le paylaştığımız yorumu aktarmadan önce, son verilerde ortaya çıkan yavaşlama tablosunu kısaca sunalım.

Kredilerde yavaşlama sürüyor:

 

 

Bir kez daha sadece kamu bankalarının kredi verdiğini vurguluyoruz. Özel bankalar hızla bozulan kredi kalitesinin farkında, piyasadan çekildi!

Ekonominin lokomotifi olan tüketici ise piyasadan çekilmiş gibi, tüketici kredileri nerdeyse hiç büyümüyor.

 

 

Tüketici güveni yanında, mevsimsel olarak düzeltimiş imalat sanayi ve güven endeksleri de bozulmayı sürdürüyor:

 

 

Dikkatinizi çekeriz, 3 sektörel güven endeksi de kötümserlik alanı ona 100’ün altına geriledi.

 

Dr Murat Üçer'e göre 2'nci çeyrektete iyice yavaşlayacak olan çeyrekten çeyreğe büyüme 3 ve 4'üncücü çeyreklerde eksiye dönebilir.

GSYİH ile yüksek korelasyon sergileyen sanayi üretiminin çeyreklik seyri de bu öngörüyü doğruluyor:

 

Haklı olarak kamu Haziran’dan itibaren çok yüksek harcamalar yapacakken, ekonomik faaliyetin nasıl daralacağını soracaksınız. Cevaplar hazır:

  • Yükselen kredi faizleri özel sektör yatırım ve istihdamı vuracak.

  • Konut, otomotif ve dayanıklı eşyalarda talep daralması engellenemez.

  • Güven faktörü çok düşük seyredecek.

  • Yılbaşından bu yana %23’e varan Döviz Sepeti’ne karşı devaluasyonun önümüzdeki 1-3 ayda  TÜFE’ye katkısı artık 3-4 puana yaklaşıyor. Satın alma gücü hızla düşecek.

Ve sonuçlar:

  • TL cinsinden varlıklarda toparlanma beklemeyelim. Asli neden güven sorunudur. AKP hükümeti samimi ve inandırıcı bir yönetim tarzına geçmeden, piyasalar kalıcı olarak prim yapamaz.

  • TL’de 4-7  Haziran ve sonrasında ABD ve TCMB kaynaklı yeni şoklara hazır olalım.

  • Kredi faizlerinde yeni zıplamalar kaçınılmaz olacak.

  • TL mevduat hiç cazip değil. Döviz mevduatın getirisi düşük olsa dahi, yaklaşan enflasyon fırtınasına karşı döviz ve altına sığınmakta fayda görürüz.

  • Erdoğan ve AKP’nin anketçileri tarafından yanıltıldığı kanaatindeyiz. Eğer seçimleri kaybedeceklerini idrak ederlerse, çok moral bozucu gelişmelere şahit olma riskimiz var.