YEP'ten IMF'ye giden yol

Maliye ve Hazine Bakanı Albayrak, 20 Eylül itibariyle “Yeni Ekonomi Programı (YEP)” adı altında Türkiye'nin yeni üç yıllık ekonomi programının detaylarını açıkladı. Piyasaların ilk tepkisi, bu yılın başlangıcından beri inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türk ekonomisine yönelik gerçeklik çağrılarına birkaç çentik daha yaklaştığı görülen programdaki beklenen ekonomik bütünlük nedeniyle oldukça nötr idi.

Yine de, her zamanki gibi şeytan ayrıntılarda gizli. Hem YEP’in makroekonomik hedefleri hem de göz ardı edilmemesi gereken temelleri  içinde ciddi tutarsızlıklar ve belirsizlikler var.

Başlangıç ​​olarak, YEP’in gelecek üç yıla ilişkin büyüme tahminleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomiye yönelik “saldırılar” rağmen Türkiye’nin güçlü bir şekilde büyümeye devam edeceği söyleminden bir dönüş olan keskin bir yavaşlamayı kabul ediyor. Rakamlarla, 2018 için beklenen yüzde 3,8'lik büyümenin (2018’de en az bir çeyrekte ekonomik daralma olacağı şeklinde tercüme edilebilir), 2019’da yüzde 2,3’e gerilemesi, 2020’de yavaşça artarak yüzde 3,5’a yükselmesi ve 2021’e gelindiğinde ise potansiyel büyüme oranının yüzde 5’e ulaşması bekleniyor.  

Böyle bir yavaşlama bile özellikle 2019'daki durum için aşırı iyimser görünebilir. Çünkü tüketici fiyatları enflasyonunu yüzde 16-18 bandına yükselten uzun süreli para şokunun ardından iç talebin 2019 yılında, varsayıldığı gibi % 2,0 oranında büyümesi mümkün görünmüyor. Hükümet, Türkiye ekonomisinin sorunlarını bir “kur krizi” olarak adını koyamadı; aslında Bakan Albayrak sadece bir gün önce “Türkiye için kur sorunlarının bittiğini” açıklamıştı.

Vahim durumu bir kriz olarak adlandırmama, ortaya konulan ilaçların FED’in faiz artırımı kararlarının yan etkisi olarak ortaya çıkan gelişmekte olan piyasalardaki daha geniş bir dalgalanmaya yönelik tedavi gibi görülmesine yol açıyor. Halbuki Türkiye ekonomisinde yaşananlar geçmiş beş yılın birikmiş hatalı ekonomik yönetimi dikkate alındığında gelişmekte olan piyasalarda yaşanan dalgalanmanın çok ötesinde.   

YEP’te sıkıntı lira tahminleriyle başlıyor.  GSYİH rakamlarından, 2019'un tamamı için dolar/lira paritesinin ortalama 5,59 olması bekleniyor. Bu, FED’in faiz artırımlarına devam edeceği ve Avrupa Merkez Bankası’nın da bu resme ekleneceği göz önüne alındığında, pek erişilemez gibi görünüyor. 2019’da, YEP’in ilanından dolayı lirada yüzde 15’e varan bir değer artışının gerçekleşmesi son derece tartışmalı. Benzer bir durum, YEP kapsamında 2020 ve 2021 yılları için 6.00 ve 6.28 olarak öngörülen dolar/lira tahminleri için de geçerli.

 

GSYİH

TÜFE

 

Cari Hesap Dengesi

GSYİH’ye Göre Bütçe Dengesi

GSYİH’ye Göre Faiz Dışı Bütçe Dengesi

2018:

+3.8%

20.8%

-4.7%

-1.9%

0.1%

2019:

+ 2.3%

15.9%

-3.3%

-1.8%

0.8%

2020: 

+ 3.5%

9.8%

-2.7%

-1.9%

1.0%

2021:

+ 5.0%

6.0%

-2.6%

-1.7%

1.3%

 

GSYİH’nın yüzde 6,5’ine ulaşarak yıllık zirvesini yaptıktan sonra halihazırda düşüşe geçen cari açığa gelince, hükümet durgunluk içinde enflasyona neden olan şartların öncülüğünde cari açığın yıl sonuna kadar yüzde 4,7’ye düşmesini bekliyor. Ancak, YEP’in 2021’e gelindiğinde cari açığın GSYİH'nın yüzde 2,6’sına düşeceğini öngörmesi nedeniyle, 2019 sonrası cari açık tahminleri şüphe uyandırıyor.

Evet, hükümet YEP ile tüketimi yurtiçinde üretilen mallara kaydırmayı planlıyor ve bu kaydırma yerli ürünler için verilecek teşviklerle yapılacak. Ancak, ihracat için yüzde 70 gibi yüksek bir oranda ithalata bağımlı olunduğu göz önüne alındığında; bu kadar büyük bir yön değişikliği doğru yapılsa bile üç yıllık dönemde böyle bir dönüşümü tamamlamak imkansız.

Albayrak'ın YEP'den sonra olacağını iddia ettiği gibi cari açığının yüzde 3’ün altına inmesi için Türkiye'nin yabancı ülkelerden sadece enerji ile ilgili mallar ithal etmesi ve geri kalanları ise yurt içinde üretmesi gerekecek. Özellikle, yüzde 2,6’lık cari açık oranı ile karşılaştırıldığında, 2021 için öngörülen yüzde 5’lik GSYİH büyümesi Türkiye ekonomisinin yapısından dolayı tutarsız görünüyor.

Enflasyon cephesinde de, söylenmesi gerekenler var.

Ülkede söylendiği gibi para politikası kararlarına bağımsız olarak alan bir merkez bankası varken, hükümetin mali piyasaları izlemek amacıyla “mali istikrar ve kalkınma” için yeni bir komite kurması oldukça ilginç.

Hedef rakamlara gelince, şu anda yüzde 18 olan TÜFE enflasyonunun, Bakan Albayrak tarafından onaylandığı gibi Eylül ve Ekim aylarında daha da artması bekleniyor. Bu yüzden, yüzde 20-25 aralığındaki yıl sonu TÜFE beklentileri, YEP’in yüzde 21’lik tahmininin güvenilir olduğunu gösteriyor. Yine de şüpheli bir lira tahminiyle bile, liranın 2019'dan sonraki yıllarda daha da değer kaybedeceği bekleniyor.

Yüksek faiz oranı yükünün beraberinde getireceği enflasyon konusunda maliyet yönlü baskı olacağını bilmek, önümüzdeki 12 ayda kademeli olarak fiyatlara yansıtılacak ve ekonomik çıpaların kalmadığı ortamda Türkiye'de nasıl yapışkan bir enflasyonun olduğunu gösterecek. 2021 sonunda TÜFE’nin yüzde 6’ya nasıl düşeceğini öğrenmek için Maliye ve Hazine Bakanı’ndan bir açıklama gerekli.

Sonuncusu, ancak elbette en azı olmayan YEP’in mali harcamaları. Aslında, “Türk ekonomisinin yeniden dengelenmesi” için mali disiplin, AKP hükümetinin üç yıllık ekonomi planının ana sütunu olarak öne çıkıyor.

Hem resmi yüzde 2,3 tahminine hem de daha düşük, ancak daha gerçekçi olan OECD’nin yüzde 0,5 tahminine göre, ekonomik büyüme açısından en kötü yıl olacak 2019’da GSYİH'nın yüzde 1,7'sine denk gelen bir tasarrufa yönelik planlar, yani detaylardan yoksun 75,9 milyar liralık tasarruf, YEP’in ana zayıflığı. Albayrak bahsedilen toplam 16 milyar liranın, neredeyse daralan bir ekonomideki vergi artışlarının başarısız olacağı gelir artırımından sağlanacağını açıkladı.

Harcama tarafındaki 60 milyar lira değerindeki tasarruf ise, 2019’da henüz başlanmamış yatırımların 31 milyar liralık kısmının iptal edilmesinden gelecek. Tüm sektörlere yönelik destek planlarının revize edilmesi, değişen ekonomik şartlara göre yeniden belirlenmesine ihtiyaç duyulan önceliklerle birlikte gereklidir; bu doğru. Fakat ondan yaklaşık 14 milyar lira tasarruf etmek tekrar tartışmalı görünüyor.

Dahası, sosyal güvenlik sistemindeki giderek artan açık göz önüne alındığında; 2019 kapsamında sosyal güvenlik sistemini “yeniden yapılandırma” ve 10 milyar lira tasarruf etme, YEP içinde gündeme gelen bir başka belirsizlik.

Sonra sorunların merkezine gelelim: Türkiye'nin ağır bir şekilde borçlu özel sektörü ve Türkiye ekonomisinin ana kırılganlığı olarak öne çıkan Türk bankaları üzerindeki artan yükü. YEP, her bir bankanın mali durumunu ve varlık kalitesini belirlemeye yönelik değerlendirme çabalarının gelecek Pazartesi gününden itibaren başlayacağını belirtiyor.

Yeniden yapılandırma hız kazanacağından daha cazip faiz oranları ile reel sektör finansmanını sürdürebilmeleri için, gerektiğinde bankacılık sektörünün sermaye yapısı geliştirilecek.

Ve böylesi büyük bir plan için gerekli kaynak YEP kapsamında yok. Bu yüzden program, reel sektörün ve bankacılık sektörünün sorunlarını çözmek için önümüzdeki aylarda kesinlikle ihtiyaç duyulacak uygun kaynaklarla desteklenen detaylı, güvenilir bir plan ortaya koyamadı. Türkiye’deki tüm ekonomik kırılganlıkların kökeni olarak söylenebilir. Bu noktada büyük bir IMF kurtarma paketinin yokluğundan bahsetmemek elbette bir hata olur.

Bu yüzden AKP hükümetin, eksik detaylar, kaynaklar ve güvenilir makroekonomik tahminlerle IMF programına benzer bir programı çok daha yumuşak bir şekilde uygulamaya çalıştığını söylemek yanlış olmaz. Dahası YEP, devam etmekte olan kur krizini ve daha keskin ekonomik daralmaya ve daha yüksek enflasyona yol açabilecek reel sektör ile bankacılık sektörü üzerindeki etkisini, bütçe açığını nasıl artıracağını kısmen göz ardı etmiş gibi görünüyor.

Zaten, YEP’e olan sınırlı pozitif piyasa tepkisi, hikayeyi kendi başına anlatıyor. Türkiye hükümeti bu üç yıllık Yeni Ekonomi Programı süresince yolun her aşamasında sorgulanacak ve acil borç sorunu yol boyunca daha da maliyetli olacağından hatalar için yer kalmayacak.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.