Yüzde 60’ı yabancılara ait bankacılık sektörüne ‘milli şuur’ çağrısı

Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) 23 Haziran’da yapılan 63. Genel Kurulu'na katılan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 'bankaların bazı eski alışkanlıklardan kurtulması ve kabuk değiştirmesi gerektiğini', Türkiye’nin bir değişim sürecinde olduğunu vurgulayarak, "Kalkınma hedefleriyle daha uyumlu bankacılık yapmanızı bekliyoruz. Bunu yerine getirirken milli bir şuurla hareket etmenizi bekliyoruz" dedi.

Bankalara kredileri yeniden yapılandırmaları çağrısı da yapan Bakan Albayrak,  "Sorunları ötelemek yerine ödeme gücüne uygun yapılandırma oluşturmalısınız. Elinizden geldiğince adaletli destek oluyorsunuz ama hızlanmalıyız" uyarısında bulundu.

Kamu bankalarınca düzenlenen düşük maliyetli konut kredisine ilişkin de rakamlar veren Bakan Albayrak, başvuru sayısının 133 bini geçtiğini, 101 binin üzerinde vatandaşa 25 milyar TL üzerinde tahsis yapıldığını açıkladı. Ancak 3 milyona yaklaşan konut stoku açısından bakıldığında kamu bankalarının başlattığı düşük faizli konut kredisi kampanyasına rağmen başvuru sayısının 20 bin altında kalan kredi tahsisi konut sektörünün içinde bulunduğu darboğazı aşması için yeterli soluğu sağlamaktan uzak. Konutun yanı sıra otomobil, beyaz eşya, mobilya satışlarında da nispi artışlar yaratan kamu bankalarının kredi kampanyaları kısa süreli bir canlanma yaratabilir.

Buna karşılık bankalar üzerindeki yeni kredi verme ve mevcut kredileri yeniden yapılandırma baskısı yakın dönemde bankacılık sektörünün batık kredilerinin olağanüstü boyutlara çıkmasını beraberinde getirecek. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sıklıkla kullandığı “milli şuur” (Türkçesi: Ulusal bilinç) kavramını benimseyen Albayrak’ın  sözleri kendisini ekonomide çok başarılı bulduğunu açıklayan Bahçeli’ye yönelik bir sempati gösterisi olarak da görülebilir.

Ancak bankaları milli şuur ile hareket etmeye ve iktidarın programına destek vermeye davet eden Bakan Albayrak’ın talebi, neredeyse 3 kamu bankası ile Türkiye İş Bankası ve Yapı Kredi dışında  yabancı sermaye ağırlıklı bankacılık sektörünü, Türk Milliyetçiliği ve Milli Şuur çizgisinde davranmaya nasıl zorlayacak? 

Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransız, İspanyol, Hollanda, Hong Kong, Kuveyt, Çin, İsviçre, İtalya, İran sermayeli ya da ortaklı bankalar kâr etmek ve kazançlarını ülkelerine, merkezlerine transfer etmek üzere Türkiye’ye gelip, faaliyet gösterirken ne diye kendilerini “Türk milli şuuru” ile hareket etmeye mecbur saysınlar?
TBB’nin 20 Haziran 2020 tarihli son güncellemesine göre Türkiye’deki toplam banka sayısı 48 ve bunların 34’ü mevduat, 14’ü kalkınma ve yatırım bankas. Kamusal sermayeli mevduat bankaları üç (Ziraat, Halk, Vakıfbank), özel sermayeli mevduat bankalarının sayısı dokuz ve bunlardan Uzan Grubu’na ait olan Adabank TMSF’ye devredilmiş durumda. 

Türkiye İş Bankası ve İtalyan Uni Credit’in çekilmesiyle Koç Holding’in tek kaldığı Yapı Kredi dışındaki diğer yedi özel sermayeli mevduat bankası ise aynı zamanda yabancı sermaye ortaklı. Buna karşılık tamamı yabancılara ait mevduat bankalarının sayısı ise 21! Sayıları 14 olan kalkınma ve yatırım bankalarının da yine dördü yabancı sermayeli.

Dolayısıyla toplam 48 bankanın faaliyet gösterdiği Türkiye Bankacılık sektöründe 25 bankanın tamamı yani sektörün yüzde 60’ına yakını yabancıların.  

O yüzden de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Merkez Bankası (MB) ve Berat Albayrak’ın başında bulunduğu ekonomi yönetiminin tüm ısrarına, yönetmelik ve tebliğlerle uygulanan baskılara, yaptırım ve para cezası uygulamalarına rağmen 2019 sonunda 2,5 trilyon TL olan bankacılık sektörü toplam kredi hacmi 19 Haziran 2020 itibarıyla yüzde 21 genişleyerek 3,1 trilyona yükselmiş. Diğer deyişle Ocak-Haziran döneminde kredilerde 546 milyar TL artış olmuş. Bunun da yüzde 80’i aşan kısmı yaklaşık 400 milyar lirası kamu bankaları tarafından dağıtılan krediler.

Kaldı ki Standart & Poor’s tarafından bankacılık sektörüne yönelik hazırlanan son değerlendirme raporunda Mayıs sonunda yüzde 4,1 olan batık kredi düzeyinin sonbahardan itibaren yükselişe geçeceği ve 2021 başında yüzde 20’ye yükseleceği belirtilerek, sektörü olağanüstü boyutlarda bir risk sürecinin beklediği öne sürülüyor. 

S&P’den kısa süre önce de Capital Intelligence Ratings aralarında üç kamu bankasının da yer aldığı 14 bankanın kredi notunu düşürdü. Benzer kararları daha önce Moody’s ve Fitch Ratings de alarak 18 bankanın kredi reytinglerini “artan riskler” nedeniyle aşağı çekmişlerdi. Bu değerlendirme ve not indirimlerinde özellikle; özel sektörün ve bankaların dövizle borçlanma oranlarının yüksekliği, Türkiye’nin içinde bulunduğu döviz darboğazı, MB’nin döviz rezervlerinin hızla azalması vb. nedenlerle, döviz borçlarının geri ödenmesi ve çevrilmesinde sıkıntıya düşüleceği öngörüsü etkili oldu.

Diğer yandan Mart ayında ortaya çıkan korona salgını çerçevesinde BDDK’nın yayınladığı tebliğle kredilerin kanuni takibe intikal ettirilmesine ilişkin süre 90 günden 180 güne çıkartıldı. Yani bankalar tahsil edemedikleri, batık hale gelen kredi alacaklarını 180 gün yasal işlem yapmaksızın sineye çekecekler. Yüz milyarlarca liralık batığa dönüşmüş bu krediler için uzatılan süre Ağustos sonundan itibaren dolmaya başlayacak. 

Muhtemelen Eylül ortalarından itibaren yasal takibe ve bilançolarda “Tahsili Geciken Alacaklar-TGA” kalemine aktarılacak tutarlar patlama yapacak. Buna ilave olarak salgın nedeniyle üç ay ertelenen kredi taksit ödemeleri ile yapılandırılan kredilerin tahsiline de başlanacak ve muhtemelen yapılandırılan bu krediler de işletilen gecikme ve cezai faizler nedeniyle ödenemez hale geleceğinden, yine TGA kalemine aktarılacak.

Şu ana kadar BDDK tebliğ değişiklikleri, MB’nin munzam karşılık kararlarıyla gerçek boyutunun açığa çıkması ertelenerek gizlenen batık kredilerin gerçek boyutu iki-üç ay sonra deprem gibi sektörü sallayacak. O yüzden de Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak bir yandan bankalara “milli şuur ile hareket edin” diyerek örtülü şekilde sopa gösterirken, diğer yandan da “kredi alacakları için ödeme gücüne uygun yapılandırmaya gitmeleri ve bu konuda hızlanmaları” uyarısında bulunuyor. 

Diğer deyişle iktidar bankalara; “Daha çok kredi dağıtın, tahsil edemeyince yeniden yapılandırın. Yine alacağınızı alamazsanız ödeme gücüne göre tekrar yapılandırıp öteleyin. Yeter ki batık kredi muamelesiyle alacağınızı tahsil için yasal takibe, icra, haciz yoluna gidip bizi içinden çıkamayacağımız, altından kalkamayacağımız hallere düşürmeyin. Milli şuurla hareket edip fedakârlık yapın. Yoksa enkazın altında hep birlikte kalır, batarız” mesajı verdi.

Korona salgını nedeniyle Cumhurbaşkanı kararıyla icra-haciz davaları için getirilen üç aylık erteleme süresi doldu. Geçen yıl sonunda 21 milyon olan icra dairelerindeki dava ve haciz dosyaları Haziran itibarıyla 27 milyona ulaştı. 

Şimdi bu davalara BDDK’nın 180 güne uzattığı kanuni takip süresinin dolmasıyla en az 10-15 milyon yeni dava dosyasının eklenmesi söz konusu olacak. Mevcut ekonomik tabloda tahsili olanaksız durumdaki bu icra ve haciz işlemleri ekonomiyi tümüyle kilitleyecek. 

Bakan Berat Albayrak’ın “milli şuur ve kanuni takibe gitmeyin yeniden yapılandırıp erteleyin” diye bankalara yakarışının ardında yaklaşan bu fırtına yatıyor. Tabii yüzde 60’ı yabancı sermaye kontrolündeki bankaların milli şuur çağrısına ne karşılık vereceği, sonbaharda, eylül sonundan itibaren ortaya çıkacak.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir. 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.