Kas 23 2017

Zarrab ve ekonomi: Bilmediğimiz ve hepimizi etkileyecek ne bekliyorsunuz?

4 Aralık’ta ilk duruşması gerçekleşecek Reza Zarrab davası, Türkiye ekonomisini altüst etti. Dolar 3.9830’le, Euro ise 4.6772’yle tarihi rekorunu yeniledi.

CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, davanın Türkiye ekonomisine etkisiyle ilgili Gazete Duvar’a konuşmuş.

Böke, davanın “Türkiye ile ilgili değil, iktidarın Türkiye’de yapmış olduğu yolsuzlukla ilgili” olduğunu söylüyor ve soruyor: “Ekonomiyi bu kadar kırılganlığa kim açtı? Türkiye’deki 80 milyon, neden Rıza Sarraf dosyasına ortak hale getirildi? Esas sorulması gereken budur.”

Bankalara dair bir risk algısı olan her türlü söylenti Türkiye’de bu kanalla bir kırılganlık, kendinden daha büyük bir etki yaratma potansiyeli taşıyor. Tüketiciler 2002’de 6 milyar TL, 2017’de 470 milyar TL borçlanmışlar. Bankalar risk altında olunca bu borcu döndürmek zorunda olan tüketiciye bunun yansıması kaçınılmazdır. 15 yıllık neoliberal siyasal İslam düzeninin Türkiye’deki yıkımının ekonomiyle sınırlı olmadığının sonuçlarını yaşıyoruz.

Halkbank’ın Emlak Bank’a devrine dair söylentiler var. Bunlarla ilgili olarak Böke, “Daha bir kaç ay önce Emlak Bank’ın tasfiyeden çıkarılmış olması da bu düzenlemenin zamanlaması da dikkat çekiyor” diyor röportajda. “Bu düzenlemeye dayanarak bankaların malvarlığının yavru şirketlere aktarılması yoluna gitmek de çok vahim bir hata olur” diye ekliyor.

T.C. bankalarının uluslararası sistemin dışına çıkartılma ihtimaliyle ilgili olarak ise, “Merkez Bankası sessiz sedasız rezerv politikasını değiştirdi. Rezervinin içinde altını arttırdı. Türkiye’nin uluslararası ödeme sisteminden dışlanacağını düşünerek mi altına ağırlık veriyor?” diye soruyor.

Peki Dolar’ın yükselmesi Türkiye’de yaşayan herkesi nasıl etkiliyor? “Türk Lirası her değer kaybettiğinde otomatik zamlarla benzin pahalılanıyor, çiftçinin topraktan pazara taşıyacağı ürün pahalılanıyor, tüketicinin pazara gittiğinde doldurduğu torba pahalılanıyor” diyor Böke.

Borçlanma ise ayrı bir mevzu: Türkiye Varlık Fonu varken, mecliste görüşülen bir torba yasa siyasi iktidara kamu adına 37 milyar dolar daha borçlanma yetkisini içeriyor. Böke bu durumu, “Belli ki bir kaynak sıkışıklığı öngörüsü var. Bu öngörüyle hukuki kılıf yaratarak ek borçlanma yetkisi alıyorlar” diye açıklıyor.

“Merkez Bankası siyasetin gölgesinde bırakıldığı ve attığı adımlar saraya endekslendiği sürece Türkiye’de faizler artmaya devam edecek” diyor. “Çünkü Merkez Bankası’nın ekonominin gerektirdiği adımları atmak yerine Saray’ın istediği adımları atacağına olan inanç arttıkça, ülkede işlerin kurallı değil keyfi yürüdüğü algısı yerleşiyor. Bütün bunlar Türkiye’nin kredi risk primini etkiliyor. O zaman da ülkeye borç verenler bu borcu ancak daha yüksek faiz karşılığında vermeye ikna oluyor.”

Ekonomide yaşanan bu sıkıntıların giderilebilmesi için daha sağduyulu bir siyasete ihtiyaç olduğu kadar daha sağduyulu bir dış politikaya da ihtiyaç var. Onu da bu iktidarın yapması mümkün değil. Onun için de demokratik olarak acilen, yeni bir siyaset kuracak iktidara ihtiyaç var.