Astaldi konkordatosu ardından: Türk müteahhitler çok zorda!

Son 48 saatte bazıları yarım asırlık, dört inşaat şirketi birden konkordato ilan etti. 52 yıllık Palet İnşaat, 37 yıllık Ceylan İnşaat, 32 yıllık Nuhoğlu İnşaat ve Nafia İnşaat.

1966 yılında kurulan Ankara merkezli ve işlerinin yüzde 90’ına yakını kamuya ait ihalelerden oluşan Palet İnşaat’ın üstlendiği 660 milyon TL’lik kamu ihalesi bulunuyor.

İnşaat-taahhüt sektöründe gelinen sürecin en somut mesajını, AKP hükümetlerinde en uzun süre Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevini üstlenen Ali Babacan, siyasetten ve AKP’den kopmadan önce, 2014 Temmuz’unda vermişti.

Babacan 2002’den bu yana uygulanan ekonomi politikalarına özeleştiri yaparak “Üretmeden, hak etmeden, hele hele dışarıdan sağlanan kredilerle lüks inşaatlar, AVM’ler, lüks konutlar, lükse harcanan paralar… Bu Türkiye’yi kısa süre sonra zora sokabilir. Kaynakları yıllarca toprağa gömdük” demişti.

Aslında Erdoğan ve AKP hükümetlerinin inşaat-rant-ihale eksenine oturttukları ekonomi politikasının akıl hocası, şimdi yeniden devletin yapılandırılması ve dönüşümü için akıl satın almaya karar verdikleri Mc Kinsey’di.

Mc Kinsey, “Türkiye’de Verimlilik ve Büyüme Atılımının Gerçekleşmesi” başlığıyla hazırladığı ekonomi stratejisini 2003 Mart’ında Tayyip Erdoğan’a iletmişti. Ve hükümetin bu stratejiyi hayata geçirmesi durumunda, ortalama büyüme hızının on yıl içinde yüzde 8.5’a yükselmesi, milli gelirin iki katına çıkması, 6 milyon kişiden fazla ilave istihdam yaratılmasının olanaklı hale geleceğini açıklamıştı.

Mc Kinsey’in hazırladığı stratejinin ana omurgası; inşaat, altyapı ve özellikle konut sektörüne hızla kaynak aktarılmasını, uzun vadeli mortgage kredi piyasasının oluşturulmasını, dövizle konut satışları ve kur riskini yönetecek, konut kredi piyasasını düzenleyecek bir bağımsız regülasyon otoritesi olarak, Ulusal Konut Kredisi Kurumu’nun oluşturulmasını içeriyordu.

Bankacılık sektörünün bu sistemle uyumlu kredi mekanizmaları oluşturması, kamu kuruluşları ve belediyelerin konut, altyapı vb. inşaat işleri için arazi geliştirmelerinin, projeler hazırlanmasının teşvik edilip desteklenmesi, kent merkezlerinde büyük perakende alışveriş merkezlerinin (AVM) kurulması önündeki engellerin kaldırılması öneriliyordu.

Erdoğan’ın başında olduğu AKP iktidarları bugüne kadar Mc Kinsey’in sattığı bu akılları birer birer hayata geçirdi. Öyle ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bile sonunda “İstanbul’da mezarlıklar dışında yeşil alan kalmadı, betona boğuldu. İnşaatlarda dikeyden, yatay yapılaşmaya geçilmeli” demek zorunda bıraktı.

Çılgın-Mega Projeler, Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) ve Yap-İşlet-Devret (YİD) modelli, araç, yolcu, hasta garantili, dövizle ödemeli, Hazine kefaletli havaalanları, tüneller, köprüler, şehir hastaneleri için, şu an itibarıyla gelecek 20-30 yıla yayılan Hazine yükümlülüğü 35.5 milyar dolara ulaşmış durumda.

Ekonomik kriz kendisini gösterdiği için alelacele gidilen 24 Haziran seçimlerinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin meydanlardaki vaadi, Mc Kinsey aklından esinlenerek, 81 ilde ve yüzlerce ilçede inşa edilecek Millet Bahçeleri ve Millet Kıraathaneleri idi.

Ancak dev inşaat şirketlerinin, müteahhitlerin peş peşe ilan ettiği konkordatolar modelin çöktüğünü, 2003’ten bu yana uygulanan Mc Kinsey aklının iflas ettiğini ortaya koydu.

Sadece yerli müteahhitler değil, Hazine garantili projeleri üstlenen İtalyan Astaldi gibi yabancı müteahhitler de konkordatoya gitmeye başladı. Keban Barajı’nı inşa eden Impregillo ile birlikte Türkiye’de faaliyet gösteren en eski iki İtalyan Müteahhitlik şirketinden birisi olan Astaldi konkordatoya gitti.

İÇTAŞ İnşaat ile ortaklaşa üstlenip, YİD modeliyle gerçekleştirdiği Yavuz Sultan Selim (YSS) Köprüsü’ndeki yüzde 33’lük hissesini aylardır satmaya çalışan Astaldi bunu başaramayınca; Roma’da açtığı davayla mahkemeden konkordato kararı çıkarttı.

Konkordato kararı, Astaldi’nin sadece Türkiye’deki işlerini değil, Kanada’dan Latin Amerika’ya kadar yayılan geniş bir coğrafyadaki milyarlarca dolarlık işlerin ive ödemesi gereken 2.3 milyar dolarlık borçlarını kapsıyor.

İçtaş Astaldi Ortak Girişim Grubu (OGG) tarafından inşa edilen ve 2016 Ağustos’unda işletmeye açılan köprü için yapılan sözleşmesi uyarınca, Hazine tarafından 10 yıl 2 ay 20 gün boyunca, günlük 135 bin araç geçişi ve araç başına 3 dolar+Yüzde 18 KDV geçiş ücreti garantisi verildi.

YSS’nin işletmeye açıldığı tarihte dolar 2.95 TL ve geçiş ücreti de 3 dolar+KDV üzerinden 9.90 TL idi. Şu anda dolar 6 TL.

Astaldi, Roma’daki mahkemeye yaptığı konkordato başvurusunda, Türkiye’deki ekonomik kriz, kur dalgalanmaları, TL’deki değer kaybı vb. nedenlerle YSS’deki hisse satışını gerçekleştiremediğini, bu satıştan elde edilecek kaynakla yapılması planlanan borç ödemelerinin yapamayacağını belirtti.

Astaldi’nin 2.3 milyar dolarlık borcu Goldman Sachs tarafından satın alındı. Borçlar için 2020’den başlayarak, bir ödeme planı hazırlanacak. İtalyan inşaat devinin ‘battığı’ tescil edilmesine karşın Türkiye Hazinesi, verilen garantiler nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık Astaldi kamburunu, gelecek 10 yıl taşımayı sürdürecek.

Kaldı ki Astaldi’nin yine Hazine’nin hasta garantisi verdiği 1.1 milyar TL bedelli Ankara Etlik Şehir Hastanesi Projesi yanında, başka köprü, otoyol inşaatlarında konsorsiyum ortağı olarak payları, Türk bankalarından kullandığı milyarlarca lira tutarında krediler söz konusu.

Astaldi gibi, peş peşe gelen konkordatolarla müteahhitler batsa da Erdoğan yönetiminin imzaladığı Hazine garantili-kefaletli onlarca yıllık sözleşmeler sayesinde, Türkiye hazinesinden dolar ve Eurolar bu şirketlere gelecek nesiller boyunca da akmaya devam edecek.

İnşaat-taahhüt sektöründeki ağır krize ve art arda açıklanan konkordatolara karşın, YİD ve KÖİ modelli ve şu andaki tutarı 35.5 milyar dolar olan ‘ayrıcalıklı’ projeleri üstlenen müteahhitler, iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda.

Bu projeleri üstlenen firmalar için Hazine garantisi ve kefaletiyle, kamu bankalarından, yerli-yabancı özel bankalardan sağlanan kredilerin, borçların tutarı 10.7 milyarı Euro, 12.4 milyarı dolar cinsinden olmak üzere, toplam 25.2 milyar dolar.

Erdoğan’a yakın ve AKP döneminde iyice palazlanan bu şirketler içerisinde Cengiz İnşaat, Limak, Kolin, Kalyo en başta gelenler. 14.5 milyar dolarlık 3. Havaalanı, 7 milyar dolarlık Gebze-İzmir Otoyolu, 2.8 milyar dolarlık Çanakkale Köprüsü ve Tekirdağ-Çanakkale-Balıkesir otoyolu, 2 milyar dolarlık Kuzey Marmara Otoyolu  projeleri, bu şirketlerin kendi aralarında kurdukları ikili, üçlü konsorsiyumlar ya da aralarına aldıkları Astaldi’nin yanı sıra; Koreli, Japon, Çinli şirketlerle oluşturdukları OGG’lerle üstlendikleri mega projeler.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı inşa eden Rönesans’ın yanı sıra, YDA, Akfen, Türkerler gibi az sayıdaki müteahhitlik şirketleri de milyarlarca dolarlık, “Hazine ve hasta garantili” onlarca Şehir Hastanesi Projesini paylaşmış durumda.

Dolayısıyla sektörün ‘tuzu kuruları’ olarak da nitelendirilebilecek  bu şirketlerin üstlendiği projelerin, aldıkları kredilerin garantörü Hazine. İşletecekleri otoyol, hastane, havaalanı vb. projelerin 20-30 yıla uzayan garantileri dolar ya da Euro üzerinden.

Pek çok müteahhit artan kurlar, değer kaybeden TL, yükselen enflasyon, çimentoda, demirde yüzde 100-200’ü bulan fiyat artışları vb. nedenlerle konkordatoya giderken, bu şirketler imzaladıkları dövize endeksli Hazine garantili sözleşmelerle her gün kazançlarını katlıyor, adeta Türkiye Hazinesi’ni boşaltıyor.

Döviz ya da dövize endeksli sözleşmelere yasak getiren, eski sözleşmelerin de TL’ye çevrilmesi için 30 gün süre tanıyan bir kararnameyi yürürlüğe koyan Erdoğan, kendisine yakın bu müteahhitlerle imzalanan döviz üzerinden ve Hazine garantili onlarca yıllık bu kontratların TL’ye çevrilmesi yönünde muhalefetin yaptığı çağrıları ise duymazlıktan geliyor, yanaşmıyor.

O yüzden de Murat Ülker, Ferit Şahenk, Ali Sabancı gibi önce gelen holding sahipleri, bankalarla kredi döviz kredisi borçları için pazarlığa oturup, özel jetlerini, uçaklarını satarken; Hazine garantili, dövize endeksli projelerin lider müteahhidi Cengiz İnşaat’ın patronu Mehmet Cengiz, Falcon 2000XLS jetini satıp, yerine Dassault Falcon 7X alarak modeli eskiyen özel uçağını yenileyebiliyor.

Türkiye’nin en büyük ve köklü müteahhitlik şirketlerini çatısı altında toplayan Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Yönetim Kurulu Başkanı Mithat Yenigün konkordatoları ve sektörün durumunu Ahval’e değerlendirirken; sıkıntının çok büyük olduğunu, devletle iş yapan şirketlerin hakedişlerinin ödenmediğini ya da çok ciddi gecikmeler olduğunu belirterek acilen 'Tasfiye Kararnamesi' çıkarılmasını beklediklerini söyledi:

“Aslında biz TMB olarak, daha önce de hükümete bu talebimizi ve çözüm önerilerimizi, sektörün sıkıntılarını ilettik. 1.5 yıldan bu yana fiyat farkı ve tasfiye kararnamesini bekliyoruz. İhale yapıldığı zamanki malzeme, demir, çimento vb. fiyatları, kur ve TL’nin değer kaybıyla olağanüstü artmış durumda. Yurt içinde devlete iş yapan, üyelerimiz uzun zamandır alacaklarını alamıyor.

Devlet, kamu kuruluşları ödemeleri durdurdu. Hakedişler ödenmiyor. Çift taraflı bir şekilde sıkıntı büyüyor. Hem kurdan, TL’nin değer kaybından, enflasyondan ötürü ihaleyi aldığı fiyattan ciddi zarar ediyor hem de yaptığı işin bedelini alamıyor. Ayakta kalabilmek için krediye başvursanız mevcut faizlerle iyice batarsınız.

Sözleşmelerde TÜFE farkı için bir katsayı yer alıyor ancak enflasyon, TL’nin değer kaybı öyle boyutlara ulaştı ki, bu katsayıyla oluşan fiyat farklarının telafisi, işlerin sürdürülmesi mümkün değil. Altyapı ve Ulaştırma Bakanı kararnamenin hazırlandığını söyledi.

Kararname çıkarsa hükümet ile işveren, kamu kurumuyla müteahhit oturup ya yeni fiyat farkı üzerinden işi sürdürmek için anlaşacak ya da işi tasfiye edecek. En azından teminatı yanmayacak, kredi sicili, müteahhitlik karnesi etkilenmeyecek. Biz en az 1-1.5 yıl geriye dönük olarak fiyat farkı öneriyoruz. Ancak aldığımız duyum, kurların hareketlendiği mayıs ayının baz alınacağı yönünde ki, bu zararları, kayıpları telafi etmez.”

Mithat Yenigün iç ve dış politikadaki gelişmeler nedeniyle yurt dışı müteahhitlik işlerinde de ciddi daralma olduğunu; Rusya, Libya, Irak, Suriye, Körfez bölgesindeki dış politik sorunlarından olumsuz etkilenmeler ve pazar kayıpları yaşandığını ifade etti. TMB Başkanı Yenigün şöyle devam etti:

“2004’te yurt dışı müteahhitlik gelirlerimiz 2 milyar dolardı. 2014-2015’e gelindiğinde 30 milyar dolara kadar çıkmıştı. 2015’te Rusya ile uçak krizi, en büyük pazarımız Libya’nın kaybı, Irak ile sorunlar, Suriye’deki gelişmeler, bize ağır darbe vurdu. Petrol ve doğalgaz fiyatlarının gerilemesi hedef pazarlarımızda yeni işlerin azalmasına yol açtı.

Şimdi petrol fiyatlarındaki artış, Rusya ile normalleşme gibi gelişmelerle belki bu yılsonunda 20 milyar dolara ulaşabiliriz. Özellikle Sahra Altı Afrika ülkelerine açılıyoruz. Ancak bu ülkelerde finansman sıkıntısı var ve Eximbank’ın finansman desteği şart.

Buralarda Çin’le rekabet ediyoruz. Rusya ile vize sorunu sürüyor ama bir canlanma var ve pazarın yeniden açılmasını bekliyoruz. İçerideki ekonomik durum nedeniyle, dışarıya daha fazla açılmamız, riskleri dağıtmamız gerekli, aksi halde özellikle devlete iş yapan müteahhitlerimiz çok ciddi darboğazda ve durum giderek kötüleşiyor.”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.