Bir ayda 10 bin işyeri kapandı, 159 bin çalışan işini kaybetti

Türkiye büyük bir ekonomik krize sürüklenirken istihdam cephesinden ürkütücü veriler geliyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) kayıtlı istihdama ilişkin verilerine göre sigortalı çalışan sayısı bir ayda 159 bin kişi azaldı.

Mayıs 2018’de 14.729.306 olan sigortalı çalışan sayısı, Haziran 2018’de 14.570.283 kişiye geriledi. Bu tablo, işe yeni girenlerin olduğunu da dikkate aldığımızda, bir ayda en az 159 bin kişinin işini kaybettiğini gösteriyor.

Dikkat çekici nokta ise istihdamdaki daralmanın, çalışan sayısının mevsimsel nedenlerle arttığı Haziran’da yaşanması. Yaz aylarında turizm, tarım ve inşaat gibi pek çok sektör canlanırken Haziran ayı mevsimsel istihdam artışının başladığı dönemdir.

Dolayısıyla Haziran’da kayıtlı çalışan sayısındaki azalış, üzerinde durulması gereken önemli bir veri. Bu tablo, Kasım ayından itibaren işsizliğin önemli ölçüde artacağının işareti.

Sigortalı çalışan işçilere ilişkin verileri ayrıntılı incelediğimizde, Mayıs ayı itibariyle 10.550.098 erkek çalışana karşın 4.179.208 kadın çalışan istihdamda yer aldı. Haziran ayında erkek çalışan sayısı 112.940 kişi azalarak 10.437.158 kişiye geriledi. Kadın işçi sayısı da 46.083 kişi azalarak 4.133.125 kişiye düştü.

Mayıs ayında 1.888.635 olan işyeri sayısı ise bir ayda 10.272 azalarak Haziran’da 1.878.361’e geriledi. Bu tablo, istihdamdaki daralmanın işyerlerinin kapanmasına paralel olarak işten çıkarmalardan kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Reel sektörden gelen haberler de, sigortalı sayısındaki sert düşüşü destekliyor. Pek çok sektörde işten çıkarmalar yaşanıyor. Bazı firmalar geçtiğimiz ay yarım maaş ödedi. İşverenler şimdilerde bir kaç ay dişini sıkarak işlerin düzelmesini bekliyor. Pozitif gelişmeler yaşanmazsa kış aylarında yoğun işçi çıkarmalar bekleniyor.

SGK verilerine göre, esnaf ve çiftçi sayısı da yaklaşık 100 bin kişilik azalma gösterdi. Mayıs ayında 2.069.427 olan esnaf sayısı, Haziran’da 1.988.370 kişiye geriledi. Yine Mayıs ayında 709.685 çiftçi kayıtlı olarak faaliyet gösterirken bu rakam Haziran’da 690.116 kişiye düştü.

Esnaf ve çiftçi sayısındaki azalmanın bir bölümü, sigorta prim borcunu ödeyemeyenlerin borcuyla birlikte sigorta kaydını sildirmesinden kaynaklanmış olabilir. 24 Haziran seçimleri öncesinde çıkarılan af düzenlemesiyle, prim borcunu ödeyemeyen esnaf ve çiftçilere, borcuyla birlikte sigorta kaydını sildirme imkanı verildi. Esnaf ya da çiftçi olarak kaydı bulunan kişiler, sigortalılık haklarından vazgeçerek borçlarını sildirdi.

SGK verilerindeki işyeri ve çalışan sayısındaki azalma, krizin tahmin edilenden büyük olabileceğinin işareti. İşsizlik maaşı alanların sayısında Temmuz ayında yaşanan yüzde 26’lık artışı, SGK verileriyle birlikte değerlendirdiğimizde çalışma hayatındaki gelişmeler hiç iç açıcı değil. Ülkeyi yönetenler karşı çıksa da sayıların dili, Türkiye’nin krize sürüklendiğini söylüyor.

Öte yandan Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Haziran ayı verilerine baktığımızda işçilerin ortalama günlük kazancının brüt 109 TL olduğu görülüyor. Bu rakam devlet işçilerinde 131, erkeklerde 112, kadınlarda 102 TL. Geçici işçilerde ise 93 TL’ye kadar geriliyor.

Ücretlerden yüzde 30 vergi ve sigorta primi kesiliyor. İşçilerin eline geçen net miktar, günlük ortalama 70- 75 lira civarında. Bu tabloya karşın enflasyondaki sert tırmanış, hızla raf fiyatlarına yansıyor. Gıda başta olmak üzere bütün ürün kalemleri peş peşe zamlandı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk İş) Ağustos ayı Açlık ve Yoksulluk Raporu’na göre göre süt yüzde 13, yoğurt yüzde 21, peynir yüzde 17 zamlandı. Mutfak enflasyonundaki artış 20,45 olarak gerçekleşti.

4 kişilik bir ailenin beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması, yılbaşına göre 204 TL artarak 1.812 lira oldu. Son bir yılda mutfağa gelen ek yük 308 TL olurken aile bütçesine gelen ek yük 1.002 TL artış gösterdi.

Ekonomik kriz bir yandan istihdamda yol açtığı daralmayla yüzbinlerce kişinin işsiz kalmasına yol açarken diğer taraftan zam furyası yüzünden çalışanların ekmeği küçülüyor. Krizin en hızlı hissedildiği ve kalıcı hasar oluşturduğu alan da çalışma hayatı. İşçi çıkarma ilk önlem olarak akla gelirken istihdamdan kopan işçinin yeniden çalışma hayatına dönebilmesi bazen yıllar alıyor. ​

Türkiye benzer bir tabloyu 2009 küresel kriziyle birlikte yaşanmıştı. İşsizlik yüzde 16’ya kadar tırmanırken her ay yüzbinlerce kişi işinden oluyordu. Ancak o tarihte Türkiye’nin kamu harcamaları başta olmak üzere makro ekonomik göstergelerinin daha iyi durumda olması krizle etkin mücadeleye imkan vermişti. Ayrıca demokratik hukuk devleti görüntüsü ve Batı ile ilişkiler şimdiki tablo ile kıyaslanamayacak derecede iyiydi.

Böylece krize rağmen yabancı yatırımcının Türkiye’ye gelmesi sağlanmıştı. Avrupa Birliği pazarındaki daralmaya karşın İran, Irak, Suriye başta olmak üzere Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yönelik ihracat atağı başlatılırken, yeni pazarlar kriz döneminde nefes borusu görevi üstlenmişti.

Şimdi ise hukuk devleti yolundan sapmış, demokrasiyi rafa kaldırmış ve komşuları başta olmak üzere pek çok ülke ile sorunlu ilişkileri olan bir Türkiye var. Uzun süredir devam eden popülist politikalar nedeniyle ekonominin temel göstergeleri de ciddi şekilde bozuldu. Kamu harcamaları, devletin personel giderleri ve sosyal güvenlik açıkları devasa boyutlara ulaşmış durumda.

İstihdam piyasasının, olası bir işsizlik dalgası ile mücadeleyi zorlaştıran kronik sorunları sözkonusu. Bu durum, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi ile Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanan Sosyal Diyaloğun Ekonomik Kalkınma ve Büyümeye Katkısı 2018 Raporu’na şu şekilde yansıdı:

Türkiye’de kayıtdışı istihdam azalıyor olmasına rağmen, işgücü piyasasının önemli bir oranını teşkil etmektedir. Türkiye’de işsizlik yapısal bir sorunu ortaya koymaktadır: Genç işsizlik oranı, 25 yaş ve üstü nüfustaki işsizlik oranından oldukça yüksektir (2007-2016 döneminde 2.3 katı).

Ayrıca, cinsiyet temelli bir eşitsizlik de mevcuttur; kadınların işsizlik oranı erkeklere göre daha yüksek seviyeleri göstermektedir. Her iki sorun, Türkiye’deki işsizliğin salt dönemsel olmayabileceğini, mesleki beceriler ile mevcut işler arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanan yapısal temelleri olabileceğini göstermektedir.

Bu tespitlere ilave olarak genç nüfus nedeniyle her yıl yaklaşık 600-700 bin kişi, iş talebiyle istihdam piyasasına adım atıyor. Pek çoğu eğitimine uygun iş bulamıyor. Ekonomik daralma, istihdam piyasasına doğrudan etki ederken işini kaybetmek istemeyen çalışanlar daha düşük ücrete razı oluyor.

İstihdamdaki daralma ekonomiyi de çok yönlü etkiliyor. SGK’nın prim, Maliye’nin vergi geliri azalıyor. İşsiz kalanların bir bölümüne de olsa maaş ödeniyor.

Sonuç olarak kronik sorunlarını çözmek yerine halı altına süpürmeyi tercih eden ve bunun sonucunda ekonomik krizle karşı karşı kalan bir Türkiye sözkonusu. Hukuk ve demokrasi yolundan saptığı için de derinleşen ekonomik krize karşın mücadele gücü sınırlı. Doğru teşhis koyulup gerekli adımlar acil olarak atılmazsa bu krizin etkileri nesiller boyu hissedilecektir.