CEO değil, patron oldu: Erdoğan'a dış borç alma yetkisi

AKP’nin Başkanlık Sistemi’ni hayata geçirirken kullandığı ‘Devleti bir şirket gibi yönetme’ sloganı bugün yapılan bir değişiklikle nihayet vücut buldu. Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türkiye’de devletin elindeki tüm ekonomik varlıkları temsil eden Türkiye Varlık Fonu’nun yönetim kurulu şekillendirildi. Varlık Fonu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkanvekili ise damadı Hazine Bakanı Berat Albayrak oldu.  Yeni yönetimde Albayrak’ın tez hocalığını yapan Prof. Dr. Erişah Erican ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu gibi isimlerin yer alması da dikkat çekti.

Bu değişiklerin ardından Erdoğan, bünyesinde Ziraat Bankası, BOTAŞ, TPAO, PTT, Borsa İstanbul, Türksat ve Türk Telekom'un sermayelerinde bulunan Hazine hisselerinin yanı sıra THY ve Halkbank'taki  Özelleştirme İdaresi hisseleri at yarışları ve şans oyunlarına dair lisanslar ile daha birçok devlet kuruluşunun yönetiminde tek hakim haline geldi.

Bu kuşkusuz ki devleti bir şirket, Cumhurbaşkanı’nı bir CEO olarak görmek isteyen yeni yönetim sistemine çok uygun. Ancak Türkiye Varlık Fonu’yla ilgili geçen yıl yapılan bir dizi değişiklik Erdoğan’ın sadece CEO değil pratikte bir sahip ya da patron mevkiine oturmasını da sağlıyor.

Geçen yıl Aralık ayında OHAL koşullarında çıkartılan bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK), Varlık Fonu’na bünyesindeki şirketler aracılığıyla Hazine garantili dış borç bulma imkanı tanırken, bu karar pratikte Meclis’in bütçe yapma yetkisini elinden almıştı. O dönem TVF’nin yönetimi Erdoğan’a yakın piyasa profesyonellerinin elindeyken Fon’un herhangi bir dış borçlanması olmadı.

KHK’nın getirdiği düzenlemeye göre Fon yönetiminin isteği doğrultusunda TVF’nin iştiraki olan şirketler yurtdışından Hazine garantisi kullanarak borç alabilmenin yanı sıra bu borcu yine TVF’nin kurduğu bir başka bir şirkete devredebiliyor. Ayrıca borçlanmalar için bünyesindeki şirketlerin varlıklarını rehin verebiliyor. Tüm bunlar Fon’un kamudan bağımsız bir şirket olması nedeniyle Sayıştay yetkisi dışında gerçekleşiyor.

Bu durum resmiyette TBMM’nin onay verdiği bütçe üzerinden iç-dış borçlanma yetkisi alan ve kullanan Hazine’nin yetkilerinin devri anlamı da taşıyor. Yani Türkiye tarihinde ilk kez devlet adına, Hazine üzerinden, borçlanma yetkisi tek bir kişiye, Erdoğan’a devredilmiş oluyor.

Türk Ticaret Kanunu’na göre şirketler dış borç ya da diğer önemli konularda yönetim kurulu kararı ile seçilen temsilciye hareket yetkisi vererek işleyişini sürdürüyor. Yönetim Kurulu hissedar, yani şirketlerin patronunun istekleri doğrultusunda karar alıyor. Bu kararlar şirketin CEO’su ya da Genel Müdürü tarafından her seferinde ek izinle uygulanıyor.

Yeni sistemde benzer bir uygulama devlet için de aynen kopyalanırken, hissedar yani karar alıcı koltuğunda Erdoğan’ın oturması da onu bir CEO’dan çok patronaj yetkisiyle donatıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimine kendini atadığı Türkiye Varlık Fonu ise başlangıçtan beri tartışmalı bir konu. Bu tip fonlar sermaye fazlası olan ülkeler tarafından kurulup uluslar arası pazarlarda para satarak ülke için bir gelir kapısı olması için kullanılıyor. Ancak Türkiye’de böyle bir sermaye fazlası yok ve ülke önümüzdeki 1 yıl içinde ödeyeceği 230 milyar dolar dış borç için döviz arıyor.

Türk bankaları ve şirketleri için uluslar arası tahvil piyasası yılın ikinci çeyreğinden itibaren kapalı durumda. Keza bugünlerde vadesi dolan sendikasyon kredilerinin yenilenmesi de hala sağlanabilmiş değil. Bu durum Türk Hazinesi için de geçerli. Hazine son olarak dün aldığı bir kararla piyasada işlem gören kendi Eurobond’larının üçte biri faizle, yani yıllık yüzde 2’yle Euro cinsi bono halka arzı yapacağını duyurdu. Bu durum yıl sonuna kadar 2.5 milyar dolar daha borçlanma ihtiyacı bulunan ve kasasında sadece 1 milyar dolar kalan Hazine’nin bir süre önce Yunanistan’da da görüldüğü gibi ‘Dayanışma bonosu’ satmaya çalıştığının bir göstergesi. Kira gelirine dayalı yani İslami usullere de uygun bono halka arzı aynı zamanda dini duygulara da hitap ediyor. Hazine bu halka arzla yurtiçi ve gurbette yaşayan vatandaşlarından kendisini çok düşük faizle fonlamasını istiyor. Yunanistan’da işe yaramayan bu kurtarma planının Türkiye’de ne denli işe yarayacağı meçhul.

Bu şartlar önümüzdeki 10 yıl boyunca büyümeye her yıl 1.5 puan katkı ve Erdoğan’ın çılgın projelerini finanse etmek hayalleriyle kurulan, ancak sermayesi olmadığı için herhangi bir işlev gösteremeyen Varlık Fonu’nun en büyük çıkmazı durumunda. Erdoğan’ın aldığı yetki ile devletin tüm varlıklarını teminat göstererek TVF’ye yabancı sermaye bulup bulamayacağı bilinmiyor. Ancak ortada bir gerçek var ki, bu Fon kurulurken dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi gelen eleştirileri şu sözlerle cevaplamıştı:

Devletle alakası, KİT’lerle alakası olmayan, Hazine garantisinin asla kullanılmayacağı, bütçeye yük olmayacak, kamu borçlarını kullanmayacak bir şirket kurmak amaçlanıyor.’

Görünen o ki artık bir emekli olan Zeybekçi ne dediyse tersi çıkmış durumda.