Ekrem Onaran
Ağu 15 2018

Ekonomik kriz en çok emekçiyi ezecek

Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden biriyle karşı karşıya. Dövizdeki aşırı yükselmeyle başlayan krizin kısa sürede reel sektörü derinden etkilemesi kaçınılmaz görünüyor.

Türk lirasındaki değer kaybı, domino etkisiyle bütün sektörleri olumsuz etkileyecek. Gıda ürünleri başta olmak üzere temel tüketim maddelerinin raf fiyatları zaten bir süredir artmaktaydı. Doları 6,5 TL bandına taşıyan son dalga, bu fiyat artışını daha yukarılara çekecek.

Fiyat artışları, Türkiye’nin yeniden yüksek enflasyona teslim olması demek. Hazine Müsteşarlığı’nın 6 Ağustos 2018 tarihli verilerine göre enflasyon yüzde 15,8’e ulaştı. Gıda enflasyonu ise yüzde 23’ün üzerine çıktı.

Merkez Bankası’nın 31 Temmuz 2018 tarihli Enflasyon Raporu’nda yılın ikinci çeyreğinde enflasyonun sert bir şekilde yükseldiğine dikkat çekilirken, yüksek enflasyonun yalnızca maliyet artışları ve talep yönlü baskılardan kaynaklanmadığı belirtildi.

Fiyat artırma eğiliminin ekonominin geneline yayıldığına işaret edildi. Akademik dille yapılan bu anlatımın yalın ifadesi, enflasyondaki artışın dizginlenemediği. Dolayısıyla hem ekonomi kurumlarının resmi söylemleri hem de piyasa dinamikleri enflasyondaki artışın süreceğini gösteriyor. Özellikle dövizdeki son dalgalanma, enflasyonu beklentilerin çok üzerine taşıyacak.

Ekonomik kriz, tüm halk kesimlerini derinden etkilerken en büyük tahribatı emekçiler üzerinde yapacak. Ücretli kesimi çok yönlü etkileyecek kriz, ilk olarak enflasyondaki artış nedeniyle alım gücünü düşürecek.

Türkiye’de 16 milyon özel sektör çalışanının 6 milyonu asgari ücretli. 1600 TL maaş alan bu kesimin geliri, döviz karşısında eridi. Enflasyon farkı da alamayan asgari ücretliler, fiyat artışlarını temel yaşam ürünlerinde kısıntıya giderek telafi etmeye çalışıyor.

Asgari ücretin bir miktar üzerinde maaş alan diğer özel kesim çalışanları ise büyük olasılıkla maaş zammı alamayacak. Türkiye’nin daha önce yaşadığı krizlerden tecrübe ettiği üzere, işveren, en küçük ekonomik daralmada faturayı çalışana kesiyor.

Ekonomik krizi gerekçe gösteren işletmeler, krizden etkilenmemiş olsalar bile ya hiç maaş artışına gitmiyor ya da zam oranlarını çok düşük tutuyor.

Çok yönlü etkileri olan ekonomik krizin bir diğer temel yansıması işsizlikteki artış olacak. Özel sektördeki daralma ve  iflaslar, pek çok kişinin işini kaybetmesine yol açacak. Ücreti enflasyon karşısında her gün eriyen ve market sepeti küçülen emekçi, aynı zamanda işini kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Ekonomik krizlerin istihdam piyasası üzerindeki etkisinin uzun süreli olduğunu da dikkate almak gerekiyor. Kriz sona erip reel sektörde çarklar işlemeye başlasa bile işini kaybedenlerin tekrar çalışma hayatına dönmesi yıllar alabiliyor.

Nitekim Türkiye’nin etkilerini nispeten az hissettiği 2009 yılındaki küresel krizde işsizlik yüzde 16’ya çıkmıştı. Krizin istihdam piyasası üzerindeki etkisi 3-4 yıl sürdü.

İşsizlik yıllar sonra yüzde 10’lara dönebildi. 2001 krizinin işsizlik üzerindeki etkisi ise kalıcı oldu. Bu krizle birlikte ilk kez yüzde 10 seviyesini gören Türkiye, bir daha da işsizliği bu oranın altına indiremedi.

Ekonomik krizin en çok etkileyeceği bir diğer kesim kadroya geçen taşeron işçiler. 696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özel bir statü ihdas edilip kadroya geçirilen bu işçiler, KHK gereği yüzde 4’ün üzerinde zam alamayacak. Bu durum 2020’ye kadar devam edecek.

Asgari ücret seviyesinden maaş alan yaklaşık 900 bin işçi, enflasyondaki hızlı artışa karşın yüzde 4 zam ile yetinmek durumunda kalacak.

Sayıları 12 milyonu aşan emekliler açısından bakacak olursak tablo çok daha iç karartıcı. Emeklilerin çok büyük bölümü 2 bin TL’nin altında maaş alıyor.

Bin TL’nin altında maaş alan ciddi bir emekli kesimi de var. Nitekim 100 günlük Cumhurbaşkanlığı İcraat Programına en düşük emekli maaşının bin TL’ye çıkarılacağı vaadi kondu. Hali hazırda 700-800 TL civarında emekli maaşı alan bu gurup, fiyat artışları karşısında temel gıda maddelerine ulaşmakta zorlanacak.

3 milyon kamu çalışanı da hem döviz kuru ile kıyaslandığında hem de enflasyon karşısında gelir kaybına uğradı. Türkiye’de ortalama memur maaşı 3 bin TL civarında. 2018 yılı Ocak ayında 3,7 TL civarında olan dolar 6,5 TL seviyelerine çıktı.

Buna göre yıl başında maaşı 800 dolara karşılık gelen bir memur, şimdi 450 dolar alabiliyor. Temmuz ayında yüzde 9 zam alan memur, enflasyonun tırmanışı karşısında da gelir kaybına uğradı. Krizin derinleşmesi, memurun alım gücünü daha da zayıflatacak.

Ekonomik krizin hayatlarını en çok etkilediği bir diğer kesim işsizler. Sayıları 6 milyona yaklaşan işsiz kitlesi, her gün iş umuduyla uyanıyor. Ancak kriz ortamı bu hayallerini belirsiz bir süre ertelemeleri anlamına geliyor.

İşsizlerin önemli bir bölümünü yeni mezun gençler oluşturuyor. Türkiye’de genç işsizliğin yüzde 25 seviyelerinde seyrettiği dikkate alındığında her 4 gençten biri işsiz. İyi eğitim almış üniversite mezunu bu gençlerin iş umudu, daralan ekonominin çarkları arasında kaybolacak.

Sonuç itibariyle hukuk ve demokrasiyi rafa kaldıran Türkiye, zincirleme yanlışların ardından derin bir ekonomik krize sürükleniyor. Krizden bütün ülke etkilenirken en büyük bedeli her zaman olduğu gibi yine emekçi kesimler ödeyecek.

Bu geniş kitle için artık öncelik, açlık sınırının üzerinde kalabilmek. Zira Türkiye İşçi Konfederasyonları (Türk İş) tarafından açıklanan Temmuz ayı açlık ve yoksulluk endeksine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1738 TL. Yoksulluk sınırı ise 5662 TL.

Bu verilere göre emekçi kesimin tamamı yoksulluk sınırının altındayken krizle birlikte açlık sınırının altına sürükleniyor.