Tiny Url
http://tinyurl.com/y4aeydo7
Can Teoman
May 12 2019

Herkesin gözü dolarda ama asıl kriz TL’de

İstanbul seçimlerinin iptali ve dış politikadaki belirsizlikler nedeniyle perşembe günü 6.20 TL’nin üzerine çıkan dolar tüm dikkatleri üzerine çekti.

Eriyen rezervlere rağmen, Türk Merkez Bankası’nın kura müdahale için paravan olarak kullandığı kamu bankalarının yaptığı, kimi kaynaklara göre 4.5 milyar doları bulan, döviz satışı ve içerideki yatırımcının TL’den çok doların değer kazancına oynaması (tasarruf mevduatında dolarizasyon oranı yüzde 54), para birimindeki keskin değer kaybına olan ilginin en önemli sebeplerinden biri.

Bu nedenle ekonominin bir göstergesi olarak dolar kurundaki değişimlere piyasa oyuncuları kadar geniş kamuoyu kitlelerinin ilgi gösteriyor.

Yine de bu yoğun ilgiye karşı dolar kurundaki değişimlerin Türk ekonomisindeki sorunları tek başına yansıttığını söylemek muhtemelen yeterli olmayabilir. Evet bir kriz algısı olarak dolardaki yükseliş, piyasadaki bunalımı yansıtan önemli bir gösterge. Ancak mevcut durumda Türkiye’deki sorunları tek başına yansıtmakta yeterli olduğu söylenemez.

Çünkü Türkiye kurlardaki hareket nedeniyle ek olarak ya da bir sonucu olarak TL kriziyle de karşı karşıya. Merkez Bankası’nın dövizi frenlemek için aldığı daraltıcı önlemler ile piyasalardaki güvensizliğin yarattığı talep daralması, Türkiye’yi döviz ve lira sıkışıklığının birlikte yaşandığı kusursuz bir likidite krizine sürüklüyor.

Belki seçim atmosferinin yoğunluğu nedeniyle henüz kamuoyunun gündemine tam olarak yansımadı. Ancak, TL’de yaşanan likidite krizinin kamuoyu ve iş dünyasında ortaya çıkardığı sarsıntının yakın bir zamanda yüksek sesle dile getirilmeye başlaması muhtemel bir senaryo.

Çünkü her ne kadar döviz fiyatları geçen yıl ağustosta yaşanan şoka göre düşük olsa da piyasalardaki TL sıkışıklığının boyutu o dönem yaşanan krizdekinden daha ağır. Bu da, mevcut durumda TL’deki problemin ekonomi açısından döviz kurlarından daha fazla problem çıkardığını gösteren bir gelişme olarak karşımızda duruyor.

İsterseniz TL’deki sıkıntının büyüklüğünü görmek açısından bazı rakamlara bakalım.

Piyasada her an harcanabilir nakit varlıkları gösteren emisyon yani dolaşımdaki para miktarı ile bankalarda tutulan vadesiz TL mevduatının tutarı 3 Mayıs haftasında 4 milyar TL daha azalarak 300.1 milyar TL’ye geriledi.

Söz konusu rakam geçen yıl aynı tarihte 302.8, Türkiye’de doların 7.2 TL’ye çıkıp krizin en korkutucu günlerinin yaşandığı 17 Ağustos 2018 haftasında 370 milyar TL’ydi. Yani ülkedeki her an harcanabilir nakit TL miktarını gösteren para tutarı geçen yılın aynı haftasına göre yüzde 1.5, döviz şokunun yaşandığı 17 Ağustos’a göre yüzde 19 azaldı.

Yıllık enflasyonun yüzde 19.5, ağustos sonunda bugüne yaşanan enflasyonun yüzde 11.5 olduğu düşünüldüğünde, nakit tutarındaki reel daralmanın boyutu sırasıyla 21.3 ve 32.7 olarak ortaya çıkıyor. Yani sadece ağustos ayından bu yana, piyasalardaki nakit TL tutarının satın alma gücü üçte bir oranda erimiş durumda. Bu orta vadede yıllık yüzde 5 büyüme trendini hedef alan bir ekonomi için son derece yıpratıcı bir gelişme.

Diğer taraftan ödeme sistemleri ve kredi sitemindeki gelişmişlik elbette ki nakit TL kullanımına karşın önemli bir alternatif. Yani TL’de likidite sıkışıklığını tespit etmek için bu alandaki verileri de ele almak gerekiyor.

Bu nedenle BDDK verilerinden elde edilen TL kredi stoku, piyasadaki likidite sıkışıklığı açısından net ipuçları verebilir.  Türkiye’de bankaların verdiği toplam kredi tutarı 3 Mayıs 2019’da 1.49 milyar TL düzeyinde gerçekleşti. Söz konusu rakam geçen yıl aynı gün 1.48 milyar, 17 Ağustos’ta ise 1.52 milyar TL düzeyindeydi.

Toplam kredilerde yıllık artış yüzde 0.9 olurken, kur krizinin yaşandığı 17 Ağustos’tan bu yana yüzde 1.6 küçülme oldu. Enflasyonu da dikkate alırsak kredilerde reel bazda küçülme sırasıyla yüzde 18.6 ve yüzde 13.2 olarak ortaya çıkıyor.

Ve elbette kredi ile banka kartlarıyla yapılan harcama tutarı piyasalarda yaşanan TL sıkışıklığının göstermek için özgül bir gösterge olabilir. Nihayetinde kredi kartı ve banka kartıyla yapılan ödemeler piyasadaki para döngüsünün hızı açısından doğal bir yansıtıcıdır ve bu bir likidite bolluğu hesaplama yöntemi sayılabilir.

Türkiye’de kredi ve banka kartlarıyla yapılan harcamalar geçen nisandan bu nisana kadar yüzde 9.7 artarken, ağustostan bu yana yüzde 19 daralmış gözüküyor. Bu rakama enflasyonu da dahil edersek kredi kartı harcamalarının bile reel düzeyde önemli ölçüde daraldığı anlaşılıyor. Bu da özellikle günlük ekonomik aktivitelerdeki TL sıkıntısının bir göstergesi olarak ortaya çıkıyor.

Diğer taraftan bu likidite sıkışıklığına bağlı olarak TL faizleri de geçen yıl ağustosta yaşanan şok seviyelerine doğru yaklaştı. İki yıllık Hazine tahvillerinin faizi yüzde 25, bankaların kredi faizleri yüzde 35’i geçti. Hatta Merkez Bankası’nın faiz düzeyi geçen hafta içinde yüzde 25.5’le (bileşik yüzde 29) krizin en kötü günlerinin de üzerine çıktı.

Sonuç olarak Türkiye belki ekonomisinde en önemli problem olarak gördüğü döviz kurları için, pazar günü Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın da söylediği gibi ‘gerekli önlemler’i aldı. Ancak bu önlemlerin yıkıcı bir sonucu olarak TL faizleri yükseldi ve daha da kötüsü yerel para cinsinden bir likidite kriziyle karşı karşıya kalındı.

TL’deki krizin sonuçlarının ne olacağına gelince; elbette ki Türkiye hala Türk Lirası kullanan bir ülke ve ekonomide liranın etkisi dövizden fazla. Bu nedenle doların yükselmesi Merkez Bankası’nın bir dizi gizli satış müdahalesi ve TL likiditesini daraltma önlemleriyle durdurulmuş gibi gözükse de, ortaya çıkan lira sıkışıklığının başta varlık fiyatları ve ekonomik canlılık üzerindeki etkileri doların artmasından daha az olumsuz olmayacak.

Dolayısıyla Türkiye ekonomisi bir döviz kuru krizinden bir likidite krizine doğru geçiş yapıyor. Bu da ekonomide en kötüsünün geride kaldığı değil, daha yaşanmadığı düşüncesini güçlendiren bir gelişme.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.