Kahvehanelerden ekonomik kriz manzaraları: Müşteride para yok, kahvehanede müşteri yok

Türkiye AKP iktidarının kabul etmediği bir ekonomik krizden geçerken, krizlerin sembol mekânlarından biri olan kahvehaneler yaşananların boyutlarını geçmişte olduğu gibi bugün de anlatmaya devam ediyor.

Türkiye’de kahve kültürünün geçmişten günümüze önemli bir yer tuttuğu ve kahvehanelerin nüfusun büyük bölümü için yegâne eğlence ve sosyalleşme alanlarından biri olduğu kentlerin başında, Diyarbakır geliyor.

Kentte irili ufaklı 1000’den fazla kahvehanenin var. Geçmişte çay servisi yapılan ve kart oyunları oynanan yer olarak anılan kahvehaneler, günümüzde şekil değiştiriyor. Son yıllarda kentte artan kafelerle rekabet etmek amacı ile fast-food yiyecekler sunmaya başlayan kahvehaneler, yavaş yavaş dönüşüyor.

Değişim rüzgârına kapılan bu mekânlar, kahvehane ruhsatı yerine kafe veya restoran ruhsatı ile işletiliyor. Ömürlerini kahvehane işleterek geçiren bazı isimler ise bu değişime direnerek, kahvehane kültürünü yaşatmaya ve geçimlerini bu yoldan sağlamaya devam ediyor. Ancak yaşanan son kriz ile birlikte artan masraflar işletmecileri zorluyor.

Özellikle ‘kaçak çay’ olarak adlandırılan ve döviz ile ithal edilen çayın tüketildiği Diyarbakır’da buna ek olarak zamlanan su ve elektrik ücretleri işletmecileri kara kara düşündürüyor.

Olağanüstü Hal sonrası yüksek sayıda ihraçların yaşandığı ve geçmişten gelen kronik işsizlik probleminin bulunduğu Diyarbakır’da işletmeciler zorluk yaşarken, müşteri potansiyeli oluşturan işsizler de zamlar ile birlikte kahvehaneleri lüks olarak değerlendirmeye başladı. İşsizlerin eskiden saatlerini geçirdiği kahvehaneler, artık haftada iki defa uğranan yerlere dönüştü.

Diyarbakır’ın Ofis semtinde bulunan kahvehaneyi ortağı ile birlikte işleten Selim Bariç son dönemde çay fiyatlarına yapılan zammı ekonomik istikrarsızlıkla açıklıyor. Diyarbakır’da özellikle ‘kaçak çay’ olarak adlandırılan ithal çayın tüketildiğini ve dövizdeki artış ile birlikte kilogramı 35 lira olan çayın 55 lira ile 60 lira aralığına yükseldiğini belirten Bariç ayrıca su ve elektrik fiyatlarındaki hızlı artışın da maliyetlerine yüksek etkileri olduğunu söylüyor.

 

 

35 yılı aşkın süredir kahvehane işlettiğini anlatan Bariç bir işçi çalıştırdıklarını, işçi ve kira masraflarını çıkardığında, ay sonunda ortağı ile ellerinde 800’er TL para kaldığını dile getiriyor.

Kriz ile birlikte müşteri sayılarında azalma olduğunu, işsiz olan müşterilerinin kahvehaneye gelmekten bile vazgeçtiklerini, çalışan müşterilerinin ise ‘Ne olacak?’ çekincesi ile birlikte para biriktirme telaşında olduklarını anlatıyor. Bariç sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Piyasa allak bullak olmuş durumda. Bizler 4 ay önce günde ortalama 400 bardak çay satarken, şimdi 200 bardağı öpüp başımıza koyuyoruz. Müşteri gelsin ya da gelmesin, işçinin ücretini ödemek zorundayız, çünkü onun da geçindirdiği bir ev var. Geçtiğimiz aylarda her akşam kahveye gelen müşterimiz, şimdi evden çıkmaz hale gelmiş. Bulunduğumuz yerde 25 civarında kahve ve çay ocağı vardı, ama bir kısmı kapatmak zorunda kaldı. Çünkü bizler masraf için zam yapmak zorunda kaldık, müşteri ise çaya vereceği 1.5 liranın hesabını yapacak duruma geldi. Geçen yıl kirayı gününde öderken, şimdi günü geçirip eksik biçimde ödemek zorunda kalıyoruz. Müşteriye de ‘Neden gelmiyorsun?’ diyecek durumda değiliz tabi ki, çünkü onlar da konuşunca duyuyoruz geleceğe dair şüpheleri var ve elinde bulunan parayı tutuyor, işsiz zaten ödeyemeyecek durumda. Hesabını yapan müşteri, o ay içinde artıya geçeceğini görmediğinde kahveye gelemiyor. Bu durum da bizleri etkiliyor ve bizler geleceği iyi görmüyoruz.”

Diyarbakır’da kahvehanelerin yoğun olduğu bir başka merkez ilçe olan Bağlar’da bulunan Kirvem Kıraathanesi’ni işleten Fırat Veznedaroğlu da Bariç gibi dertli. Veznedaroğlu’nun işlek bir cadde üzerinde olan kahvehanesinde altı kişi çalışırken, 15’ten fazla masası var. Görüşmeye gittiğimiz sırada kahvehanede yalnızca iki masa doluydu.

Veznedaroğlu da tüm ömrünü kahvehanelerde çalışarak geçirmiş bir isim. Bildiği tek işin kahvecilik olduğunu dile getiriyor ve şöyle konuşuyor:

“İşsiz sayısı giderek artıyor, öyle ki dün müşterimiz olan insanlar işsiz kaldıkları için bazen gelip 50 lira borç istiyor ve o para ile evine ekmek götürüyor. Bırakın müşteri gelmesini, müşterimiz bizden borç ister oldu. Biz de zaten zar zor geçinebiliyoruz. Okuyan çocuklarım var, evim kira, kahvehane kira, su ve elektriğe büyük zam geldi, altı tane de çalışan var ve akşam olduğunda günü ekside kapatıyorum çoğunlukla. Diyarbakır’ın birçok yerinde çay 1.5 lira olmuş durumda, biz buna direnip 1 liradan vermeye çalışıyoruz. Ama daha ne kadar direniriz bilemiyorum. Burada en iyi iş yapan kahvehane burası iken, şimdi iki masaya çalışıyoruz. Gelen müşterinin de cebinde para olmadığı için oturmaya, oyun oynamaya çekiniyor. Oturan iki masa da işsiz müşteriler, emekliler de zaten maaşı yetiştiremediği için gelemiyor. Durum böyle olunca da ben okuyan çocuklarımın cebine para koyamayacak duruma geliyorum. Müşteriler de kendi aralarında konuştuklarından biliyorum ki, parayı nereye yettireceklerine şaşırmış durumda. Müşteride para yok, kahvede müşteri yok kısacası.”

Ofis’te bulunan kahvehanede rastladığımız Yekda Sünkür işsiz müşteriler arasında yer alıyor.

 

 

Sünkür’ün hikâyesi Türkiye’nin son yıllarının da özeti gibi. Sünkür, Diyarbakır Havalimanı’nda faaliyet gösteren bir araç kiralama firmasında çalışırken iş kazası geçirdiğini, kazadan iki gün sonra da güvenlik soruşturması nedeni ile havalimanı giriş kartının iptal edildiğini ve bu nedenle işsiz kaldığını anlatıyor. İş kazası nedeni ile iki ayı aşkın süre tedavi gören Sünkür, kartının iadesi için yaptığı başvuruya ise henüz cevap alamamış durumda.

İşsiz olduğunu ve çalışacak durumda olmadığını aktaran Sünkür, tedavi sürecinin ardından arkadaşlarını görmek için sık sık kahvehaneye geldiğini, ancak çay içmekten dahi çekindiğini dile getiriyor. Herhangi bir geliri olmayan Sünkür cümleleri şöyle:

“15 Temmuz 2018 tarihinde iş kazası geçirdim, ertesi gün ise hastanede giriş kartımın iptal edildiğini öğrendim. Nedeni güvenlik soruşturmasıymış. İş kazası geçirdiğime yanmadan, işsiz kalacağıma yanmaya başladım. Tedavim iki ay sürdü ve bu sürede evden çıkamadım. Bu süreci atlatınca arkadaşlarımla bir araya gelmek için kahveye çıkmaya başladım. Ailem ile yaşamıyor olsaydım, başımı sokacak bir yer bulmakta bile zorlanacaktım belki de. Güvenlik soruşturması için itiraz ettim, ancak herhangi bir yanıt dahi alamadım. Zar zor bir iş buluyoruz, onu da gerekçesi dahi bizlere açıklanmayan şekilde kaybediyoruz.

Kahvede oturup biraz vakit geçirdiğimizde geçtiğimiz yıl 15-20 lira gelen hesap, şimdi rahatlıkla 40-45 lirayı bulabiliyor. Küçük bir miktar gibi görünüyor belki, ama işsiz bir insan için bu para bile büyük bir miktar. İşsiz kaldıktan sonra kredilerimi ödeyemedim, hakkımda icra takipleri başlatıldı. Yalnız ben değilim, çevremde benim gibi onlarca insan var. Geleceğe artık daha fazla umutsuzluk ile bakıyorum. Bizler evden çıkamaz hale geldik. Eskiden de işsiz kalmıştım ama bu defa nefessiz bırakıldım.”

 

 

İşsiz bir diğer isim Kemal Aktay ise İstanbul’daki Kuzey Marmara Otoyolu inşaatında çalışırken işsiz kalan isimlerden.

 

 

Otoyol inşaatında çalışmaya başladıktan sonra sık sık projenin değiştirildiğini ve her değişimde bir grup işçinin çeşitli nedenlerle işsiz kaldığını dile getiren Aktay, son değişiklik ile kendisinin de işsiz kalanlar arasına katıldığını ve Diyarbakır’a geri döndüğünü anlatıyor. Diyarbakır’a döndükten sonra inşaat sektöründe yaşanan durgunluk nedeni ile başka bir iş bulamadığını ve bu sebeple ailesi ile birlikte arazilerinden gelen geliri bölüşmek için arazilerde çalıştığını anlatan Aktay da şunları kaydediyor:

“Bir sabah aniden işsiz kaldığınızı öğreniyorsunuz ve şehrinize geri dönmek zorunda kalıyorsunuz. Sevindiğim tek şey evli olmamam, çünkü çocuk sahibi olarak bu süreci yaşamak çok daha ağır olurdu. Çevremde bu durumda olan fazlası ile arkadaşım var ve fazlası ile yıpranmış durumdalar. Bazen Diyarbakır’da bazen ilçede yaşıyorum. İlçede amcamın kahvehanesi var ve kendileri zam yapmak zorunda kaldıklarında, kaymakamlık yapılmaması için araya girdi. Ancak fiyatlar o kadar artmış durumda ki yapmak zorunda kalacaklar. Bu nedenle kahvelerin durumunu anlayabiliyorum.

Kendilerine zam yaptıkları için kızmıyoruz, ama biz de artık içtiğimiz tek çayın parasını nasıl öderiz diye hesap yapmaya başladık. İş arıyorum, ancak kriz her yanı sardığı için iş bulmak neredeyse imkânsız. Bir işe başvuru için gittiğinizde en az bin 1000 kişinin o işi beklediğini görüyorsunuz ve umut adına bir şey kalmıyor. Abim öğretmendi, ancak ataması yapılmadığı için şimdi Dubai’de inşaat işlerinde çalışıyor. Kendisinin yanına da gidemiyorum. Ailem ile arazilerden gelen geliri bölüşüyoruz, bazen ailem ile tarlada çalışıyorum bazen amcam ile kahvede. Tabii bunlar ancak ekmek parası, kalırsa kahve parası için. Durum nereye gidecek tahmin edemiyorum, ama canımız her gün daha fazla yanıyor.”