Haz 06 2018

Karar yazarı: Ekonomik krize girdiğimiz kesinleşti

Türkiye 2001 krizinden sonra ilk defa ekonomik anlamda en ciddi sarsıntısını yaşıyor. Kriz kapıda. İktidarın, seçimi bu yüzden erkene aldığı yorumları yapılıyor.

Döviz kurlarındaki rekor artışlar ise müdahalelere rağmen önlenemiyor. Seçim sonrası ciddi bir vergi zamları ve enflasyon sıkıntısı ile baş başa kalacağı öngörüleri piyasalarda hakim.

Karar yazarı İbrahim Kahveci köşesinde yaklaşmakta olan ekonomik krizin tehlikesine en fazla yer veren bir isim. Kahveci, "Nerede ise bir ekonomik krize girdiğimiz kesinleşti. Yani bugün henüz ilk günlerini yaşıyor olabiliriz ama aradan geçen her süre zarfında ekonomik sorunlar artarak devam edecek." diyor.

Kahveci'ye göre önümüzde iki yol var:

"1- Ya ‘dış mihraklar’ sloganı ile devam ederek Venezuela olacağız. (Ki, millet bu slogana epeyce inanmış durumda).

2- Ya da aklımızı kullanıp çözümler arayacağız."

Çözüm önerilerini ise şu şekilde sıralıyor yazısında:

"1- Çalışma hayatını sil baştan yenilememiz gerekiyor. Çalışmayı özendirici, çalıştıkça kazancı artırmayı teşvik edici ve 50 yaşlarında emekliliği  bitirici önlemler almalıyız. 

2-Finans sistemini yenilemeliyiz: Bugün kısa vadeli mevduat ile uzun vadeli yatım ve kalkınmamın mümkün olmadığı görüyoruz. Her yer ve kurum kredi bataklığında ama kalınma sağlanamıyor. Sermaye piyasaları sorumluluk üzerine oturmadan gelişmiyor. 

3-Maliye politikası kümesteki kazaları yolmaktan vazgeçmeli ve gerçek kazları kümese almalı: Üretim ve istihdam vergileri düşürülerek, rant üzerine yönelmeli. Bilim-teknoloji ve kalkınma hamlesinin temel bileşeni olarak yeni bir maliye politikası yazılmalı. Hatta “Yatırıma dayalı bütçe açığı” bile ele alınabilmeli."

Kahveci, yazısında ülkedeki yurttaşların iki şeye inandığını belirtiyor:

1- Herkes Türkiye’ye düşman

2- AB ve ABD bizim ekonomimizi çökertiyor. 

Bu akılla çözüm önerisi sunulmasının pek de mümkün olmadığını söylüyor ve şöyle devam ediyor:

"Döviz fiyatları kriz diyeli epey oldu ama dün itibari ile artık faizler de yüzde 18,0 sınırını aşarak resmen kriz demiş oldu. Bir tarafta yüksek faiz , diğer tarafta yüksek döviz. Yani iki yüksek maliyet birleşti. Yeterince üretmediğimiz halde çok tükettirmek için yurt içi talebi dış borçla itelediğimizde karşımıza yüksek enflasyon ve sonuçları çıkıyor. 

Ya ayağımızı yorganımıza göre uzatarak, üretime yakın büyüyeceğiz; ya da üretimi artırıp yeni bir büyüme yoluna gireceğiz. Şimdi karşımız acayip bir denge çıktı: Enflasyon yükseldi diye faizler yükseldi. Faizler yükseldi diye döviz de  yükseldi.... Döviz yükseldi diye enflasyon da yükseliyor. 

Merkez Bankası faizleri yüzde 20 sınırın üzerine çıkarmaz ise artık dövizde düşüş olasılığı çok zor. Hatta yeni bir döviz sarmalına bile girebiliriz. İyi ama yüzde 20’nin üzeri bir faizde bu ekonomide yaprak bile kıpırdamaz. Ekonomik felaket olur. Geriye kalıyor tek seçenek: Piyasaya ve ekonomiye güven vermek. Yani dengeli ve öngörülü ülke yönetimi oluşturmak."

Son olarak yazısında kurumların çalışması gerektiğinden söz eden Kahveci, hesap verebilir bir kamu idaresi olması, adalet ve demokrasi gerektiğinden söz ederek yazısını, "Ya demokrasiye döneceğiz ya da yüksek faiz ve yüksek döviz sarmalında boğulup gideceğiz. Tercih bizim... Ya da dış güçler hikayesi aç-susuz-evsiz parksız insanların yaşadığı bir ülke haline geleceğiz" sözleriyle tamamlıyor.