Konkordato ilan eden şirketlerde işçilerin alacaklarını kim ödeyecek?

Türkiye’nin son günlerde en çok duyduğu kavramların başında konkordato geliyor. Konkordato; kısaca şirketlerin ödeme kabiliyetini yitirmesi demek. İflas öncesi başvurulan bu yol, borçlu şirketin kaynaklarının alacaklılar tarafından kontrol ve paylaşımını öngörüyor.

Döviz kurundaki sert dalgalanma, özellikle dolar ve Euro borcu bulunan pek çok şirketi dar boğaza sürükledi. Bu nedenle hemen her gün yeni bir konkordato haberi geliyor.

Hotic, Yeşil Kundura, Beta, Günaydın Group, Kaşıbeyaz, Astaldi, Hasoğullar Hafriyat, Nova Kağıt, Kartal Beton bu şirketlerden bazıları. Liste uzayıp gidiyor. Sayının önümüzdeki günlerde daha da artması bekleniyor.

Şirketlerin konkordato ilan etmesi, bu kuruluşlara uzun yıllar emek veren işçileri yakından ilgilendiriyor. Şirketlerin pek çoğunda işçilerin maaş, ikramiye, kıdem tazminatı, yol ve yemek parası gibi alacakları söz konusu.

Konkordato veya iflas durumunda, işçilerin son üç aylık maaşlarını Ücret Garanti Fonu’ndan alabilmeleri mümkün. Ücret Garanti Fonu, İşsizlik Fonu bünyesinde oluşturulan bir mekanizma. İşverenin ödeme güçlüğüne düşmesi halinde işçilerin son üç aylık maaşı bu Fon’dan ödeniyor.

Ancak işçiler, Ücret Garanti Fonu’ndan yalnızca temel ücret alacakları olarak ifade edilen maaşlarını alabiliyor. Kıdem tazminatı, yıllık izin alacağı, yol ve yemek gibi diğer alacakları Fon’dan ödenmiyor. Fon’dan ödeme alabilmek için işçinin en az bir yıldır o işyerinde çalışıyor olması da şart. Daha kısa süreli çalışanlar bu haktan yararlanamıyor.

Ücret Garanti Fonu Yönetmeliği’ndeki bir diğer madde ise çok daha önemli. Bu maddeye göre yapılacak ödemeler, Ücret Garanti Fonu kaynaklarıyla sınırlı. Ödemeler, Fon’a başvuru sırasına göre yapılıyor. Bunun anlamı şu: Para bitince ödeme yapılamayacak. Önce gelen parayı alacak.

Peki, Ücret Garanti Fonu’ndaki para ne kadar?  

Bu Fon’un gelirleri, işverenler tarafından işsizlik sigortası primi olarak yapılan ödemelerin yıllık toplamının yüzde 1’inden oluşuyor. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) verilerine göre 2016 yılında Ücret Garanti Fonu prim geliri 66 milyon TL oldu.

Aynı yıl Fon ödemesi 15.7 milyon olarak gerçekleşti. 2017’nin ilk dokuz ayında Ücret Garanti Fonu geliri 57 milyon TL olurken, yıl toplamında gideri 25.8 milyon TL olarak gerçekleşti.

2018 yılının ilk sekiz aylık döneminde Fon’dan yapılan ödemeler ise 24.4 milyon TL oldu.

İŞKUR verileri, Ücret Garanti Fonu kapsamındaki ödemelerin mayıs ayından itibaren geçen yıla göre yüzde 100’den fazla arttığını da gösteriyor.

Örneğin 2017’nin mayıs ayında Fon’dan 368 kişiye ödeme yapılırken, bu yılın mayıs ayında rakam 707’ye yükseldi.

Geçen yıl haziran ayında 410, temmuz ayında 324, ağustos ayında 240 kişiye Ücret Garanti Fonu’ndan ödeme yapılmıştı.

Bu yıl haziranda 1160, temmuzda 804, ağustosta 789 kişinin maaşı ödendi.

Bu tablo, Ücret Garanti Fonu gelirlerinin sınırlı olduğunu, kriz yaşanmadığı dönemlerde bile gelirlerin önemli bir bölümünün gidere dönüştüğünü gösteriyor. Dolayısıyla peş peşe iflasların yaşandığı ekonomik kriz ortamında Fon kaynaklarının yetersiz kalacağı çok açık. Ücret Garanti Fonu bu haliyle en fazla 2-3 bin işçiye ödeme yapabilir.

Hükümetin kriz derinleşmeden Ücret Garanti Fonu gelirlerini artırıcı önlem alması gerekiyor. Söz gelimi; Ücret Garanti Fonu’na İşsizlik Fonu’ndan daha fazla kaynağın aktarılması mümkün.

İşçilerin konkordato ilan eden şirketlerdeki kıdem tazminatı ve diğer alacaklarını tahsil etme ihtimalleri de son derece zayıf. Çalışanların alacaklarını garanti edecek adımların gecikilmeden atılması gerekiyor. Emekçilerin yılların birikimi olan haklarının ellerinden kayıp gitmesine seyirci kalınmamalı.

Ücret Garanti Fonu ödemelerinin üç ay ile sınırlı olması da bir başka sorun.  Zira pek çok şirket, işler kötüye gitmeye başlayınca ilk önce işçilere yapacağı ödemeleri aksatıyor. Bu nedenle dar boğaza giren şirketlerde birikmiş işçi alacakları söz konusu. Üç aylık maaşlarını Fon’dan alsalar bile bu durum çalışanların kayıplarını telafi etmeye yetmiyor.

Şirketlerin ödeme güçlüğüne düşmesi durumunda devreye girebilecek bir başka tedbir ise Kısa Çalışma Ödeneği.

Bu ödenek ise, genel veya sektörel ekonomik kriz durumunda uygulanabiliyor. Ücret Garanti Fonu’ndan farklı olarak işçilerin maaşları, şirket faaliyetlerine devam ederken 3 ay süreyle İşsizlik Fonu’ndan ödeniyor.

Bu süre Cumhurbaşkanlığı kararıyla altı aya kadar uzatılabiliyor. Türkiye, 2009 yılındaki ekonomik krizde kısa çalışma tedbirini başarıyla uyguladı. Bu yolla pek çok firmanın iflası önlenirken işçiler de maaşlarını alabildi.  

Kısa Çalışma Ödeneği, işverenlere “Sen işçi çıkarma, maaşını ben öderim” demek. İşçilerin hiç çalışmadıkları ya da yarım çalıştıkları durumlarda, çalışılmayan dönemin maaşları Kısa Çalışma Ödeneği olarak İşsizlik Fonu’ndan karşılanıyor. İşçilerin, Kısa Çalışma Ödeneği alabilmesi için işsizlik maaşına hak kazanma koşullarını taşımaları gerekiyor.

Görüldüğü gibi, 2000 yılında Bülent Ecevit’in Başbakanlığı döneminde hayata geçirilen İşsizlik Fonu, yalnızca işsizlik maaşı vermekle kalmıyor. Kriz dönemlerinde de Kısa Çalışma Ödeneği ve Ücret Garanti Fonu devreye giriyor. Çalışanların maaşları, birkaç ay süreyle de olsa garanti altına alınıyor. Ancak büyük bir kriz karşısında yetersiz kalacak bu mekanizmaların güçlendirilmesi şart.

Ayrıca Fon’dan işsizlerin mesleki eğitim giderinden doğum yapan kadınların yarım çalışma ödeneğine, gençlerin ve kadınların istihdam teşvikinden toplum yararına çalışmaya kadar pek çok kalemde milyonlarca emekçiye ödeme yapılıyor.

İşsizlik Fonu’ndan ödemelerin başladığı Mart 2002’den Ağustos 2018’e kadar 6 milyon 306 bin kişiye işsizlik maaşı olarak 21 milyar 422 milyon TL ödendi. Kısa Çalışma Ödeneği olarak da 228 bin 610 kişiye 212 milyon TL aktarıldı. Konkordato veya iflasını ilan eden şirketlerdeki 74 bin 639 kişi Ücret Garanti Fonu kapsamında son üç aylık maaşlarını alabildi.

Bütün bu veriler, İşsizlik Fonu’nun emekçiler için hayati öneme sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle Fon’un amacı doğrultusunda kullanılıp, aşındırılmaması önem taşıyor.

Ancak son yıllarda İşsizlik Fonu kaynaklarının, amacı dışında cömertçe harcandığını görüyoruz. Örneğin geçtiğimiz hafta ortaya atılan, İşsizlik Fonu’ndan dolambaçlı yöntemlerle üç kamu bankasına 10.8 milyar TL sermaye sağlandığı iddiası henüz açıklığa kavuşmadı.

Unutulmamalı ki İşsizlik Fonu, işçinin zor günler için yaptığı birikimidir. Bu birikime dokunulmamalıdır.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.