Tiny Url
http://tinyurl.com/y7pdlu56
Eyl 10 2018

Krediler kurudu, konkordatolar artacak

Türkiye’de ekonomik kriz sadece vatandaşın cebini değil, büyük firmaları da olumsuz etkilemeye başladı. Büyük şirketler peş peşe konkordato ilan ediyor.

Paraanaliz yazarı Çetin Ünsalan, Türk reel sektöründe konkordato rüzgarı estiğini hatırlatıyor ve “ Nisan ayından bu yana konkordato, yani anlaşmalı iflas ilan eden firmaların sayısı 14’ü buldu. Sadece firma olarak nitelendirmeyin. Çünkü bunlar yan sanayisi ve tedarikçileriyle birlikte, hacimlerinden çok daha büyük bir etki alanı yaratıyorlar” diyor.

Yüzde 30’a varan kredi faizleri ve özel bankaların krediyi kesmesi yüzünde konkordatoların artması bekleniyor. Ankara özel sektörü kurtarmak için kapsamlı bir plan hazırlamak zorunda olduğu yorumları yapılıyor.

Peki konkordatolar niye patladı? Paraanaliz’deki analize göre çünkü özel sektör artık ciro üretemiyor:

“Özel bankalar artık yeni kredi vermiyor. Yani, kapanan kredilerin yerine yenisini açmıyor. Yıllandırılmış kredi büyüme hızı ise yüzde 2’nin  altına düştü. Türkiye’de enflasyon yüzde 18’e dayandı. Bu da reel kredi stoğu hızla daralıyor anlamına geliyor. Kurumsal kredilerde 13 haftalık hareketli ortalama bazında yüzde 1.4 daralma var!  Ya şirketler artık üretim yapamıyor, ya da bankaların risk algısı o denli yükseldi ki, özel sektöre krediyi kestiler.”

Çetin Ünsalan’ın bugün tarihli “Konkordatoya izin vermeyin” başlıklı yazısı şöyle:

"Türk reel sektöründe konkordato rüzgarı esiyor. Nisan ayından bu yana konkordato, yani anlaşmalı iflas ilan eden firmaların sayısı 14’ü buldu. Sadece firma olarak nitelendirmeyin. Çünkü bunlar yan sanayisi ve tedarikçileriyle birlikte, hacimlerinden çok daha büyük bir etki alanı yaratıyorlar.

Öncelikle şunun altını çizmek gerekiyor ki, iyi niyetliler de, kötü niyetliler de olabilir. Bu ayrımı yapmak da bizim değil, hukukun işi. Ama niyetleri bir kenara bırakırsak, altını çizmemiz gereken gerçek şu:

İktidar sanal bir oyunun içinde, sevgi kelebeği gibi dolaşırken, ülkenin üretim kanadında sıkıntı giderek büyüyor. Bilhassa artan konkordato meselesini iyi okumak lazım. İflas erteleme ile benzerlikler gösterse de temel bir ayrışma noktası var.

 Benzerlikler elbette olabilir. Ama Türkiye’de son dönemde yaşananlara dikkat ettiğinizde, diğer tarafın daha ağır bastığı görülüyor. İflas erteleme, giderlerin gelirleri karşılayamadığı, borca batık şirketlerde öne çıkar.

Lakin bugün de konkordato ile öne çıkan özellik farklı. Borç ödemekten aciz olan borçluların yöneldiği bir gerçeklikte dikkat çekiyor. Bilhassa kur farkı, tıkanan likidite, dönen çekler, TL bazında durdurulamayan maliyetler, birçok firmayı alacağı olduğu halde, borç ödemede aciz duruma getirdi.

Öncelikle bu işe bir ‘dur’ denilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira konkordato aşaması, ihtiyacı karşılamıyor. Fakat her zamanki gibi ‘yok’ sayan bir anlayış çerçevesinde değil. Konkordato noktasına gelen firmaları, bu aşamaya gelmeden önce karantinaya almaktan bahsediyorum.

Hiç hukuki bir zemine taşınmadan, kurtarılabilecek noktalar varsa, teşviklerden öncelikle yararlanmalarını sağlamak gerekir. Bunu bir firma kayırmacılığı olarak nitelendirmeyin.

Ortaya çıkan firmaların vurguncu ya da kumarhane ekonomisinin aktörü olma özelliği var mı, yok mu bakılır. Gerçekten derdi üretim yapmak, ticaretin kuralları içerisinde ayakta kalabilmek ise, bunlara özel bir operasyon yapılmalıdır.

 Zira bunların sadece konkordato ilanı bile, şüyuu vukuundan beter işlere neden oluyor ve panik, domino etkisiyle halka halka yayılıyor. Bu sürecin sonunda, öngörülenden daha büyük iflasları da beraberinde getirmesi kaçınılmaz.

Bu firmaların mutlaka alacakları ile arasında arabulucu olunmalı, yeni ödeme planları tarafsız ve uzman gözüyle yapılmalı, ödeme planlarına da uyması sağlanmalıdır. Süreci çok önceden okuyan bazı işletmeler, başta bankalar olmak üzere, piyasayla bu yapılandırma için masaya oturdular.

 Oysa o gün iktidara yakın medya bu firmalara demediğini bırakmadı. Ben o gün de bugün de doğru bir yaklaşımda olduklarını düşünüyorum. Şimdi konkordato ilan edenlere ve henüz haberimiz olmayan edeceklere yönelik özel bir kuluçka merkezi kurulmasını öneriyorum. Teklifimin alışkanlıklara ters geldiğinin farkındayım. Ama iş içinden çıkılmaz bir noktaya sürükleniyor.

Şayet bu filmi sadece izlemeye kalkarsak, bulunduğu sektörden bankacılık sektörüne kadar zincirleme bir etki yaratacaklar ve o gün bu işin telafisi mümkün olmayacak.

Hatta bir adım daha ileri gidiyorum. Aynı öneriyi kamuya da getiriyorum. Çağırın şu yerli ve yabancı alacaklıları… Borç çevrilemez olmadan yeni bir yapılandırma çerçevesinde borcu ödenebilir kılın. Yoksa topluca filmin sonunda aklımızı yitirip, sokaklarda zil takıp oynayacağız.”